Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

'Kadınlarla aram iyi'

'Kadınlarla aram iyi'

En son “Fatmagül’ün Suçu Ne?” dizisinde rol alan Fırat Çelik, hakkında merak edilenleri Elle Man dergisine anlattı. Ünlü oyuncunun ilişkiler ve erkeklere dair açıklamaları, kadınlara ilaç gibi gelecek, hatta “İyi ki böyle erkekler de var” dedirtecek!

Fırat Çelik’i tanımayan kalmamış... Gerçi kendisine çoğu zaman “Fatmagül’ün Suçu Ne”deki adıyla, Mustafa diye sesleniyorlar; ancak sonuç aynı: Onu görenler kayıtsız kalamıyor. Bu konuyu geçiştirmeyip detay vereceğim: Çekim günü sabah sabah Teşvikiye’deki çiçekçi karesini çekmek üzere sokağa çıktığımızda henüz kimsenin afyonu patlamamıştır, oyuncuyu fark etmezler sanmıştım. Kısmen haklı çıktım. Ama kısmen. “Uykulu kalabalık”, onu görünce ayılıverdi! İlk şanslılar, iki turist oldu. Önce uzaktan heyecan yaşadılar, ardından yanına gelip fotoğraf çektirdiler. Sonra bir teyze, bir ikincisi... İki genç kız... Mecburen müdahale ettik de çekime sıra geldi.

DOĞUŞTAN YELKENCİ
Aslında Fırat Çelik’le tanışmamız Bodrum’da, haziran sonu düzenlenen Famous Cup Yelken Yarışları’nda oldu. Famous Cup’taki her tekneyi bir ünlü destekliyordu, Safi Naz teknesinin ünlüsü de Fırat Çelik’ti. Akşam yarışlarının ardından kendisini görmüş, yarış sonuçlarını sormuştuk. Safi Naz’ın birinci geldiğini paylaşmıştı. Öğrendik ki, o günden sonra yelkene merak sarmış. Üç ay denizde kalıp İstanbul’a ancak geldiğini duyduğumda inanamadım! Fırat Çelik ne ara denizci oldu? The House Cafe’de mola verdiğimizde önce bu yeni tutkusunu konuştuk. Bir gün menajeri arayıp Famous Cup’a davet edildiğini haber vermiş. “Hiçbir şeyden haberim yok ama kabul ettim” diyor. Tek bildiği, sadece kadınlardan oluşan bir ekibi destekleyip “Safi Naz” adlı tekneyle yarışacağıymış. İlk deneyimi olduğu halde iki gün üst üste birinci gelmişler. Fırat Çelik, “Yelkenden anlamadığım için saf bir şekilde herkese ‘Ben birinci geleceğim arkadaşlar’ diye anlatıp durdum” diyor. O böyle dedikçe, arkadaşları dalga geçmiş. Neyse ki, bunu teknenin ekibiyle de paylaşmış, “Herkese söyledim, birinci olmamız gerekiyor” diye tembihlemiş! Ya içine doğdu, ya çevresindekileri motive etmeyi biliyor ya da doğuştan yelkenci! Bu deneyimden çok büyük keyif aldığı için devamını getirmiş, şimdi ciddi ciddi yelken yapıyor.

BESTE YAPIYOR
Denizden, yelkenden kopamıyor. Üstelik her şeyi çok hızlı öğrenmiş. Famous Cup sonrası “Bize şans getirdin, birkaç yarış daha olacak, gelmek ister misin?” sorusuna “Gelirim” cevabını verse de, kimse ciddi olduğuna inanmamış. Ancak sonuç ortada, Fırat Çelik’in CV’sine bir de “hevesli ve azimli, şans ve kupa getiren yelkenci” eklemesini yapın lütfen. Yeni takımı Team Red&White’taki arkadaşlarıyla denizde ciddi tehlikeler de atlatmış, “Allah aşkına, bunu niye yapıyoruz?” diye de sormuş. Ancak ertesi gün her şey unutuluyormuş. “Yelkeni, tekneyi çok sevdim. Çok teknik bir spor” diyor. İşine de yaramış, gayet fit görünüyor.

Ruhuna iyi gelen bir diğer uğraş da müzik. Gitar ve bateri çalıyor, çalınca kendini iyi hissettiğini söylüyor. Beste de yapıyor. Hangi seviyede diye sorduğumda, “Fena değilim” diyor; ama galiba mütevazı. Ne zaman gitar çalıyor? “Gitarım hep yanımda, her yere götürüyorum. Teknede çalıyorum, durduğumuz yerde çalıyorum, akşam bir yere gidiyoruz çalıyorum. Ne zaman çalacağım belli olmaz yani, ne zaman canım isterse. Bazen de hiç canım istemiyor; ama çalıyorum, o zaman da şahane şeyler çıkıyor.”

ESKİ KIYAFETİ ATMAM
En çok neler giydiğini soruyorum. “İki-üç sene öncesine kadar gömlek severdim. Şimdi daha çok tişört giyiyorum” diyor. Sadeliği tercih ettiğini vurguluyor. “Sadelik ve doğal olmak benim için önemli. Hiçbir zaman göze çarpacak bir şey giymem. Hep sade bir jean, sade bir ayakkabı, sade bir çanta tercih ederim” diye ekliyor.

