Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

New York'un kılı ve tüyü

New York'un kılı ve tüyü

New York gerçeğini dışarıdan bakınca çılgınlık gibi görünen, asla alışıldık ve klasik olmayan insan davranışları oluşturuyor. Bu davranışlar öncelikle 'kimlik' sorunu olarak ortaya çıkıyor.

İnsan New York'ta yaşamaya başlayınca bir dizi 'garabet'e alışmak zorunda. Zaten bu şehrin en önemli özelliği o: hiçbir şeye şaşırmamayı öğrenmek. Bunun iki nedeni var. Öncelikle, yeryüzünün en kozmopolit kenti burası. İkincisi, Amerikan toplum yapısının ve kültürünün özelliği de bu olgu etrafına sarılarak biçimlenmiş. Dünyanın her yerinden, her köşesinden gelen insanlar, sadece yetenekleri ve meziyetleri doğrultusunda ve yalnızca yaptıkları işe bakarak değerlendiriliyor. Onun dışında bir insanı tanımlamanın, nitelendirmenin hiçbir ölçütü yok. 'Liberal' ve gerçek anlamda 'seküler' toplum da bu demek zaten. Aristokrasinin olmadığı, burjuvasının kendi kendisini yarattığı bir toplumda eğer söyleyecek lafınız, yapacak işiniz varsa 'bir şey'sinizdir. Onun dışında kim olduğunuz hiç kimseyi, hatta belki de sizi bile ilgilendirmez.

New York cumhuriyeti
Son söylediğim, o kadar böyle ki, Amerikan toplumu, şu 21. yüzyıl eşiğinde eğer dünyanın en karmaşık ve bir o kadar da ilginç ülkesi haline gelmişse, New York, bütün bu çetrefillik içinde başlı başına bir 'cumhuriyet'e dönüşmüşse, bu durumun en önemli nedeni, insanların kendilerine karşı da yerine göre yabancı olması, zamanı geldiğinde yeniden 'keşfedilecek' bir varlık olduklarını anlamalarındandır.

Bugün New York deyince klasik, geleneksel, alışkanlıklara dayalı bir dünyada ne biliyorsak onun dışında bir gerçekle karşı karşıya geldiğimizi anlamak gerek. Onu da insan tekinin bize dışarıdan bakınca ilk görüşte çılgınlık gibi gelen davranışları yaratıyor. Bu davranışlar öncelikle bir 'kimlik' sorunu olarak ortaya çıkıyor.

Sadece New York'ta değil, San Francisco'da da örneğin çok uzun bir süredir eşcinsellik ayrı bir egemenlik durumu ifade ediyor. Eşcinsellerin oluşturduğu kendilerine özgü bir kültür kentin ve gündelik hayatın içinde başlı başına bir ada. Kimileri şu sıralarda buna şiddetle karşı çıkmaya başladı. Bir kimliğin, bir tercihin ifadesi olarak alındığında ve ona bir özgürlük alanı açmak söz konusu olduğunda savunulan 'eşcinsel mahalleleri' şu sıralar eleştiriliyor. Bunun bir 'getto'laşma olduğu, bu kesimi kendi içinde ayrıcalıklı hale getirdiği, insanların bu kimlik özelliğiyle kendilerini toplumun geri kalan kısmından yalıttıkları vurgulanıyor.

Doğruluk payı var kuşkusuz bu eleştirilerin. Giyim kuşam, hal tavır, özel simgelerin kullanılması da işin içine girdiğinde eşcinsellik gerçek anlamda bir 'yabancılaşma' niteliği taşıyor bugün. Zamanında toplumun kendi içinde ayırıp, dışına ittiği kesimin kendisi bugün toplumun geri kalanını kendi yabancısı olarak görüyor.

