Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

"Yeni Dünya Düzeni"nin yeni yüzü

"Yeni Dünya Düzeni"nin yeni yüzü

ABD'de 11 Eylül'de düzenlenen terörist saldırılar, terörizmi 21'inci yüzyılın en büyük tehdidi olarak öne çıkarırken, günlük hayattan uluslararası politikalara her şeyi kökünden değiştirdi.

ABD`de 11 Eylül`de meydana gelen terörist saldırılar, ülkede günlük yaşamdan, ekonomiye, insan haklarından basın özgürlüğüne, uluslararası ilişkilerden kanunlara kadar köklü değişikliklere yol açarken, terörizm, 21. yüzyılın en büyük tehdidi olarak ortaya çıktı.

ABD, dünya ile ilişkilerini, "ya bizimlesiniz ya teröristlerle" mihenk taşıyla belirlemeye yönelirken, kendi topraklarında asla terörist saldırı gerçekleşmeyeceğine inanan Amerikan halkının yaşam biçiminde de değişiklikler oldu.

"Kendini koruma" güdüsüne giderek daha çok önem veren ABD`de, milliyetçi duygular saldırıyla ağırlık kazanırken, Ortadoğulu veya Müslümanlar üzerindeki baskı yoğunlaştı.

Saldırının ardından, ABD Başkanı George Bush, Pennsylvania Valisi arkadaşı Tom Ridge`i, yeni oluşturulan bir pozisyon olan "İç Güvenlik Bakanlığı" ile görevlendirdi. Yeni bir saldırı ihtimaline karşı ABD, her türlü tedbiri alma çabasına girişti.

11 Eylül Bush'a yaradı

Başkan Bush`un liderlik özelliği, 11 Eylül`ün arkasından belirgin şekilde ortaya çıkarken, bütün partiler, ulusal güvenlik sorununun yaşandığı bir dönemde Bush`a yüzde 100 destek sağladı.

11 Eylül`den sonra geçen 3 ay içinde Bush, kamuoyu yoklamalarında yüzde 89`lardaki halk desteğiyle bugüne kadar halktan en fazla destek alan ABD Başkanı oldu.

ABD Kongresi, saldırının özellikle ekonomideki korkunç etkisini hafifletmek üzere 40 milyar dolarlık bir paketi hemen kabul etti.

11 Eylül`ün, turizm, sigorta, havacılık sektörlerine darbesi çok büyük oldu. Güvenlik endişesi ve ABD`nin savaşa girişeceğinin bilinmesi, halkın harcamalarında ciddi bir düşüş yaratırken, saldırıyla darbe alan sektörlerde büyük çaplı işten çıkarmalar gözlendi.

11 Eylül`ün şoku atlatılamadan, şarbon vakalarının ortaya çıkması biyolojik ve kimyasal terörist saldırı endişelerini artırdı. Kongre üyeleri ve basın mensuplarını hedef alan şarbonlu mektuplar, 5 kişininölümüne yol açarken, posta hizmetlerinin de özellikle Washington ve New York`ta uzun süre aksamasına neden oldu.

Saldırıları "savaş ilanı" kabul eden Başkan Bush, teröristlere savaş açtığını belirterek, 7 Ekim`de İngiltere ile birlikte, Afganistan`da saklandığına inanılan, 11 Eylül`ün arkasındaki isim terörist Usame Bin Ladin, örgütü El Kaide ve Taliban yönetimine karşı askeri operasyonu başlattı.

Yeni dünya düzeni

ABD topraklarına yönelik en büyük tehdidi, Kuzey Kore, İran, Irak gibi "korsan devletlerden" gelecek füze saldırılarında görerek, ulusal füze savunmasına girişen ABD, 11 Eylül`den sonra bu konudaki ısrarından vazgeçmedi, ancak konunun önemi, terörizmle mücadele bağlamında daha alt sıralara düştü.

ABD, füze savunma sistemini kurmuş olsaydı bile, son terörist saldırıyı önleyemeyeceği gerçeğini kabullendi.

ABD, "teröristlerden yana olanlar ve olmayanlar" olarak dünya ülkelerini sınıflama yaklaşımına yönelirken, dünya ülkelerine yerlerini seçme çağrısında bulundu.

Saldırıların hemen arkasından, ABD`yi "büyük şeytan" olarak gören İran bile, sempati hislerini ifade ederken, görülmemiş çapta bir uluslararası koalisyon oluşturuldu.

NATO, bir üyesine yapılan saldırıyı kendine yapılmış kabul eden 5. maddenin geçerli olduğunu vurgularken, Afganistan operasyonu başladıktan sonra, ilk kez NATO uçakları, ABD`nin Atlantik kıyılarını korumakla görevlendirildi.

