Mahmure

Sağlık

Meme Kanseri

Meme kanseri

Meme kanseri

Günümüzde erken tanı sayesinde tedavi edilebilir hastalıklar grubuna giren meme kanseri, tüm gelişmelere rağmen kadınlar tarafından yeterince tanınmadığından hala en çok korkulan hastalıkların başında gelir...

Güncellenme tarihi: 13.10.2014

Memede hissedilen her sertlik kanser değildir. Göğsünde sertlik olan her 10-11 kadından sadece birinde meme kanseri saptanmaktadır. Toplumda yaklaşık 100 kadından 13'ünde meme kanseri görülmektedir. Meme kanserinin en sık saptandığı yaşlar 35-55 yaş grubudur. Riski azaltma yolları Dengeli beslenmek ve aşırı kilodan korunmak Alkol alımına dikkat etmek 30 yaşından önce doğum yapmak Emzirmek Stresi kontrol etmek Spor yapmak Düzenli doktor muayenesinden geçip tetkikleri yaptırmak

Kendi kendine muayene şart

En hızlı yayılan tür olan meme kanseri, Türkiye'de her yıl 30 bin kadının baş belası oluyor. Doktorlar 'kadınlar meme kanserine karşı kendilerini muayene etmeli' diyor. Kanser türleri arasında dünyada ve Türkiye'de yayılma hızı en yüksek olanı meme kanseri. Kırk yıl önce yirmi kadından birinde görülen meme kanseri, günümüzde sekiz kadından birinin baş belası oluyor. Buna karşılık rahim kanserleri ise etkisini iyice kaybetti. Bu kanser türünden ölüm artık neredeyse sıfırlandı. Bunun nedeni erken teşhis. Türkiye'de her yıl 30 bin kadının yakalandığı meme kanserini erken teşhis etmenin ipuçları var. Meme Vakfı'nın kurucusu ve başkanı Prof. Dr. Can Gürbüz, "Meme kanserine yakalanmayı önleyen bir yöntem yok, buna karşı en önemli silah erken teşhis, mamagrofi, ve kendi kendine muayene" diyor. 20 Yaşını Aşmış Her Kadın Kendini Muayene Etmeli Prof. Dr. Can Gürbüz, meme kanserinde en önemli risk faktörünün yaş olduğunu belirtiyor. Yaşı ellinin üzerinde olan kadınlarda meme kanseri görülme sıklığının, yaşı ellinin altında olan kadınlardan 4 kat daha fazla olduğunu belirten Dr. Gürbüz, "Adet görmeye erken başlanması, menopoza geç girilmesi, 30 yaşından sonra doğum yapılması, östrojen hormonu tedavisi, doğum kontrol hapları, alkol, şişmanlık ve yağlı beslenme, meme kanseri risk faktörleri arasındadır. Tüm bu risk faktörlerine karşın; şişmanlığın azaltılması, alkolün dozunda alınması, spor ve sebze- meyvenin bol tüketilmesi gibi basit önlemlerle meme kanseri riski %30-40 oranında azaltılabilmektedir" diye konuşuyor. Prof. Gürbüz erken tanı için kadına önemli görev düştüğünü söylüyor. "Yirmi yaş üzerindeki kadınlar, adet bitimini takip eden günlerde kendi kendini muayene etmeli, bu muayeneler sırasında meme dokusunda farklılık olup olmadığı araştırılmalı, bir değişiklik saptanmasa bile yirmi yaşından itibaren her üç yılda bir muayeneye gitmeliler" diyen Gürbüz, "Kırk yaşını geçen kadınlar her yıl bir doktor tarafından muayene edilmeli ve iki yıl arayla mamografi çektirmeli. Elli yaşından itibaren ise her yıl mamografi çektirmeli" tavsiyesinde bulunuyor.

