Mahmure

Arzu Çağlan’la #direngezi ve Sanatçılar...

Güncellenme tarihi: 28.06.2013 10:14
Kardeşim Hayal ve ben, 1 Haziran günü Dolmabahçe’de polisin bibergazı, portakal gazı ve tazyikli suyuna henüz maruz kalmadan önce, yüzler gülüyorken… Çizimler ise İtalya’dan bize destek veren @channeldraw ‘a ait!

Her şey bir ağaçla başladı…

Türk halkının sadece bir ağacı korumak, yani yeşilini korumak için başlattığı eylem Taksim Gezi Parkı’nda kitap okuyan gençlerle devam etti. Protesto demek çok yanlış, eylem de değildi. Parkını, anılarını, ağacını korumak hür, özgür olan herkesin hakkıydı.

Sonra ne mi oldu?

Ağacını korumak isteyen halkı, sabah parkta biber gazlarıyla uyandırdılar, parka gelen yaşlılara, hayvanlara hiç ayırt etmeden biber gazı sıktılar, şiddet uyguladılar. “Olay neden büyüdü?” diye merak edenler belki de olayın başlangıcının masumiyetinin ve haklılığını görmeli. Bu masumca direnişe inanmalı!

Şu anda Türkiye’de yaşlısı, genci, çocuğu herkes direnişte… ( 07.Haziran 2013 ) Konu ağaçtan, çevreden çok daha büyük bir boyuta taşındı. Temiz nefes alma hakkını arayanları, rant peşinde koşan yöneticiler alışveriş merkeziyle ödüllendirmek istedi, bu sefer olmadı.

Türkiye, Başbakanı’na, Cumhurbaşkanı’na, Valisine, medyasına tepki gösterdi. Polis ise halkıyla savaşa girdi. Direnişin tüm günlerinde şiddeti daha da artan olaylarda son kullanma tarihi geçmiş kimyasallar, biber gazı, portakal gazı, plastik mermi, cop kullanıldı.

İnternet üzerinden duyurulan bu direniş, bu işkence görüntüleri medyadan tüm gerçekliğiyle verilmedi. En büyük kanallarında penguen belgeselleri gösteren medya, halkını yani kendinden olanı polise karşı korumaktansa ölüm sessizliğini seçti. (!)

TV kanallarında görmekten sıkıldığımız magazin ünlüleri ise kafalarını deve kuşu misali kuma gömmeyi tercih ettiler. Dünya starı Madonna, Patti Smith… bile paylaşım yapmışken onlar sessizliğini bozmadı ta ki sular durulana kadar.

Kimisi tepkisini belli etti ama suya, sabuna dokunmadan “yorumsuz…, diyecek bir şeyim yok..” tweetleriyle. Diyecek çok şeyi olmalı insanın, hele de halkın sevgisini takdirini bi’ şekilde kazanmışsa. Halkın diliyle, duygularıyla dolmalı, içi içine sığmamalı, kameraların önüne bu sefer halkın yüzü olarak çıkmalı, halkın sevgisini karşılıksız bırakmamalıydı. Öyle olmadı!

Kimse mi çıkmadı? Tam olarak öyle de olmadı, ismini, hayatını bilmediğimiz oyuncular, tiyatro ustaları, müzisyenler sahiplendi, her fırsatta Gezi Parkı’na gitti. Sosyal medyadan ya da onlara uzatılmış bir mikrofon varsa dile getirdi rahatsızlığını, tanık olduklarını. Duyduklarımız aslında onların sesi değil halkın sesiydi.

Magazin ünlülerinin yapamadığını cesurca yaptılar, bir kez daha farklılıklarını ortaya koydular.

Diyeceğim o ki hem medya, hem ünlüler büyük bir sınavdan geçti azizim. Bize kalan yine tiyatrolarımız, tiyatrocularımız, Fatih Akın’ımız, Duman’ızmız, Bendeniz’imiz, Çağan Irmak’ımız, Memet Ali Alabora’mız, Şebnem Sönmez’imiz, Levent Üzümcü’müz, Sermiyan Midyat’ımız… Ve ismini atladığım bi’ çok kalbi güzel insan…

Öte yandan uzun süre olaylara temkinli yaklaşıp son günlerde mektup yayınlayan, twitter hesabım hacklendi diyen, olaylar sonunda Gezi Parkı’nda konser verme çabasına giren sanatçılarımız da yok değil..!

Sözümü Arzu Çağlan’a bırakırken yazımı Gezi Parkı teşekkürüyle bitirmek istedim…

Beşiktaş Dolmabahçe’de polislerin acımasızca biber gazı sıktığı anda kardeşim ve benim hayatımızı tanımadığımız bir çocuğun kurtardığı ülkemde; herkesin birbirine gösterdiği nezaket, duyarlılık, bütünlük ve hayata olan umudumu yeniden canlandırdıkları için tüm Gezi Parkı direnişçilerine teşekkür ediyorum.

Gezi Park’ını ben kendi gözümden değerlendirdim, şimdi sıra Best FM’in cesur programcısı Arzu Çağlan’da.