Askeri boyutunun yanı sıra teröristlere akan hesapların kontrol edilmesi, terör hücrelerinin, Bin Ladin`in terör ağının ortaya çıkarılması, istihbarat konularında uluslararası bir işbirliği sağlandı.

İngiltere ve Türkiye, bu işbirliğinde, bütün boyutlarıyla yardım öneren iki ülke oldu. Türkiye, İncirlik başta olmak üzere üslerini, hava sahasını açarken, asker gönderme yönünde TBMM`den karar çıkararaktam destek verdi.

11 Eylül, ABD`nin dünyaya bakışını değiştirdi. Afganistan`daki operasyon ile birlikte Türkiye`nin yanı sıra başta Özbekistan olmak üzere Orta Asya ülkeleri ve Afganistan üzerinde etkisi bilinen Pakistan`ın stratejik önemi arttı.

Saldırılarla birlikte ABD`nin Rusya ile ilişkilerinin niteliği de değişti. Soğuk Savaş döneminin baş düşmanı Rusya, terörizme karşı savaşta ABD`nin yanında yer aldı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin,saldırıların arkasından Başkan Bush`u ilk arayan devlet başkanı olurken, ABD`ye destek için askerlerini alarma geçirdiğini bildirdi.

Bush ile Putin, iki ülkenin başkanları arasında tarihte görülmedik birkişisel dostluk sergilerken, klasik "Amerika-Rusya zirvesi" yaklaşımı geride bırakılarak, daha sık ve yakın bir ilişki dönemi başlatıldı.

Amerikan yönetimi, Rusya`yı, varlık amacı Rusya`ya karşı durmak olan NATO`ya yakınlaştırma ve hatta bazı durumlarda karar mekanizmasına da katma çabasında olduğunu duyurdu.

Ordunun yeniden yapılanması

Ordunun yeniden yapılanmasında da 11 Eylül`ün etkisi oldu. Tank gibi konvansiyonel silahlar önemini kaybederken, yüksek teknoloji taşıyan bütün silahlar, uydu sistemleri, uzay silahları projeleri, uzun menzilli füzeler önem kazandı.

ABD, Bin Ladin ve terör örgütü El Kaide`nin yerini tespit etmek için bütün imkanlarını seferber ederken,istihbaratın önemi arttı.

ABD, Afganistan`da başlattığı askeri operasyonda, ilk bir ay sonra "batağa saplandığı" yorumlarıyla karşılaştı.

Rusya`nın, daha önce Afgan batağından çıkmakta zorlandığı örneğiyle ABD`nin yanlı bir işe giriştiği yolunda eleştiriler bulunuyordu. Ancak yerel güçlerle iyi bir ittifak kuran ABD, havadan bombardımanla yerel güçleri destekleyerek, Afganistan`da başarıya ulaştı.

Kuzey İttifakı ile iyi işbirliği kurulurken, Taliban`ın geldiği etnik köken olan Peştular da birer birer Taliban`dan koparılarak, Taliban karşıtı saflara çekildi.

Başkan Bush`un, "can kaybı kaçınılmaz" uyarısında bulunduğu operasyonlarda, kazayla ölenlerin yanı sıra bir Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) görevlisinin hayatını kaybetmesi ve ABD`nin açtığı ateşte kazayla 3 Amerikan askerinin ölmesinin dışında, çatışma ortamında can kaybı asgaride tutulmuş oldu.

Yeni basın özgürlüğü ve insan hakları

ABD tarihinin en büyük terörist saldırısı, "Amerika`yı Amerika yapan değerler" olarak özetlenebilecek sistemin temelini de bombalayan bir saldırı olarak değerlendirilebilir.

Farklı etnik kökenlerin bir potada eridiği ABD`de halk, saldırıları gerçekleştiren 19 kişinin Arap asıllı Müslüman olduğunun açıklanmasının ardından, yeni bir tür ırkçılık sayılabilecek bir tuzağa itildi.

Başkan Bush`un, savaşın İslam`a değil terörizme karşı olduğu ve ülkedeki Müslümanların haklarının korunması gerektiği yolundaki uyarılarına karşılık, aralarında Türklerin de bulunduğu çoğunluğu Müslüman kökenli ülkelerin ABD`de kaçak olarak bulunan vatandaşları gözaltına alındı.

Adı Müslüman çağrışım yaptığı için gözaltına alınan "Ömer" isimli bir kişinin, aslında Musevi asıllı olduğunu ve hiçbir suçu olmadığını kanıtlayıncaya kadar 2 ay ABD`de nezarethanede tutulmasına benzer hikayeler basında yer aldı. Başında sarık olduğu için Müslüman zannedilen bir Hintli, kızgın bir Amerikalı`nın kurşunuyla öldürüldü.