Kansere çare genetik bilimde

New Orleans'ta düzenlenen 41. ASCO (Amerikan Kilinik Onkoloji Derneği) Toplantısı'na katılan onkologlardan biri olan İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden Prof. Dr. Fuat Demirelli, "Toplantıdan çıkan sonuç kanser tedavisinin genetikte gizli olduğudur' diye konuşuyor. Günümüz tıbbında kullanılan hiçbir tedavinin birbirinden çok üstün taraflarının olmadığını savunan Demirelli, "Son birkaç yıldır genel eğilim, kanser hücresinin kontrolsüz çoğalmasındaki mekanizma bozulmasını tespit etmeye yönelik, yani genetiğe yönelik. Kanser hücresi olduğu yerde duracak, ilerlemeyecek, çoğalmayacak" diye konuşuyor.

Meme kanseri terimi bitecek

Genetik tedavi yönündeki adımların hızlandığını anlatan Prof. Demirelli, "Bir miligramlık tümör dokusunun içinde bine yakın genin ne durumda olduğu görüyorsunuz. Eminim ki on yıl sonra meme kanseri diye bir terim kullanmayacağız. Şu nedene bağlı olarak gelişmiş A tipi meme kanseri, bu genlerin aşırı çalışmasına bağlı olarak gelişmiş B tipi meme kanseri diyeceğiz" şeklinde konuşuyor.

Tedavi yolları

Meme kanseri tedavisinde çok önemli gelişmeler olduğunu açıklayan uzmanlar; "Erken teşhis organın alınmamasını, dolayısıyla özgüvenin korunmasını sağlıyor" diyorlar. Kemoterapi, ışın ve hormon tedavilerinden başarılı sonuçlar alınıyor. Günümüz tıbbı meme kanseri tedavisinde başarılı sonuçlar almaya imkân veriyor. Ancak, her hastalıkta olduğu gibi, meme kanserinde de erken teşhis son derece önemli. Dr. Can Gürbüz, meme kanserinin en sık kullanılan ve gelişmiş tedavi yöntemlerini anlattı... Meme kanseri nasıl tedavi edilir? Son yıllarda meme kanseri tedavisinde oldukça önemli gelişmeler oldu. Birçok tedavi olanağı ortaya çıktı. Hastalık ne kadar erken safhada saptanırsa, tedavi olanağı o kadar artar. Meme kanserine yönelik ameliyatlar nasıl yapılıyor? Günümüzde, meme kanserinin tedavisinde cerrahi girişimin birkaç farklı uygulaması vardır. Bu uygulamalar; memenin alınmadan korunmasına yönelik olanlar ve memenin tümünün çıkartılmasına yönelik olanlar şeklinde ikiye ayrılır. Bunlara ek olarak; alınan memenin yerine plastik cerrahi teknikler ile yeniden meme rekonstrüksiyonu yapılması ameliyatları vardır. Kemoterapi nedir? Kanser hücrelerini öldürücü ilaçlarla yapılan tedaviye 'kemoterapi' denir. Bu ilaçlar ağızdan veya damardan verildikten sonra tüm vücuda yayılır. Genellikle aynı anda birkaç ilaç birlikte verildiğinde daha etkili olduklarından, değişik kombinasyonlar halinde verilirler. Kemoterapi belirli bir süre uygulanır ve sonra ara verilir. Bu aralarda hastanın kendisini toparlaması sağlanır. Bazı olgularda lokal olarak yapılan cerrahi tedaviye ek olarak, ilaç tedavisi de eklemek gerekebilir. Hastalarda cerrahi tedavi sonrası yapılan tetkiklerde herhangi bir bölgede kanser kalmamış olsa bile, koruyucu önlem olarak bir süre ilaç tedavisi yapılabilir. Bu tedaviye 'adjuan kemoterapi' denir. Hormon tedavisi nedir? Bazı meme kanseri hücreleri içerdikleri hormon reseptörleri aracılığı ile dişilik hormonu olan östrojene duyarlı olabilir. Hormon tedavisinde amaç; bu şekilde östrojen reseptörü içeren ve hormona duyarlı olan kanser tiplerinde östrojen etkisini ortadan kaldırarak, kanserin gelişmesini önlemektir.