Öte yandan bu eleştiri de eleştiriliyor. Bunun, eşcinselliği yeniden toplum içine çekerek orada önce şiddete tabi tutup, ardından değilleme yoluna gitmenin bir ön adımı olduğu iddia ediliyor ki, bence son derecede haklı bir gerekçe.
Güncel tartışma bu olsa da iş, bence bunun bütünüyle dışında bir yerde. O da, insanların kendilerini bu toplumda dilediklerince tanımlama özgürlüğüne ne kadar sahip oldukları. Bütün bunları söyleyince Amerika'nın alabildiğine özgürlüğe açık bir toplum olduğunu sanmamak gerek. Örneğin Amerikan taşrası denilen kültür akıl almayacak kadar tutucu ve içine (o arada da dışına) kapalı bir toplumdur. Daha düne kadar (hatta bugün de) evrim teorisinin okutulmadığı okullar vardı. 'İncil kuşağı' denilen bölgelerde bar yoktur. Değil bizde olduğu gibi 'belediyeye ait' resmi sayılan mekânlarda, sıradan lokantalarda bile içki servisi yapılmaz. Marketten alıp, evinizde içebilirsiniz. O da toplumun çoğunluğunun size ne gözle bakıp nasıl davranacağını göğüslerseniz. Bu durumda insanın kendisini tanıması ve tanımlaması öyle kolay bir şey değil.

Epilasyon çılgınlığı
Gene de bu son gelişimde dağı taşı kaplamış olan bir yaklaşım, bir öneri suratıma çarptı, New York'ta, yaşadığım dehşet verici 'elektrik kesintisi'ni saymazsak. Bütün dergilerde, duvarlarda ilanlar var. Bu ilanlar, insanlara 21. yüzyıla girdiğini bir kez daha anımsatıyor. Ardından 'gelecek kuşağın' insanı olma şansını ellerinde tuttuklarını söylüyor onlara. Sonunda da, çok nefis ve etkileyici bedenlere benzemeye çağırıyor kendilerini. Bu bedenlerin en önemli özelliği 'kıldan, tüyden' arınmış olmaları.

Anlaşılacağı üzere, bu ilanlar 'lazer epilasyon' ilanı. olsun erkek olsun, artık kimse New York'ta vücudunda kıl istemiyor. Eşe dosta sorduğumda bu çılgınlığın kenti kasıp kavurduğunu, kadınların, bir flört sırasında erkeklere 'kıl durumu'nu sorduğunu, eğer 'temizlenmemişlerse', tıpkı bulaşıcı bir cinsel hastalıkları varmış gibi onları reddettiklerini söylediler.

Erkek kadın ayrımı yok
Üstelik aynı şey erkekler için de geçerli. 'Nasıl bu kadar seçici davranabiliyor erkekler?' diye sormaya gerek yok. En 'entelektüel' dergilerde bile bulunan 'kadın arayan erkekler' bölümündeki ilanlarda bu talep açık açık yazılmış durumda. Kısacası, kimlik ve beden meseleleri söz konusu olduğunda, dövmeden sonra, toplumbilimcilerin inceleyebileceği yeni bir alan önümüzde açılmış bulunuyor.
Bu, belki bir fantezi ama öyle yabana atılacak bir şey değil. Çünkü, dünyadaki en önemli iktidar bedenlerimiz üstünde kurduğumuzdur. Cinsel ilişkinin hayatımızdaki önemi, öteki nedenlerin yanı sıra, budur. Bedene dokunabilmek, onu değiştirebilmek, o girişimde bulunan kendimiz olsak da, girişim kendimize dönük olsa da son derecede zor bir şeydir. Bir kez o adımı atabilmek, insanın her türden farklılaşmaya, dönüşüme açık olması demektir. 20. yüzyıl hiçbir şeyi değilse de bunu bize öğretti.

Bunlar Amerika'da ciddiye alınan şeyler. Bizse farklı bir yerde duruyoruz. Ne kadar farklı olduğumuzu, bir şeyin ne kadar boş, sıradan, değersiz olduğunu anlatmak için argoda 'Kıldır, tüydür' dediğimizi anımsadığımda anladım. Eşsiz bir çıplak kadın fotoğrafının karşısında gene bir tüy ilanı okuyup bunu hatırladığımda kendi kendime güldüm. Ama burası New York. Kimse kimseyi 'takmadığı'ndan sokakta kendi kendime gülüşüme, baktım aldıran yoktu.
(Hasan Bülent Kahraman - Radikal)
334
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.