Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Paşaların semti Nişantaşı

Paşaların semti Nişantaşı

"Dolmabahçe'den Nişantaşı'na Sultanların ve Paşaların Semtinin Tarihi" adlı kitapta bölgenin tarihi anlatılıyor.

Araştırmacı Burak Çetintaş'ın altı yıl süren çalışmasının sonunda Antik A.Ş. tarafından yayımlanan "Dolmabahçe'den Nişantaşı'na Sultanların ve Paşaların Semtinin Tarihi" adlı kitapta Dolmabahçe, Maçka, Teşvikiye, Fulya, Nişantaşı, Beşiktaş'ın oluşturduğu bölgenin ilginç tarihi serüvenine yer veriliyor. Çetintaş, Dolmabahçe'den Nişantaşı'na kadar uzanan geniş alanın büyük bölümünün Osmanlı döneminde tersane eminliği yapan ve yolsuzluklara bulaşan Hacı Hüseyin Ağa'ya ait olduğunu anlatıyor. Kitapla birlikte Hacı Hüseyin Ağa'ya ait gayrimenkullerin dökümünü gösteren tarihi vakfiye belgesi de ilk kez gün ışığına çıkarılıyor.

Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü İlber Ortaylı'nın önsözünü yazdığı kitapta, Dolmabahçe Sarayı'nın inşasıyla saray çalışanlarının ağırlıklı olarak yerleştiği bölgenin tarihi, köşkleri, bahçeleri, mesireleri, ilk mahallelerin kuruluşu, ünlü Nişantaşılı ailelerin öyküleri, büyük bölümü ilk kez yayımlanan fotoğraf ve belgeler eşliğinde anlatılıyor. Kitabın en önemli kişiliği ise, bu geniş araziyi şaibeli şekilde sahiplenen Hacı Hüseyin Ağa. Ağabeyi sarayda sadaret kethüdalığı görevinde bulunduğu için önce sipahiler ağalığı, sonra da 1712-1715 yılları arasında tersane eminliği görevine getirilen Hacı Hüseyin Ağa, yolsuzluğa hayli müsait olan bu makamın sunduğu sınırsız fırsatlara dayanamayınca görevine son veriliyor ve sürgünde idam ediliyor.
İdamından sonra ortaya çıkan malları ise bir kalemde hatırlanamayacak kadar çok olduğu görülüyor. Hacı Hüseyin Bağı olarak anılan bölgeye saray tarafından el konuluyor ve devlet toprağı oluyor. Sahibi olduğu bölge içinde birçok vakıf da kuran Hacı Hüseyin Ağa'nın oğlu Mehmed Emin Ağa, babasından kalan vakıfların geleceğini güvence altına almak için vakıflara ait bölgelerdeki binaları, arazinin özellikleri içeren bilgileri bir vakfiye belgesine kaydettirdi. Kitapla birlikte bu belge de ilk kez yayımlanmış oldu.

Soyu 70'lerde bitti
Hüseyin Ağa'nın ailesinin ve vakıflarının 1970'lere kadar uzanan öyküsü ise şöyle anlatılıyor: "Bir zamanlar Dolmabahçe'den ta Ihlamur'a ve Fulya mahallesine kadar uzanan geniş arazilere ismini vermiş olan Hacı Hüseyin Ağa'nın soyu 1970'lerde son buluyor ve aile tarafından vaktiyle kurulmuş onlarca vakıf ve bunlara ait gelir getiren akarlar sahipsiz kalarak, bir başka vakfa, Hüseyin Ağa sülalesine Mehmet Emin Ağa'nın torunu ile evlilik yaparak akraba olan Seyyid Hasan Paşa vakfının mütevellilerine devrediliyor. Malların bugünkü statüsü ise meçhul. Tersane emini Hacı Hüseyin Ağa'nın el konulan arazileri, binaları ve malları daha sonra soyundan gelenlere teslim edilmedi, devlet tarafından bunların tamamı müsadere edildi ve Beşiktaş'taki çiftlik, tarlalar ve bağlar has, yani padişah arazisi olarak kaydedildi."