Işın tedavisi, yani; radyoterapi bütün meme kanserlerine uygulanır mı?

Işın tedavisi meme bölgesine ve koltuk altına uygulanarak, cerrahi girişimden sonra kalma olasılığı bulunan kanser hücrelerinin öldürülmesini sağlamak amacıyla yapılır. Bazen de cerrahi tedavinin yapılamadığı durumlarda bölgedeki kanser hücrelerini yok etmek amacıyla uygulanır. Bu tedavinin de diğer tedavilerde olduğu gibi bazı yan etkileri vardır. Bu tedaviyi gören kadınların çoğu halsizlikten yakınır. Memede şişme ve ağırlık hissi ortaya çıkabilir. Bu yan etkiler yaklaşık bir yılda kendiliğinden yok olur. Tedavi edilmeyen bölgedeki deri, güneş yanığı rengini alabilir. Bu da yaklaşık bir yıl içinde azalır. Bunlara ek olarak; akciğer ve kalp de zarar görebilir.

Sigara içene protez meme sakıncalı Meme protezi kullanılmasının getirdiği komplikasyonlar nelerdir?

Protez her ne kadar vücut dokularıyla uyumlu olan silikon maddesinden yapılmış olsa da, vücut için yabancı bir cisimdir. Yabancı cisimler, bölgede enfeksiyon ortaya çıktığı zaman mutlaka vücuttan uzaklaştırılmalıdır. Yani; protez bölgesinde en ufak bir enfeksiyon ortaya çıkarsa, protezi çıkartmak gerekebilir. Bu da yapılan tüm işlemlerin boşa gitmesi anlamına gelir.

Vücudun kendi dokusu kullanılarak meme yapılacaksa, nereden deri alınır?

Karın bölgesinden veya sırt bölgesinden deri, deri altı yağ dokusu ve kas dokusu alınır. Bu şekilde vücuda hiçbir yabancı cisim girmediği için yöntem avantajlıdır. Ameliyat sonrası radyoterapi ve kemoterapi yapılacaksa bile, hemen rekonstrüksiyon için kullanılabilen bu yöntem, vücudun diğer bölgelerinde yara izi kalabildiği için ya da ameliyat sonrası ağrı olduğu için sorun yaratabilir. Ancak, özellikle doğum yapmış belirli bir yaşın üzerindeki kadınlarda karın bölgesinde sarkma olduysa, meme için bu bölgeden deri alınırken sarkma da düzeltilir. Bu ameliyatı olmaya karar veriyorsanız, çocuk doğurmak gibi bir niyetinizin bulunmaması gerekiyor. Çünkü karın duvarı nispeten zayıflar ve gebelik sırasında karın fıtığı riski artabilir.

Meme rekonstrüksiyonu için karın dokusu her kadında kullanılabilir mi?

Sigara içenlerde, ileri derecede şişman olanlarda, 65 yaşın üzerindeki kadınlarda karından alınan doku ile yapılan meme rekonstrüksiyonu ameliyatları sakıncalıdır. Ayrıca, şeker hastalığı, kalp hastalığı gibi sağlık sorunu bulunanlara da meme rekonstrüksiyonu operasyonları tavsiye edilmez. Karın bölgesine radyoterapi uygulanmışsa ya da bu bölgeye liposuction uygulanmışsa, diğer tedavi yöntemleri incelenmeli ve hastaya en uygun olanı kullanılmalıdır.

Sırt bölgesinden doku alınarak meme yapılması ideal bir yöntem mi?

Bu bölgede çok fazla doku bulunmuyor. Dolayısıyla, büyük bir meme yapmak için yeterli doku olmuyor. Bu yöntem daha çok memenin bir kısmı alındıysa, alınan bu bölgedeki doku kaybına bağlı deformasyonun düzeltilmesi için kullanılıyor.