Nasıl alışveriş yaptığına gelince: “Bir şeye ihtiyacım olduğu zaman gidip aramayı çok seviyorum. Çok absürt yerlere gidip absürt parçalar bulup alıyorum” diyor. Çok alışveriş yapan biri değilmiş. Çünkü “yaşanmışlığı” seviyor. Yeni parçalardan çok, uzun yıllar gardırobunda olan bir giysiyi tercih ediyor: “Dokuz yıldır kullandığım bir pantolonum var. Yeni şeylerden zevk almıyorum. Hep böyle yaşanmışlık olmalı. Vintage’a bayılırım. Eski şeyleri seviyorum. Yeni bir parça aldığımda da eskisin diye hemen giyerim.” Atma gibi bir huyu yokmuş. Ne gibi? “Mesela bir pantolon yırtılmışsa onu atmam. Yama yaptırır, yine giyerim” diye duruma açıklık getiriyor.

Peki şık bir yere gidecekse? “O zaman çok dikkat ederim. En güzel şeyi, en şık takımı giyerim. Ama her şeyin bir yeri var. Galada çok güzel giyinilir, bu adettir. Ödüle gidiyorsan güzel, şık giyinmen lazım. Bu, çok önemli” cevabıyla bu tür “kurallara” saygı duyduğunu gösteriyor.

SADE GÜZELDİR
Sohbetimiz sırasında hakkında ilginç bir şey daha öğreniyorum. Bazen kendisine hediye edilen bir giysi veya aksesuvarı hiç beğenmiyor. Ancak hediyeyi veren kişi kırılmasın diye mutlaka bir müddet kullanıyor. Hemen bir örnek veriyor: “Mesela geçenlerde bir çanta hediye aldım. Çok sevmedim ama bir-iki ay o çantayı taşıdım.” Gerçi o parçalar sonradan nedense hep “kayboluyor”muş... Kendisi de başkalarına hediye seçmeyi beceremiyormuş: “Hediye konusunda çok kafam karışıyor. Ne alsam diye çıkıp saatlerce dolanırım, hiçbir şey bulamam. Sonra gidip sıradan bir şey alırım. Hediye işini beceremem, bu konuda sıfırım yani!” Kadında da sadeliği beğeniyor. Katı kuralları, büyük söylemleri yok ama “Kadın ne kadar sade giyinirse benim için o kadar güzeldir” diyor.

“NEREDESİN?” DİYE SORMAMALI
Bir ilişkide kendisine en itici gelen davranışı sorduğumda “Neredesin? Ne yaptın? Nerede kaldın?” gibi soruları örnek veriyor. Bunun ne kendisine yapılmasından hoşlanıyor ne de karşısındakine yapıyor. “Onun da, benim de özel hayatımız var ve olmalı. Eğer berabersek bunun keyfini çıkarmalıyız. Benim için ilişki budur. En önemli şey, birbirine güven” diyor. İkinci sırada ne var? “Öyle her şeyi çok abartmamak lazım. Ne olursa olsun hiçbir şeyi büyütmeyeceksin. Ne varsa konuşup halledeceksin” cevabını veriyor. Eh, biz kadınlar erkeklerin konuşmaktan, özellikle de sorunları deşmekten kaçındığından şikayet ederiz, buna ne diyecek? Fırat Çelik, ilişkide bir sorun varsa bunu konuşur mu? Bu soruma çok şaşırmış bir ifadeyle “Tabii ki” diyor.

YERİ GELİNCE AĞLARIM
Kadınlar hep çok duygusal olmakla “suçlanıyor”. Bir erkek gözüyle o da fikrini söylesin de bilelim, bu kötü bir şey mi? “Duygusallık çok değerli. Bir erkeğin de duygusal olması çok önemli; çünkü bu insan olmanın getirdiği bir özellik. Böylece yaşadığımızın farkına varıyoruz. Benim içim dışım bir, ben de duygusal bir erkeğim. Yeri geldiği zaman ağlarım. Ben sadece maskulen değilim ki, herkes gibi hem maskulen hem de feminen taraflarım var” diyor. Aksine inanmak istemiyor. En güzeli de bunu dillendirmesi... Bunu söyleyecek kaç kişi tanıyoruz?

Ya aşk? Fırat Çelik aşık olunca tamamen sevgilisine odaklanıyormuş. Genelde dağınık bir insan olduğu için (mecazi anlamda tabii ki) bir ilişkinin kendisine iyi geldiğini, kendini toparladığını itiraf ediyor. “Erkekler bekar olunca odaklanamıyor, enerjisini hep oraya buraya harcıyor. Erkek, hayatında bir kadın olunca daha da çekici hale geliyor. Yanımda sevgilim olunca kendimi çok daha erkek hissediyorum” sözleriyle sohbetimize çok anlamlı bir nokta koyuyor.

CANIM NE İSTERSE ONU YAPARIM
Fırat Çelik’in bağlı olduğu alışkanlıkları, rutini yok. “Her gün kahve içerim” gibi bir cümle kuramıyor. “O sabah canım çeker içerim, ertesi gün içmeyebilirim” diye altını çiziyor. “Canım ne isterse onu yaparım” diye kestirip atıyor. Planlı yaşamayı da sevmiyor.

KADINLARLA ARAM İYİ
Fırat Çelik, kız kardeşleriyle büyüdüğü için kadınlarla arasının iyi olduğunu söylüyor. Kız kardeşleriyle her zaman her derdini paylaştığını, onların sorunlarını dinlediğini, “Ben erkeğim, bana ne” demediğini anlatıyor. Böyle bir ortamda büyümenin en büyük kazancı, kadınları çok sevip saygı duyması olmuş. “Kadınlar çok kıymetli. Onları dinlemek ve anlamak çok önemli” diyor yüzünde kocaman bir gülümsemeyle.

(Hürriyet)

579
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.