Maçka Palas'ın öyküsü
Bugün Armani ve Gucci mağazalarına ev sahipliği yapan tarihi Maçka Palas'ın ilginç öyküsüne göre ise, İtalyan zengin tüccar Vincenzo Caivana, 64 daireli bu büyük apartmanı tam karşısında bulunan İtalyan Sefarethanesi'nin çalışanlarına kiralamak umuduyla inşa ettiriyor. Ancak sefarethane Ankara'ya taşınınca planı suya düşüyor. Maçka Palas'la ilgili ilginç satırlar şunlar:

Lüsyen Hanım'ın krizi
"Ünlü romancı Kerime Nadir ailesi ile uzun seneler Maçka Palas'ın sakinlerindendi. Ünlü şair-i azam Abdülhak Hamid Tarhan, 5 Kasım 1925'ten öldüğü güne kadar Maçka Palas'ın 4. katında 4 numaralı dairede kiracı olarak sevgili karısı Lüsyen Hanım ile oturmuş, edebi toplantılar düzenlemişti.

Halid Ziya Uşaklıgil, Cenab Şahabeddin, Sami Paşazade Sezai Bey, Faruk Nafiz Çamlıbel, Yusuf Ziya Ortaç'la koyu bir edebiyat sohbeti başlardı. Abdülhak Hamid'in ölümünün ardından sıcak yaz günlerinde daire balkonunda hayli cüretkar mayolar giyerek güneşlenmeyi çok seven Lüsyen Hanım, çevredeki ev ve apartmanlardan gelen şikayete aldırış etmeyince mal sahibi Caivano tarafından apartmandan çıkarttırılır."

Padişah sık gelirdi
"Teşvikiye ve Nişantaşı, Üçüncü Selim ve gayet iyi bir tüfek atıcısı olduğu bilinen İkinci Mahmud devrinde tam anlamıyla bir sahra idi. Üçüncü Selim'in binişe yani gezintiye çıktığı zamanlarda açık havada namaz kılabilmek için vaktiyle bugünkü Teşvikiye Camii'nin yerinde yaptırdığı namazgahtan ve daha ileride, Topağacı yamaçlarının eteklerindeki Hacı Hüseyin Ağa'dan kalma ahşap bağ evinden başka bir bina yoktu. Zaten bölge hiçbir yapının bulunmadığı geniş bir düzlük olduğundan askeri talimler ve atış denemeleri için uygundu. Teşvikiye Camii'nin bulunduğu yer, Üçüncü Selim'in en sevdiği gezinti güzergahlarından birisi haline geldi. Padişah buraya sık sık gelir, Osmanlı ordusunun modern usullerle yetiştirilen bölüklerinin civarda yaptıkları tüfek talimlerini seyreder, hatta zaman zaman kendisi de atış yapardı."

Evcil hayvan besleme adeti bu semtte başladı
Evde hayvan besleme adetinin başladığı semtler arasında Nişantaşı ve Teşvikiye ilk sıralardaydı.
Fındıklı, ismini bugünkü Taksim'e uzanan yamaçlarda yer alan fındık bahçelerinden aldı.
Şişli, Pangaltı'nın arkaları ve Bomonti, Beyoğlu'nun bittiği yerlerdi. Bu noktalardan sonra büyük düzlükler, uçsuz bucaksız araziler, yataklarında tertemiz derelerin aktığı derin vadiler göz alabildiğine uzanırdı.

Nişantaşı mandıralarıyla ünlü bir semtti. Beşiktaş'a ve Fulya Deresi'ne uzanan yamaçlar üzerine kurulmuş birçok mandırada üretilen sütlerden yoğurt, peynir yapılır ve bunlar yakın semtlerde satılırdı.
(Milliyet Pazar)
602
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.