Meme kanseri önlenebilir mi?

'Henüz meme kanserini kesin olarak önleyen bir yöntem yoktur. Ancak, kanser ve sonuçlarından korunmada erken tanı ve doğru tedavi çok önemlidir'.

Hekime görünün

20 yaşın üzerindeki kadınlar her ayın belirli bir döneminde kendi kendilerini muayene etmelidirler. Dikkat edecekleri şeyler meme dokularında farklılık olup olmadığıdır. Eğer bir değişiklik fark ederlerse, kendi kendilerine tanı koymayıp bir hekime başvurmalıdırlar. (Kendi kendine muayenenin psikolojik olarak riski vardır. Memede görebilecekleri çok basit değişiklikler veya fibro kistler, kadınlarda meme kanseri olduklarına dair kuşku yaratabilir ve gereksiz yere kaygı duymalarına neden olur. Bir hekime başvurarak bu kaygıdan kurtulmaları gerekir). Kadınlar arasında 2 meme arasındaki farklılıklar (büyüklük) tek başlarına kanser sebebi değildir. Memede ele gelen bir kitlenin habis olma olasılığı düşüktür. Yine de kararı hekim vermelidir. 30 yaşın üzerinde yılda en az 2 defa bir hekime görünmelidir. (Bilgili bir hekim memede kanser olan veya olmayan kitlelere yüzde 70 ila yüzde 90 oranında sadece muayene ile doğru tanı koyabilir, kesin sonuç yine de biyopsi ile belirlenmelidir.

Yapılacak incelemeler

Genel olarak memede tespit edilen kitlenin kapsamlı olarak incelenmesi gerekmektedir. Bu incelemeler:
* Klinik muayene
* Radyolojik inceleme
* Patolojik inceleme
* Marker (Belirteç)'dir.

Meme kanseri tedavisi kolları tehdit edebilir

Meme kanseri ameliyatından sonra; kolda dolgunluk hissi, deride gerginlik, el bileğinde hareketlilik azalması gibi sorunlar yaşayanların hemen bir uzmana başvurması gerekiyor. Çünkü bütün bu belirtiler lenfödeme işaret ediyor. Doç. Dr. Cenan Çağlar meme kanseri cerrahi tedavisinin ardından en sık rastlanan sorunlardan biri olan lenfödem yani; kol şişmesiyle ilgili sorularımızı yanıtladı...

Lenfödem yani kol şişmesi nedir?

Meme kanseri tedavisinde, koltuk altında yer alan lenf düğümleri cerrahi olarak çıkartıldığında veya buraya radyoterapi uygulandığında, kolun kalbe dönen lenf sayısı akım yolu bozulur. Bunun sonucunda kolda lenf sıvısının birikmesine bağlı şişme olur. İşte bu klinik tabloya 'lenfödem' diyoruz. Meme kanseri tedavisi sırasında koltukaltı lenf düğümleri alınan hastalarda yüzde 10-20 oranında lenfödem gelişiyor. Lenfödem değişen şiddette ortaya çıkabiliyor, bazı ilerlemiş olgularda tüm fiziksel aktiviteyi etkileyebilecek kadar ağır seyredebiliyor. Bu nedenle, ameliyatla koltuk altınızdaki lenf düğümleri alındı ise, lenfödeme karşı uyanık bulunmanız ve ön belirtilere dikkat etmeniz gerekiyor. Çünkü lenfödem erken dönemde fark edildiğinde çok daha kolay önlenebiliyor.

Lenfödemin belirtileri nelerdir?

Kolda dolgunluk hissi, deride gerginlik, el bileği ve parmakların hareketliliğinin azalması, giysi kolu, bilezik, yüzük gibi eşyaların dar gelmeye başlaması.

Lenfödem önlenebilir mi?