Amerikan topraklarında saldırı olmayacağına yönelik güven ortadan kalkınca, etnik kökenlilere yönelik şüpheli bakışlar arttı.

Bir taraftan Amerikan halkına, "yaşam biçiminizi değiştirmeyin, yoksa teröristlerin kazanmasına izin vermiş olursunuz" denilirken, "terörizmle mücadele" adı altında bazı kanunlar ağırlaştırıldı.

Sivil özgürlükler tepetaklak

Bazı yorumcular, ABD Adalet Bakanı John Ashcroft`un çok ileri gittiğini ve sivil hakları hiçe sayarak, ABD`nin "insan hakları şampiyonluğu" imajına gölge düşürdüğünü söylüyorlar.

Yeni çıkan terörle mücadele kanunları, doğrudan yabancıları hedef alıyor ve ülkede yasadışı olarak bulunduğu tespit edilen yabancıların, gerekirse "gizli kanıt" gerekçesiyle gözaltına alınması ve sınırdışı edilmesini de içeriyor.

Bu süre içinde kişi, ne ile suçlandığını bilmediği gibi, bu kişinin avukatına da davayla ilgili hiçbir bilgi "ulusal güvenlik gerekçesiyle" verilmiyor.

ABD Başkanı Bush, Bin Ladin ve adamlarının yakalanması durumunda, hemen bulundukları yerde veya bölgedeki Amerikan saaş gemilerinde yargılanarak idam edilmeleri için, "askeri mahkeme" kurulmasına onayverdi. Bu uygulama da yargıya müdahale olarak, sivil haklar savunucularından yoğun eleştiri aldı.

Basın özgürlüğünün savunucusu ABD, terörist saldırılardan sonra basına yönelik yaklaşımında da düzenleme yaptı.

Beyaz Saray ilk kez, basının hangi haberleri verip veremeyeceğine dair bir rehber hazırlayarak, editörlere, "Bu kurallara uyulması zorunlu değil, ancakulusal güvenliğimiz için uysanız iyi olur" uyarısında bulundu.

Bush yönetimi, bazı havaalanı benzeri yerlerin haritalarının yayınlanması, biyolojik saldırı teknikleri veya ABD`nin istihbarat toplama yöntemlerine işaret edebilecek bilgilere ambargo koydu. Basın kuruluşlarının da bu uyarıları dikkate aldığı gözlendi.

Sıkı sansürler

ABC televizyonunda, "Politically Incorrect" programını sunan Bill Maher, Afganistan operasyonunun başlarında, teröristlerin Başkan Bush tarafından "korkak" olarak nitelenmesine değinerek, intihar saldırısında bulunanlara korkak denilemeyeceğini, ABD`nin can kaybı korkusuyla karaya inmeden, "havadan bomba atmasının korkaklık olduğunu" söyleyince, Maher`in programı yayından kaldırıldı.

Basındaki haberlere göre, Pentagon da daha önceki askeri operasyonların aksine, basın mensuplarına savaşı izlemek için çok az imkan tanıyor. Afganistan`daki Rhino askeri kampına götürülen basın mensuplarının, penceresiz bir odada tutulduğu, askeri tören ve konuşmaları ancak çok uzaktan izlemelerine izin verildiği, çoğu zaman not tutmalarının dahi kabul edilmediği belirtiliyor.

Pentagon, kazayla ABD`nin kendi ateşiyle ölümüne neden olduğu askerlerine ilişkin basına yeterli imkan sağlanmadığı için özür dileyerek, "olumlu unsurlar kadar olumsuz noktaları da sizin dikkatinize sunmalıyız. Bunun için özür dileriz" ifadelerini kullandı.

ABD, Afganistan`daki operasyonda sonuca yaklaşırken, bütün dikkatini, Bin Ladin`i ele geçirmeye yöneltti. ABD yönetimi yetkilileri, Bin Ladin yakalansa bile, dünyadaki terör ağı çökertilmeden savaşın bitmeyeceğini her fırsatta vurguluyor.

ABD`nin, Afganistan`dan sonra Irak, Somali, Endonezya gibi ülkeleri de hedef alacağı yönünde yorumlar yapılıyor.

ABD, kitle imha silahları üretmekle suçlanan Irak lideri Saddam Hüseyin`i dikkatle izliyor. Ancak Irak`a yönelik yakın zaman içinde yönetimde bir müdahale planı bulunmadığı belirtiliyor.

ABD yönetimi, terörle mücadelenin on yıllar alabileceğini kaydediyor.
384
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.