Arzu Çağlan kaleminden Gezi Parkı direnişi ve yansımaları…Sevgili Hilal’in bıraktığı yerden ben devam edeyim o halde…

Gezi Parkı, sürecini bir radyocu olarak hem yayında yaşadım, hem de radyomuz Taksim’ de olduğu için bilfiil bünyemde. Açıkçası, hala derin bir analiz yapacak kadar olay soğumadı bende. Bugün tarih 20 Haziran, hala taşlar yerine tam oturmadı sanki. Görünüşte, kazandık gibi duruyor. Belediye harıl, harıl, ağaç ve çiçekler ekiyor zira. Kim bilir, belki eskisinden bile güzel olacaktır Gezi Parkı. Fakat, dört ölü, binlerce yaralı, herkesi akıl tutulmasına sokan o dehşet, kötülüğün ve zalimliğin nefesi, saflığımızı fena parçaladı.

Bize uygulanan orantısız şiddete rağmen, genç insanların, temiz kalplilikle, götürdükleri bir mücadeleydi Gezi direnişi. Cumhuriyet tarihimize, yakıştı bu yaşadığımız günler. Her ne kadar siyasetçilerimiz bugün kızsa da, çapulculuk ve zorbalıkla suçlansak da, günün birinde tıpkı Brezilya başkanı gibi, usulca, mahcup bir gülüşle, “ Biz de sizinle gururlandık “ diye anılarında yazacaklarını ümit ediyorum. Bir parkın savunmasıydı, yıllardır susan kitlelerinin dertlerini, bir anda gözyaşı sağanağı gibi dökmesine dönüştü. Emek sinemasını kurtaramadık, Haydarpaşa garı yandı, kızgındık. Etrafını beton kütlelerin sardığı bir çizgi film sincabına dönmüştük hepimiz. Gezi, hayatımızdan çıkıp, giden, elimizde tutamadığımız tüm değerlerin sonuncusuydu. Nereden, nereye.. Kim derdi ki, bir gün gelecek yüz binlerce insan parklarda buluşacak, birbirlerini hiç tanımadan koca bir mücadelenin içine girecek.

Yıllardır medyanın içinde olan çoğu kişi gibi, bende bezmiştim tamamen. Bu doğru değil dediğim, yığınla şeye, “ Evet, doğru değil! “ diyen dinleyicilerim vardı ama kimsenin bizi taktığı yoktu. Pencere arkasından sokağı seyreden, mahzun kadınlar gibiydik tamamen. Yüz binlerce insan Taksim’ de, İzmir’ de, Kuğulu’ da birden ortaya çıkıp, aynı lisanı konuşmaya başlayınca, tamam dedim. Yeniden nefes alabilirim artık. Birkaç ay sonra, yaşanan tüm acılara, kavgalara, haksız göz altılarına rağmen, bu yalnız olmadığını bilme duygusunun herkese çok iyi geleceğini düşünüyorum. Şu anda, Gezi Parkı ve Atatürk Kültür Merkezi, operamsı alışveriş merkezimsi kışlamsı rezidans olmaktan kurtulmuş duruyor. Türkiye, hep sürprizlerle dolu bir ülke. Bunu bilen içimdeki acıların kadını Bergen, ya daha başka kötü bir şey olursa diye didikliyor beni ama susturuyorum onu. Umarım, olmaz. Umarım, bu kentlerimizi kaplayan çadırlar, duran insanlar, kitap okuyan gençler, halay çeken insanlarla dolu bu çılgın enerjimiz devam eder.

Değişim, bir ülkenin en büyük gücü ise o enerji bu sokaklarda mevcut şu anda. Gönülden kulak verip, sokağın sesini dinleyenler ve dinleyememekte inat edenlerin filmi başladı çoktan. Öyle bir değişim ki bu, derin devlet komplo teorileri veya sert lider kavgalarının dışında hayatımıza garip bir bükülme etkisi de getiriverdi. Bir geç kalmış tweet yüzünden, binlerce fanının Ajda Pekkan’ a nasıl kızdığını veya Ayşen Gruda ’nın yeğenim konuşmasını, dinlemek bile ilginçti. Kimi sadece siyasi arayışlarının peşinde, kimi ise kentinin. Halit Ergenç veya Tarkan’ ı orada görmek hem güzeldi, hem de önemli. Her şeyin ekonomik güçle, altın ve borsa değerleri ile ölçüldüğü bir frekansta, iş adamı da, megastarı da, öğrencisi, işçisi de bir araya geldi ya. Belki de o meşhur faiz lobisini en çok o delirtmiştir. Paranın gücüne nanik yapıldı o parkta. Sıcak mı sıcak bir Hazirandı üstelik.

Kışa girerken, hepimiz arkamıza yaslanıp, of be ne yazdı bu 2013, esti, geçirdi diyeceğiz. Tıpkı, hiç umulmadık bir anda gelen aşk gibi, sıcak bir yaz olacak. Büyük siyasi tahminler, derin analizler yapmanın şu anda bir manası da yok. Fakat bir konuda yüzde yüz eminim. Doğru yada yanlış, fark etmez konuşanların kazanacakları, susanlarınsa kaybedeceği bir yeni döneme girdi ülkemiz. Susmak, artık var olamamak demek çünkü.

İyi ki, varsın be Gezi Parkı. Sayende silkelendik, kendimize geldik!

Arzu Çağlan

Best FM

2086
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.