Koltuk altı lenf düğümleri çıkartılacaksa veya koltuk altı bölgesine radyasyon tedavisi uygulanacaksa, hastalar mutlaka önceden lenfödem ile ilgili uyarılmalıdır. Ameliyat sonrası takipte kullanılmak üzere her iki kol çevresi farklı noktalardan ölçülerek kaydedilmelidir. Lenfödem için alınacak önlemler hemen ameliyat sonrası başlar. Yatağınızın başucuna büyük, görünebilir bir tabela asarak veya el bileğinize parlak renkli bir bant geçirerek "Bu koldan kan alınamaz, serum takılamaz ve tansiyon ölçülemez" uyarısını yazın. Ameliyat sahasına dren konmuşsa, drenin etrafındaki cilt bakımına özen gösterin. Ameliyat kesisi ve drene yakın yerlerde; kızarıklık şişme, ısı artışı, gibi enfeksiyon belirtilerine karşı çok uyanık olun. Laboratuvar testleri için yaptığınız ziyaretler sırasında; kan alma, damara girme, tansiyon ölçümü ve enjeksiyon gibi girişimleri mutlaka diğer kolunuzdan yaptırın. Ameliyat sonrası kolunuzun bakımı konusunda hekiminiz sizi mutlaka eğitecektir.

Lenfödemin neden olduğu sorunlar nelerdir?

Enfeksiyon ve pıhtı olarak açıklayabiliriz. Enfeksiyon: Kolda biriken proteinden zengin sıvı, bakteri üremesi için ideal bir ortam. Burada oluşan enfeksiyon tablosuna "lenfanjit" deniyor. Deride pişik görünümlü kızartılar, kaşınma, renk değişikliği, şişliğin artması, ısı artışı, ağrı, kolun normalde algılanandan daha ağır hissedilmesi, ateş yükselmesi ve titreme gibi belirtileri var. Böyle bir enfeksiyon geliştiğinde lenfödeme yönelik tüm tedaviler derhal durdurulmalı; vakit kaybetmeden bir hekime başvurulmalı, antibiyotik tedavisine başlanmalıdır. Pıhtı: Kolun şişmesiyle birlikte basınç artışına bağlı olarak toplardamarlarda kan akımı yavaşlayabiliyor. Bu durum damarlarda pıhtı oluşma riskini artırıyor; bu da toplardamar kaynaklı ek şişmelere yol açabiliyor.

Lenfödem hastayı nasıl etkiler?

Lenfödem gerek fiziksel gerekse psikolojik açıdan hayatınızı etkileyebilir. Şişen kol ağırlaşır, hareket etmesi güçleşir ve ilgili tüm eklem ve kasları zorlamaya başlar. Şişkinlik nedeniyle gerginleşen derinin vereceği rahatsızlık da buna eklenir. Ağrı başlayabilir. Bazen deri, yer yer kuru ve kalın bir hal alabilir, ender olarak da deride çatlaklar, küçük yaralar oluşabilir. Bu bulgular doku içinde protein birikimine bağlıdır. Her bin erkekten ikisinde meme kanseri görülüyor Meme kanserini kadın hastalığı zannedenler yanılıyor. Her bin erkekten ikisinde meme kanseri görülüyor. Üstelik; erkekler memelerinde bir kitle tespit ettiklerinde genellikle bunu önemsemediklerinden, doktora zamanında değil, geç evrede gidiyorlar. Dr. Can Gürbüz, halk arasında sanılanın aksine; meme kanserinin kadınlara özgü bir durum olmadığını, erkeklerde de görüldüğünü belirtti. Her bin erkekten bir-ikisinde meme kanserine rastlandığını açıklayan Doktor Can Gürbüz, memesinde sert bir kitle tespit eden, değişiklik fark eden herkesin, mutlaka ihmal etmeden bir uzmana başvurması gerektiğini belirtti. Dr. Can Gürbüz, konuyla ilgili merak edilen soruları yanıtladı...

Erkeklerde meme kanseri sık görülür mü?

