Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

'Allah erotik filmlerden razı olsun'

'Allah erotik filmlerden razı olsun'

Kazandığın parayla ne yaptın? Ev mi aldın?

Evi oradan kazandığım parayla alamadım. O parayla İngiltere’ye gittim, dil öğrendim. O bitti, geri geldim. Sonra şarkıcılık yapmaya kalktım. Tabii muhteşem bir ses olduğu için bende! Sonraİbrahim Tatlıses’le bir turneye çıktık. Turneden kazandığım parayla Topağacı’ndaki evimi aldım.

“Yorgunum, görünmez olmak istiyorum”

Peki Arzu şimdi kendisi için ne hayal eder?

Kaybolmak istiyorum. Görünmez hale gelmek.

Niye?

Yorgunum. Gerçekten çok sıkıldım. Çalışmaktan da. Normalde en kötü şartlarda 40 senede emekli oluyorsun. Ben bir de 14-15’te işe başladım. Bir-iki sene içinde işleri toplayıp çok sakin bir yere gitmek istiyorum. Yazı filan da yazıyorum kendi kendime. Onları toparlamak istiyorum. Daha çok yazmak, yapmak, sakin bir hayat özlüyorum.

“Ben bu yaşımda iyi bir film olursa göğsümü yine açarım”

O dönemin Yeşilçam’ı bu filmleri biraz sanat kaygısıyla çekseydi sizin gibi bir grup yıldız da bundan bu kadar zedelenmemiş olurdu imaj olarak.

Ben de onu anlatmak istiyorum. Kötü film var, iyi film var. Yoksa ben göğsümün görünmesinden hiç de rahatsız değilim. Ben bu yaşımda çok gerekirse, iyi de bir film olursa göğsümü gene açarım. Yani n’olacak? Göğsümle burnum arasında ne fark var? Yeter ki iyi çekilsin.

Doğru düzgün bir senaryo ve film olsaydı, senin erotik filmler çevirmiş olmanda bir sıkıntı olmaz mıydı?

Evet. Ama biz film yapmadık. Sadece pazara hitap ettik. Çok kötü filmler çekildi. Herkes geçim derdindeydi. Arz-talep meselesi. İnsanlar istedi, yapımcılar da yaptı. Herkes kendi payını becerebildiği kadarını aldı. Ama sonuçta kimin başına patladı? Niçin benim yaptığım filmlerin yapımcısı, yönetmeni, kameramanı eleştirilmiyor? Neden erkek oyuncusu eleştirilmiyor? O erkek oyunculardan daha sonra ödül alanlar da oldu. Her şey unutuldu gitti. Ama işte Türk toplumunun kadın üzerindeki baskısından bahsediyoruz.

Erotik filmlerde oynayan kadın oyunculardan, sinemaya başka tip rollerle dönen olmadı mı?

Olmadı. Bir-iki kişi var evlendi. Erkekleri zaten biliyoruz. Ali (Poyrazoğlu) kariyerine devam etti. Bülent Kayabaş, Aydemir (Akbaş) devam etti. Çok başarılılar hepsi.

“Film yıldızı olmak için yaratılmamışım”

Kendini film yıldızı gibi hissedip çok gurur duyduğun oldu mu?

Ben kendimle ilgili hiç öyle şeyler hissetmedim. Karakterimde yok herhalde. Hiç olmadı. Film yıldızı olmak için yaratılmamışım. Üç tane çocuğum olacak. Evde oturacağım. Kitaplarımı okuyacağım. Belki de bir işte çalışacağım. Böyle yaşamak isterdim. İstediğim şey oydu.

Demek ki Türkiye’de başka sektöre geçince de eski hayatından sıyrılamamışsın. Yoksa başka ülkeye gitmezdin bence.

Toplum baskısına maruz kaldığım doğrudur. Ticarete 24-25 yaşımda İstanbul’da başladım. Önce tanımazlardı beni. Makyajsız falan. Diyorum “Ben bu dükkanı tutmak istiyorum”. “Kızım senin baban yok mu, kocan yok mu?” diyor. “Yok ben tek başıma geldim, tutmak istiyorum” diyorum. Adam yine de direniyor. Sonra adımın Arzu Okay olduğunu öğreniyor. Ya rahatsız ediyor ya da kiraya vermiyor.

Sadece artist olmaktan mı yoksa erotik film çevirmiş olmaktan da mı kaynaklanıyordu bu tavır?

İkisi de ama sanırım erotik filmlerin tesiri daha fazladır. Onlar olmasaydı da bana sıcak bakacaklarını sanmıyorum. Ticarete soyunuyorsun neticede. Sadece kadın olmak bile zor o dünyada.

Ticaret sana hitap etti mi peki, filmlerden daha çok?

Evet, evet. Yaptığım işi çok sevdim ben. Çok uzun yıllar çok severek yaptım. Sıfırdan başladım ve çok emek verdim. Aslında belki de sinemada olduğum yeri çok kolay kazanmıştım. Geldi güzel bir kız, al sana Ayhan Işık’ın karşısında başrol. Ama ticaretin içine girdiğimde böyle olmadı. Çok sıfırdan başladım. Tırnağımla dişimle kazıya kazıya geldim.

“Türkiye ile ilgili komşuculuğu özlüyorum en çok”

Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor musun?

Eskiden idealim Siyah Afrika’ya yerleşip 6 ay orada, 6 ay Fransa’da ve Türkiye’de kalmaktı. Kongo olur, Kenya olur. Senegal fazla turistik. Öyle bir niyetim var. Çok da kolay orada yaşamak. Çok ucuz, çok basit.

İşler nasıl gidiyor?

