Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Erkeğe karşı kılavuz

Erkeğe karşı kılavuz

İlhan Uçkan diye bir hanımefendi var. Sürekli birtakım kılavuzlar hazırlıyor. Kendisi ayrıca Milliyet gazetesinde 'Bilirkişi' isimli köşesinde kadın erkek ilişkileri hakkında yazılar yazıyor.

Uçkan, daha önce 'Erkekleri Kullanma Kılavuzu' ve 'Kadınları Kullanma Kılavuzu' diye iki adet kılavuz hazırlamıştı. Son olarak da Epsilon Yayınları'ndan çıkan 'Doğru Erkeği Bulma Kılavuzu'nu yazmış. Her ne kadar erkek olsam da, 'Nedir bu kılavuz meselesi?' diyerek kitabı aldım, okudum. Uçkan kitabın basın bülteninde kadınlara şöyle seslenmiş: "Etraf keşfedilmeyi, 'doğru erkek' ilan edilmeyi bekleyen erkek kaynıyor. Siz hâlâ kalmadı zannedin. Kapanın elinde kalıyor... Bayram yeri gibi ortalık. Silkinin ve kendinize gelin!"

Kadınları bilmem ama ben kitabı okudukça silkindim ve kendime geldim. Kadınların, erkekler hakkında nasıl fikir sahibi olduklarını, erkeği elde ederken nelere dikkat edilmesi konusundaki önerileri, erkeği elde tutma formülleri filan beni bayağı şaşırttı. Meğer çevremizde bir matriks durumu varmış da bizim haberimiz yokmuş. Erkekler olarak yanmışız da, söndürenimiz yok anlayacağınız.

'Doğru Erkeği Bulma Kılavuzu'nu okudukça, kadınlarla aramızda hâlâ derin uçurumların olduğunu görmek de ayrıca hüzün verici;
o da ayrı. Kitapta erkekleri sanki bir köpek gibi eğitebilecek, tutkuyla size bağlanmasını sağlayacak formüller var. Fakat bir erkek olarak inanıyorum ki, insan problemleri bu förmüllerle çözmeye kalkarsa kesinlikle sınıfta kalır. Ben erkek ilişkilerinin bu kitaptaki kadar mekanikleştiğine, erkeklerin ise bu kadar da keriz olmadığına inanıyorum. Umarım öyledir.

Neden böyle bir kılavuz hazırladınız?
Böyle şeyleri seviyorum galiba. Hap kitapları diyorum ben bunlara. Bilgiyi toplayıp birer cümlelik şeylerle, daha kısa yoldan vermeyi seviyorum. İnsanlar doğru dürüst okumuyor. Çağrışımlarına güveniyor, okurken 'Bunu zaten biliyorum,' deyip geçiyor.

Bu, 'Doğru erkek' meselesi nedir, biraz anlatır mısınız?
Kadınlar eskiden ne istediklerini daha iyi biliyorlarmış. Ama şimdi değişti gibi. Hayat modelleri değişti. Erkeklerden ve kadınlardan daha çok şeyler istenen model hayatlar var. Örneğin, kadın çalışma hayatına girince ne oldu? Daha kendi ayaklarının üzerinde durur oldu. Yani o zaman daha önceden erkeklere ekonomik olarak mı bakılıyordu?

Ben ne bileyim?
Ne değişti o zaman? Kadınlar parayı kendileri için kazanıyor. Kadının kazandığı kendinin; erkeğin kazandığı her ikisinin olur aslında. Kadın kazanınca kendini daha iyi hissediyor ama bu başka bir işe yaramıyor. Kadınlar biraz daha ne istediklerini unutmaya başladılar. Klişe cümleler vardır. "Şefkat istiyorum, ilgi istiyorum, şöyle bir erkek istiyorum, kariyeri olan bir erkek istiyorum," gibi. Bunlar birlikte bir şey yapmak değil. Hazır bir şeyler istiyorlar. Böyle bir şey de yok.

Peki, neymiş bu doğru erkek?
Şimdi, kadınlar bunu başkalarının ilişkilerinde görüyor. Siz tutup bir figürü karşınıza koyuyorsunuz. Mühim olan doğru kadın olup, doğru erkeği bulmaktır. Bir başkasınınkine özeneceğine kendiniz oturup o ilişkiyi gerçekleştiriyorsunuz. Aslında bunu hayatın diğer alanlarında da yapıyoruz. Hazır paketler istiyoruz. Şöyle bir yaşam, şöyle bir ev, şöyle bir araba, şöyle bir yazlık. Bunlar belki de tam bize göre şeyler değil. Bunu düşünmüyoruz, sadece paket ısmarlıyoruz. O kadar...