Daha nadir olmakla birlikte, erkeklerde de meme kanseri görülür. Hastalık her iki cinste de birçok yönden benzerlik gösteriyor. Erkeklerde nadir görüldüğü için genellikle en son akla gelir ve erkekler hekime daha geç başvururlar. Bu nedenle, hastalık çoğu kez daha ilerlemiş safhada teşhis edilir. Her 100 meme kanseri olgusundan bir, ikisini erkek hastalar oluşturuyor. Erkeklerde görülen tüm kanserlerin 1000'de ikisini meme kanserleri oluşturuyor. Bu oran kadınlarda yüzde 26. Bu istatistiksel sonuçlar daha çok Avrupa ülkeleri ve ABD'nin kayıtlarından edilmiştir. Dünyanın farklı bölgelerinde, erkeklerde meme kanseri ile karşılaşma sıklığı değişkenlik gösteriyor.

Erkeklerde ne tip meme kanseri görülür?

Kadınlarda görülen meme kanserlerinin hepsi erkeklerde de görülebilir. Erkeklerde süt üreten bezler gelişmemiş olduğu için 'lobuler karsinom' daha nadir görülür. Erkeklerde de kadınlarda olduğu gibi en sık görülen kanser tipi süt kanallarından kaynaklanan 'duktal karsinom'dur.

angi belirtilerle ortaya çıkar?

emede bir kitle gelişmesiyle ortaya çıkar. Bu kitle genellikle ağrısızdır. Kitle hemen meme başının altında yer alır. Meme başından akıntı gelmesi, meme başının içeri çekilmesi veya memede yara ortaya çıkması daha nadir görülen belirtiler.

Erkeklerde meme kanseri daha geç mi teşhis ediliyor?

Erkeklerde meme kanseri teşhisi konulduğunda hastalık çoğu zaman geç safhada oluyor. Erkek meme dokusunun yapısından dolayı, deriye ve göğüs duvarına çok yakın bir yerleşimde bulunuyor. Kadın meme dokusu çevresi ise, destek dokusuyla çevrili. Bu nedenle, erkek memesinde başlayan kanser kısa sürede deriye ve göğüs duvarına yayılabiliyor. Bu da, hastalığın kısa süre içinde ileri evreye geçmesine neden oluyor. Toplumda erkeklerde meme kanseri olamayacağı yönünde yanlış bir kanı var. Bu nedenle, erkekler memelerinde bir kitle fark ettiklerinde genellikle aldırmıyorlar. Hekime başvurmakta gecikiyorlar. Yapılan bir çalışmaya göre; erkekler memelerinde bir sertlik fark ettikten ortalama 10 ay sonra hekime başvuruyorlar. Halbuki bunun tersine; kadınlar derhal hekime başvuruyorlar.

Erkeklerde meme kanseri bulguları nelerdir?

En önemli bulgu; ele bir kitle veya sertliğin gelmesidir. Bu kitle tek memede ortaya çıkar. Her iki memenin birden büyüdüğü değişiklikler daha çok diğer meme hastalıklarıyla ilgilidir ve kanser şüphesinden uzaklaştırır. Ele gelen kitle sert ve düzensiz bir yapıya sahiptir. Genellikle ağrısızdır. Memeden akıntı gelmesi, meme başı ve çevresinde kızarıklık, kabuklu yara gibi değişiklikler de kanser açısından önemsenmesi gereken durumlardır.

Erkeklerde meme kanseri teşhisi nasıl konur?

Erkek meme kanseri teşhis yöntemleri kadınlarla aynıdır. Fizik muayene ve mamografi, erkeklerde de en önemli teşhis yöntemi. Kesin teşhis, parça alınarak patoloji tetkiklerinin yapılmasıyla konur.

Erkeklerde meme kanseri tedavisi nasıl yapılır?