Kötü. Feci. Türkiye’den deri alıyorum, burada satıyorum. Krizin de etkisi var. Cirolar bayağı düştü. Allah’tan benim fazla masrafım yok. Az bir şeyle dönüyorum. Geçindiriyor geçindirmesine de artık parayı az düşünerek yaşamak istiyorum.

Sana böyle dizilerden teklif gelse kabul etmez misin?

Bilmiyorum, yaparım belki de.
En çok yazmak istiyorum. Hikaye yazarım, şiir yazıyorum. Habire yazıyorum. Bir ara internet gazeteciliği yaptım ama iş hayatı içinde vakit olmuyor. İşi bırakmak lazım ki yazabilesin.

Türkiye ile ilgili özlediğin bir şey var mı?

Komşuculuk. Komşu olmak. “Defne, limon göndersene, sende var mı?” diyebilmek.

Gecenin bir yarısında Fransız’dan limon istesen ne yapar?

Kapıyı açmaz. Ama burada da başka bir şey var mesela. Kontrollü bir saygı var. Günaydın, günaydın. Herkes birbirine ciddi bir saygılı. Asansöre biniyorsun “iyi günler” diyorlar. Metroda kapıyı tutuyorsun arkandaki için, o da senin için tutuyor.

Türkiye’de asansöre biniyorum, “iyi günler” diyorum herkes bana bakıyor. Cevap vermiyorlar.

“Kızımın sevgiyi bilmesi çok önemli”

Sen anne olarak Eda’nın eğitimine nasıl bir yatırım yaptın?

Fransızca, İngilizce, İtalyanca, İspanyolca ve Türkçe konuşuyor, yazıyor. Zaten babasıAmerika’da yaşıyor. Fransızca’sı var, Türkçe’si zaten var, evde o bana Fransızca sorduğu zaman Türkçe cevap veriyordum. Orta sonda filandı, İspanyolca’dan 20 üzerinden 3 getirdi. İspanya’da bir müşterim vardı, hiç kimsenin İspanyolca dışında bir dil konuşmadığı bir yerdi. Oraya gittik. “20 üzerinden 3 getirmeyecektin çocuğum” dedim.

“Benim yapamadıklarımı çocuğum yapsın” var mı biraz?

Mutlaka. Eda ressam olmak istiyordu. Sorbonne’un güzel sanatlarını bitirdi. Madrid’de mastır yaptı. Grafik tasarım üzerine. Sorbonne’da da açıktan bir mastır yaptı. İstanbul’da ilk sergisini açtı. İkincisini Paris’te açtı. Oyunculuk eğitimi aldı iki sene burada ayrıca.

Anne olarak gurur duyuyor musun çok?

Çok seviyorum kızımı. Benim ona desteğim manevi. Eğitim yatırımı yaptım derken öyle çok para falan harcamadım. Burada yaşamanın avantajı var. Bir defa Sorbonne bir devlet üniversitesi. Ekstra para yok. Üç sene yaz aylarında üst üste, yabancı dilleri için yurt dışına yolladım. Ama söyleyeceğim rakamlar çok komik. Bir ay mesela oradaki okul parası ve aile yanında kalma parası 1000 avroyu geçmemiştir. Bir de cep harçlığı.

Eda için ne istiyorsun?

Mutlu olmasını. Hayatta en çok insanları sevmesi çok önemli. Sevgiyi bilmesi lazım hayatta. Sevmeyi bildikten sonra gelir arkası her şeyin. Doğru bir yerde olsun. Hayatın içinde bir duruşu olsun mesela. Kimseyi yargılamaya hakkı olmadığını bilsin. Herkesin duruşu kendine. Bu solcu da olur, sağcı da olur, cumhuriyetçi de olur, ulusalcı da olur, faşist de olur. Neyse o duruş, içinde kendini taşısın. “Ben buyum” desin kendi kimliği içinde. Koysun ortaya ve o kimliğine sahip çıksın.

“Oruç Aruoba’ya âşığım, arayacağım onu”

Politize bir kimlik olduğunu da biliyorum. Kuvvetli fikirleri olan, aynı fikirleri paylaşan kişilerle dünyayı değiştirmek için fikir birlikteliği yapabilecek bir kadınsın. O dönem Türkiye’nin siyasi kargaşasında rolün neydi?

Hiçbir zaman önlerde yer almadım. Ama çok fazla öndeki insanların yanında oldum. Kendime göre bir grubum oldu.

Sol gruplar diyebilir miyiz?

Evet.

O politize oluş da seni etkilemiş olabilir mi? Acaba bu değişimin ana ekseninde o mu var?

15-16 yaşından itibaren çok yoğun okudum. Okula gidememenin acısını böyle kapattım. Bütün çevrem de sol grupların içindeydi. Belki de onlar yönlendirdi. Denemedim değil. Sağ görüşlerden de okuduğum şeyler oldu başlangıçta öğrenmek için. Ama bu taraf bana yakın geldi.

Soldan hangi yayınlar seni etkiledi?

Çok genç yaşlar için... Felsefenin temel ilkelerinden başlayalım. Erasmus... İlk başlarda Jack London. Bir gazeteci ağabeyimin verdiği kitaptı, Beyaz Diş. ‘Metafizik’ diyor, hiçbir şey anlamadım. 15 yaşındayım. Koydum kenara. Önce başka bir şey okumam lazım ki bunları anlayabileyim diye. Sonra zaten arkadaşların yönlendiriyor seni. Çok küçüğüm tabii. Şimdi Oruç Aruoba’ya âşığım. Öyle bir gidip geliyor ki... İlişkiler içinde, hayatın içinde. Muhteşem. Cesaretimi topladım, arayacağım onu.

(Milliyet)

2283
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.