Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Asıl süper güç: Süne

Asıl süper güç: Süne

Osmanlı döneminde muskayla kovuldu. 40'larda kışlakları alev makinesiyle yakıldı. 1955'te üstüne uçak salındı. Ama 11-12 milimetrelik süne, insanla arasındaki savaştan hep sağ çıktı.

Malazgirt Savaşı, Balkan Savaşı, Körfez ve Dünya savaşları bitti. Ama bir savaş hiç bitmedi. Binlerce yıldır süren bu savaş, insanoğluyla 11-12 milimetre boyundaki süne zararlısı arasında.

Süne zararlısı boyuna posuna bakmadan her yıl çiftçinin rızkına, insanın gıdasına saldırır. İnsanoğlu uçaklar, binlerce teknik ekip ve yer aletleriyle saldırısına karşılık verir. Medya, süneye karşı propaganda için kullanılır. Devlet yetkilileri, başbakan düzeyinde bu savaş konusunda açıklama yapar. Süneyle savaş bir devlet mücadelesidir. Trilyonlarca lira harcanarak püskürtülür ama herkes bilir ki 'gişede iyi hasılat yapmış film' gibi geri dönecek.

Tarihi kalıntılarda bulunan süne kabartmaları, yüzyıllardır insana bela olduğunu kanıtlar. Her bahar çiftçiyi bir korku sarar, yine geldiği dedikodusu kulaktan kulağa yayılır. Süne çiftçiler tarafından çok yakından tanınsa da kent yaşamında adı pek anılmaz. Adı genelde TRT'de duyulur. Oysa süne zararlısı bütün toplumu çok yakından ilgilendirir. Çiftçinin emeğine, insanoğlunun gıdasına göz koyan bu yaratık ne yer? Ne içer? Nasıl yaşar? Neden yenilemez? Mübarek Terminatör müdür?

Yerel bir zararlı
Sünenin, yararlısı olmamasına karşın hep 'zararlısı' kelimesi ile birlikte anılmasından ne menem bir yaratık olduğu bellidir. Sadece Türkiye ve çevresindeki ülkelerde bulunur. Her yıl bahar mevsimi yaklaşırken Tarım ve Köyişleri Bakanlığı yetkilileri, 'savaş' konusunda açıklama yapar. Süne zararlısına yapılacak hava ve kara harekâtı konusunda toplum bilgilendirilmelidir. Çiftçinin yüreğine su serpilmelidir. Savaş, öncü süne birliklerinin tespiti için belirlenen ovalardan yüksek bölgelerdeki keşif çalışmalarıyla başlar.

Bu sırada süne de boş durmamaktadır. Geçen bahar biriktirdiği yağlarla geçirdiği kış uykusunu tamamlamıştır. Sıfırın altındaki sıcaklıklarda yaşamadığı için 1200-1600 metre yükseklerde yaprakların ve bitkilerin altına yerleşmiştir. Gerilla 'triplerinde' yüksek dağlardan ovalara inmek için son hazırlıkları yapar. Mücadele edilmemesi halinde buğday, arpa gibi tahılların yüzde 70'ini yok edeceklerdir. Bazen yüzde 100 zarara neden olurlar. Ülkeyi aç bırakacaklardır. Onlar açıklama yapmaz. İkinci Dünya Savaşı'ndaki Alman uçak filoları gibi havalanıp, işgal edecekleri buğday tarlasına süzülürler. Ara sıra insana karşı 'kımıl' zararlısıyla koalisyon yaparak saldırdıkları da olur. Tahılın yapraklarının altına yerleşirler. Burada sanki çiftçiye inat ha bire çiftleşmeyi ihmal etmezler. Dişi süne, Doğu bölgelerinin geleneğine uygun olarak çok doğurgandır. 12-14'ü bir arada olmak üzere iki sıra halinde yaprakların alt yüzeyine yumurtalarını bırakır. Bir dişi 150-180 yumurta yapar.

Yumurtadan çıkan böcekler sütlü tanelere hortumlarını daldırır. Etkisi, banka hortumcularını aratmaz, tahılı emerek mahveder. Buğday sertleştikten sonra tanenin içine hortumunu sokarak tükürüğünü salgılar. Kısa süre sonra buğday tanesi emilecek kadar yumuşamıştır. Tarlada yumurtlanan süneler, kısa sürede büyür, mayıs sonlarına doğru ergen hale gelirler. 'Çarşıdan aldım bir tane, eve gittim bin tane' modunda yükseklere çekilirler. Arkalarında çiftçinin gözyaşlarını bırakırlar. Topluca uçarak 200 kilometrekarelik bir alandaki yüksek yerlere çekilirler.

Surlarda süne izi
Süne zararlısının ne kadar etkili olabileceğini anlamak için geçmişe bakmak yeterlidir. Yüzyıllar önce yapılan Diyarbakır Surlarının üzerinde süne zararlısının kabartmaları bulunur. Yani süne, yüzyıllar öncesinden insanoğlunun belalısıdır.
Ayrıca Adıyaman yöresinde sünenin yarattığı kıtlığı ve mücadeleyi anlatan halkoyunları vardır. Kımıl ve süne üzerine yazılmış hakaretler içeren türküler de bulunur.