Erkeklerde uygulanan meme kanseri tedavisi genel prensipler içerisinde kadınlarla aynıdır. Kemo, meme kanseri riskini yüzde 85 azalttı Her kadının hayatı boyunca meme kanserine yakalanma riskinin olduğunu söyleyen araştırmacılar, 'Kemo' tedavisiyle bu riski yüzde 85 oranında azaltmayı başardı Dünyanın en önemli kanser araştırma merkezi Boston'daki Dana Farber Kanser Enstitüsü'nde çalışmalar yürüten Dr. Hartman, "Meme kanseri olgularını aşağı çektik" dedi. Dünyada bir milyon kadının yakalandığı meme kanseri, kadınların en büyük kabusu olarak nitelendiriliyor. Bu nedenle üzerinde en çok araştırmalar yapılan hastalıklardan birisi meme kanseri. İşte bu araştırmalar sonucu, Türkiye'de de Onkoloji Uzmanı Dr. Süalp Tansan tarafından uygulanan, 'Kemo' tedavisinde önemli bir başarı elde edildi. Meme kanserine yakalanma tehlikesi olanlara uygulanan bu tedavi ile kanser riski yüzde 85 oranında azaltıldı. Bu başarıyı sağlayan ise dünyanın bir numaralı kanser araştırma merkezi, Boston'daki Dana-Farber Kanser Enstitüsü oldu. Enstitüde, Ulusal Kanser Önleme ve Risk Belirleme Programı kapsamında çalışmalar yürüten Dr. Anne Renee Hartman da bu başarıyı duyuran isim oldu: "Kemo tedavisiyle, meme kanseri olgularını yüzde 85 aşağılara çektik" dedi. Kemoterapiden farklı Boston'daki enstitüde görüştüğümüz Hartman, yönteme ilişkin önemli bilgiler verdi: "Kemo tedavisinde amaç, meme kanserine dönüşmemesi için ADH (Atipic Ductal Hypeplassia) dokusunun koruma altına alınmasından ibaret. ADH adı verilen dokuyu saptadığımız taktirde, kemo tedavisi programına başlıyoruz. Kemo tedavisinin kemoterapiden farkı, kanserleşmemiş dokulara uygulanması ve kemoterapi ilaçlarının yanı sıra daha farklı ilaçlar kullanılması."

ADH dokusuna dikkat

Kendi kendine meme muayenesi sırasında eline bir sertlik gelen her kadının vakit kaybetmeden bir uzmana başvurması gerektiğini vurgulayan Dr. Hartman, çalışmalarını şöyle anlattı: "Memede, kanserleşmeden hemen önce oluşan dokuyu arıyoruz. Bu dokunun adı ADH. Eline bir sertlik gelen her kadında ADH dokusu olacak diye bir kesinlik yok. Ama memedeki normal hücreler mutasyona uğrarsa, doku ADH formatına giriyor. Bir kez daha deformasyon olursa da kansere dönüşüyor. İşte, biz ADH'yi saptadığımız her kadına kemo todavisi uyguluyoruz. Kanseri haber veren ADH dokusunu ise mammografi çekerek tespit edebiliyoruz." Dr. Hartman, klinikte kadınların iki ayrı grupta incelendiğini belirtti. Birinci grupta, ailesinde kansere genetik yatkınlığı olan kadınlar, ikinci grupta ise ailesinde meme kanseri olgusu bulunmayan kadınlar var. Birinci grupta yer alan ve 40 yaşında olan bir kadının anne ve kız kardeşi meme kanserine yakalandıysa, mutlaka genetik test tavsiye edildiğine dikkat çeken Dr. Hartman, şunları söyledi:

Risk hesaplanıyor

"Bu şartlardaki kadın yüzde 50 risk grubunda yer almaktadır. Bu durumda öncelikle meme kanserine yol açan BRC1 ve BRC2 genlerine bakıyoruz. Bazen hem anne ve hem de baba tarafında bu genler bulunabiliyor. Burada çok değişik risk hesaplama aritmetiği var. Kriterlerimiz, ailede kaç kişinin kanserli olduğu, kanserin kaç yaşında başladığı, iki memede olup olmadığı veya aynı memede tek alanda mı, çift alanda mı kanser bulunduğu... Bütün bu parametrelere bakıyoruz. Kadına farklı seçenekler sunuyoruz. Klinik uygulamada, meme MR'ı çekiyoruz. Biyopsi, mammografi ve MR teknolojilerinden faydalanıyoruz. Bu grupta yer alan kadınların erken teşhis için 25 yaşından itibaren yılda bir kez mutlaka mammografi çektirmeleri gerekiyor."