Kitabınızın bir bölümünde de, 'Erkek gibi erkek kalmadı' cümlesini gördüm.
Daha önceleri erkeklere çok ciddi roller verilirdi. 'Erkek gibi erkek olacaksın, çalışacaksın, evine bakacaksın.' Kadınlar çalışma hayatına atıldıktan sonra daha bir güçlenip, bunun farkına vardılar. Erkeğin rolünü çalmaya başladılar yani. Kadınların erkeklerden istedikleri rol değişiyor artık. Kadın kendi ayaklarının üzerinde durmaya başladığı zaman, adamlar güç kaybetti. Aslında kendilerini bulup, insan gibi davranmaya başladılar. O eski rollerinden biraz sıyrıldılar. Ama kadınlar yine maço, horoz, o eski erkekler gibi erkek istiyor.

Siz de bizi iyice düdük ettiniz yani...
Ben olmayan bir şey yazmıyorum. İroni bu. Neden bu kılavuz insanların bu kadar ilgisini çekti?
Demek ki, erkekleri kullanmak isteyen kadınlar var. Bunu, kendinin farkında olmamak olarak düşünüyorum. Kadının çok güçlü olduğunu düşünüyorum. Bunu fark ettiği zaman erkeğin güçlüsüne ihtiyaç duymayacak, kendi gibi olacak. Asıl o zaman mutlu olacak.

Bu, erkekleri kullanmak sözü çok tuhafıma gidiyor. Zaten kitap da biraz öyle, sanki araba kullanma kılavuzu gibi. Debriyaja bas, birinci vitese geçir, gaz ver gibi. Affedersiniz ama bu ne ya?
Bu yapılmıyor mu Allah aşkınıza. Örneğin, ekonomik kriz sırasında insanlar işlerinden atıldı. Evine gidip bunu söyleyemedi. İktidar korkusuna girdi. Parası olmayınca sözü geçmeyeceğine inandı. Bu çok korkutucu bir şey aslında. İnsana sadece 'Sen evine bakacaksın, para getireceksin' denmemeli. Bu, iki kişilik bir hayat. İroni olan bu.

İlhan hanım, bu konularda kendinizi nasıl oldu da 'bilirkişi' tayin ettiniz?
Benim asıl ilgilendiğim konu oyun. Özellikle savaş oyunları. Kadın-erkek ilişkilerine baktığım zaman bu oyunların ne kadar güncel olduğunu fark ettim. Savaşlarda karşı tarafı yanıltmak için pek çok oyun düzenlenmiş. Mesela, İkinci Dünya Savaşı'nda şişme tanklar vardı. Kaçıyormuş gibi yapıp, saldırıyorsun filan. İlişkilerde de böyle şeyler yok mu? Mesela kadınlar çok duygusal tepkiler verirler. Bunun da erkeklere karşı bir tuzak olduğunu düşünüyorum. Ağladığınızda neler olacağını, naz yaptığınızda ne gibi tepkiler alacağınızı artık biliyorsunuz. Sonuçta sosyal ilişkiler de bir tür oyun. Önünüze seçenekleri koyuyorsunuz, bunlarla nereye gideceğinizi biliyorsunuz. İstediğiniz yere gidemiyorsanız, demek ki yanlış hamle yapıyorsunuz. Hemen taktik değiştiriyorsunuz... Bu tip şeylere fazla takınca da insan bilirkişi oluyor işte. Daha iyisini bilen varsa çıksın söylesin.

Bence sizden iyisi çıkmaz. Kitabın başında söylemişsiniz zaten, "En şahane benim," demişsiniz.
Kitabı okuyan insanların, kitap bittikten sonra o cümleleri kullanmasını istiyorum. Kendini çok iyi hissetmeli. Bazı insanlar kitap okur hiçbir şey alamaz, geçer gider. Bazı insanlar ise ne okurlarsa okusunlar, hep bir şeyleri daha net görmeye başlarlar. Ben orada 'Evet kusurlarım var, boyum kısa, şu bu, hatalar yapıyorum ama kendimi seviyorum' diyorum. Kusur olmazsa mükemmellik olmaz. 'Evet, ben de kendimi seviyorum' diyebilmek insana çok güç veren bir şeydir. Kısacası, ben aslında ne kimseyi kullanmayı öğretiyorum, ne de insanlara formüller vermeye çalışıyorum.
(Radikal)
404
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.