Osmanlı döneminde süne ile mücadele, muskalar ile yapılmaktaydı. İşi Allah'a kalan çiftçinin, tarlasına muska asarak süneye direndiği ama sünenin buna pek aldırmadığı rivayet edilir. Eskiden çiftçinin süneye karşı ne kadar çaresiz olduğunu gösteren bir örnek ise, iple süne mücadelesidir. Tarlada karşılıklı tutulan iple başaklar sallanıyor ve süneler, ekinin üzerinden düşürülüyordu. Ama süne birkaç dakika sonra tekrar ekinin üzerine çıkıyordu.

Modern anlamda 'birinci süne savaşı' Türkiye'nin ilk tarım okulu, Halkalı Yüksek Ziraat Okulu'nun açılması ile başladı. Ama sadece muskadan biraz daha modern bir yöntem benimsenmişti. Süne başına ödül konuldu. Süne zararlıları, çiftçiye elleri ile toplatıldı, devlet de 'esir süneleri' satın aldı. O kadar bela bir hayvandı ki, esir arkadaşlarını kurtarmak için operasyon düzenleseler kimse şaşırmazdı.

1941 yılında ise 'pire için yorgan yakmak' operasyonu başlatılarak sünelerin çekildiği kışlaklar, alev makineleriyle yakıldı. Ancak 999 canlı süne zararlısı, alevleri yarmayı başardı ve insan da çevreye verdiği zararla kaldı. 1953 yılında pek çok kışlak telef edildikten sonra bu uygulamaya da son verildi. Kazanan yine süneydi. Zaman içinde zirai mücadele de bilgi birikimi ve teknik güç oluşturuldu.

İlk hava saldırısı, yer desteğiyle birlikte 1955 yılında yapıldı. Kurtuluş Savaşı'nda Yunanlılara karşı uçağı olmayan Türkiye, 1957 yılında süneye karşı kapsamlı hava saldırısına başladı. 1967 yılından itibaren toz ilaçların yanına sıvı formülasyonlu ilaçlar geliştirildi ve kullanıldı.

Ayrıca medya, süneyle mücadelede propaganda ve çiftçiye psikolojik destek verilmesi görevini üstlendi. Çiftçinin uyandığı erken saatlerde TRT radyolarında Dünya Savaşı yayınlarını aratmayan propaganda yayınları yapıldı; "Polatlı köylüleri, devlet ile el ele vererek süneye karşı büyük başarı sağladı".

Denizden geldiler!
1987 yılına kadar süne ile savaş doğu bölgeleri ile sınırlı kalmıştı. Ancak süne zararlısı 1987 yılında hiç beklenmedik bir anda Trakya Bölgesi'ne bir saldırı düzenledi.

Ekin alanlarının yanı sıra özellikle Tekirdağ'da şehrin üzerine bir ay boyunca hava indirmesi yaptılar.
Trakya'nın Marmara sahilinde binlerce süne görenler, bir deniz çıkartması olduğunu sandı. Ne de olsa süneden her şey beklenirdi. Ama bu şehir yerine denize iniş yapan sünelerin, kıyıya vurmasıydı. Bu baskından sonra bir seferberlik görüntüsünde bütün Türkiye'de savaş sürdürüldü.

Süne konusundaki dünyadaki en yetkin isim Hacettepe Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Hamit Köksel, süneyle mücadelede Türkiye'de önemli bir gelişme sağlandığını belirtiyor. Aşırı ilaçlamanın doğaya ve insana zararlı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Köksel, "Doğada süneye zarar veren böcekler var. Çok ilaçlama bunlara da zarar verdiği için ilaçlamanın dozu önemli. İnsanoğlu binlerce yıldır süne ile savaşır. Bilimsel çalışmalar önemli. Ancak bu konuda kaynak sıkıntılarımız var. Yeterince destek alamıyoruz" diye konuştu.

Haziran ayının sonunda bürokratlar savaşın bilançosunu ortaya koyan açıklamalar yapar. 2003 yılında Tarım ve Köyişleri Bakanı Prof. Dr. Sami Güçlü yaptığı açıklamada, toplam 19 milyon dekar alanın, uçaklar ve yer aletleriyle ilaçlandığını belirterek büyük başarı kazanıldığını anlattı.

Toplam 12.7 trilyon lira milletin cebinden gitmişti. Ancak süne zararlısı ile mücadele edilmemesi halinde vereceği zarar, 1.1 katrilyon liraydı. Süne 6-7 milyon ton buğdayı hayvan yemi olarak bile kullanılamayacak hale getirebilirdi. Ülke ekonomisi büyük bir zarardan kurtarılmıştı.
Ama bu sırada korku filmlerinin sonunda katil yaratığın tekrar görünmesi gibi 1200-1600 metre yükseklerde yaprakların altında süneler bir sonraki baharı bekliyordu. Yine geri geleceklerdi.
(Radikal)
442
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.