DNA gelişimi inceleniyor

İkinci grupta yer alan genetik yatkınlığı bulunmayan ama memede ele gelen sert bir doku olan kadınların da incelemeye alındığını belirten Dr. Hartman, ailede genetik öyküsü olmayan bu kadınların kanserden korunmak için 40 yaşından itibaren yılda bir kez mammografi çektirmelerini önerdi. Dr. Hartman, meme kanserinde DNA gelişimini incelediklerine dikkat çekerek, "BRC1 ve BRC2 genlerine bakıyoruz. Eğer anne ve baba tarafında BRC1 ve BRC2 genleri bulunursa ve bu sadece bir tarafta bile varsa kadın golü yiyor" diye konuştu.

Kanserde yeni tetikçi

Kanserli tümörde deodoranttaki bir maddenin bulunmasından sonra başka bir iddia gündemde. Koltuk altındaki kılların tıraş edilmesinden hemen sonra deodorant kullanmanın göğüs kanseri riskini artırdığı belirtildi. Araştırmayı Amerikan Northwestern Üniversitesi yaptı. Türkiye'deki uzman doktorlar ise henüz deodorantın göğüs kanserini artırdığına ilişkin verilerin yeterli olmadığını savunuyor.

Deodorant ve tıraşa dikkat

Amerikalı uzmanlar, koltuk altı tüylerinin sık sık jiletle alınması ve deodorant kullanılmasının göğüs kanserini tetiklediğini, hastalık riskini 15 yıl öne aldığını iddia ettiler. Koltuk altı tüylerinin sık sık jiletle alınması ve deodorant kullanımı ile göğüs kanseri arasındaki olası bağlantıya ilişkin yıllardır süren tartışma, yeni bir araştırma sonucunun açıklanmasıyla bir kez daha alevlendi. ABD'nin Illinois eyaletinde bulunan Northwestern Üniversitesi uzmanları, yeni bir araştırmaya göre, koltuk altı tüylerini sıkça tıraş edip, deodorant kullanmanın göğüs kanseri riskini artırdığı uyarısını yaptılar. Sonuçları açıklayan Dr. Kris McGrath, araştırmanın, ekibindeki doktorlar tarafından 400 kanser hastası üzerinde yapılan taramanın sonuçları olduğunu belirtti. Dr. McGrath, koltuk altını haftada en az üç kez tıraş eden ve haftada en az iki kez koltuk altına deodorant sıkan kadınların, her ikisini de yapmayan kadınlara göre göğüs kanserine 15 yıl daha erken yakalandığının anlaşıldığını söyledi. Araştırması Avrupa Kanser Önleme Dergisi'nde de yer bulan McGrath, birçok deodoranttaki alüminyumun, koltuk altının sık traş edilmesiyle önemli rol oynadığını belirtti. Ancak konuyla ilgili New Scientist adlı saygın tıp ve bilim dergisine açıklama yapan uzmanlar, "Bu sonuçlarla ilgili basit bir açıklama olabilir. Genç kadınlar, yaşlı olanlara oranla çok daha fazla deodorant kullanır ve koltuk altlarını daha sık tıraş eder" diye konuştu. Kısa süre önce İngiltere'deki Reading University'den Dr. Phillipa Darbre de, göğüs kanseri tümörlerinde deodorantlardaki "paraben" maddesini bulduklarını açıklamıştı.

903
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.