Mahmure

Sağlık

Genel Sağlık

Kadına yönelik aile içi şiddetin önlenmesi için beş öneri

Kadına yönelik aile içi şiddetin önlenmesi için beş öneri

Eski kocaların, eşlerinin namus bekçiliğini sürdürme eğilimiyle kadına şiddet uyguladıkları çokça görülüyor

Devlete düşen, yasadaki eksikliklerin ivedi olarak giderilmesini sağlayarak, kadın ve çocuklara yönelik aile içi şiddetin ve töre cinayetlerinin önlenmesi konusundaki kararlılığını artırarak sürdürmesidir

Son günlerde kadınlara yönelik art arda yaşanan vahşet boyutundaki saldırılar, aile içi şiddet ve töre cinayetlerinin, toplumumuzun yaşamsal sorunlarından biri olduğu gerçeğini, yüzümüze vuruyor. Ülkemizde şiddetin önlenmesi için son on yılda hukuksal alanda epey yol alındı. Ancak hâlâ yapılacak şeyler var ve gösterilecek çabalar, suya atılan taş örneği yaratacağı titreşimlerle, Türk insanının yaşamından şiddetin kovulmasına katkı sağlayacak.

TBMM'nin 28.06.2005 tarihli ve 853 sayılı kararıyla oluşturulan Araştırma Komisyonu Kararı'ndaki öneriler doğrultusunda, ailede ve toplumun her kesiminde şiddete sıfır tolerans hedefiyle çıkartılan 2006/17 sayılı, 4.7.2006 günlü Başbakanlık Genelgesi, birçok kuruma yükümlülükler getirmesine karşın, asıl sorumluluğu Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı'na yükledi. Bakanlığa Selma Aliye Kavaf'ın atanmasının bu politikada enerji tazelemesi ve yeni atılımlara yol açmasını dileyerek, 4320 Sayılı Aile İçi Şiddetin Önlenmesi'ne Dair Yasa'da görülen boşlukları ana hatlarıyla belirteceğim:

1. Yasada, boşanmış ya da yakın yaşam arkadaşlığı sürdüren kadının, eş şiddetine uğraması halinde yasadaki koruyucu tedbirlerden yararlanacağının açıkça yazılmayışı önemli bir eksiklik.

Her ne kadar eş ve aile olma durumu boşanmayla sona eriyorsa da eski kocaların, eşlerinin namus bekçiliğini sürdürme eğilimiyle kadına şiddet uyguladıkları çokça görülüyor. Öte yandan, resmi evlilik olmaksızın belli bir süre karı koca gibi birlikte yaşadıktan sonra, ayrılmak isteyen kadına, erkeğin şiddet uyguladığı örneklere de sıkça rastlanıyor.

BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi'nin (CEDAV) 1. maddesi: "Medeni durumlarına bakılmaksızın tüm kadınlara yönelik ayrımcılığın kaldırılması" konusunda devletleri yükümlü kıldı. 19 Ocak 1986 tarihinden beri iç hukukun parçası olan sözleşme uyarınca, boşanmış ya da resmi evlilik olmaksızın birarada yaşayan kadınların da 4320 sayılı yasa kapsamına alınması zorunludur.

2. Mahkeme tarafından takdir edilen nafakanın, kusurlu eşten alınmasındaki güçlük nedeniyle, şiddet mağduru kadın, eşi evden uzaklaştırıldığında aç ve çaresiz kalabiliyor. Bu nedenle devlet tarafından sağlanacak bir fondan -gerekirse üst sınır belirtilerek-, nafakanın doğrudan mağdura ödenip ardından kusurlu kişiden alınması Anayasa'nın sosyal devlet ilkesi ve "Ailenin Korunması" başlıklı 41. maddesi kapsamında yerinde olacaktır. Bu olanak, 2330 Sayılı Nakdi Tazminat Ve Nafaka Ödenmesi Hakkındaki Yasa mağdurlarına sağlanıyor.

Uzmanların önemi

3. Şiddete uğrayan kişinin, ilk önce sosyal çalışmacı ve psikolog gibi, konuyla ilgili uzmanlarla görüşmesinin sağlanması, şiddetin kaynağında önlenmesi açısından önemlidir. Örneğin, mağdurun doğrudan aile mahkemesine başvurması halinde uzmanlar yapacakları bir ön görüşmeyle şiddet mağduru kadın ya da çocuğa, gereksinme duyduğu yönlendirmeyi yapabilir ve mahkemeye geçici görüş bildirebilirler. Yasa, başvuruda kötü niyetli kullanımı önlemek için gerekli önlemleri haklı olarak içermediğinden, uzmanların olayın sıcağı sıcağına düzenleyeceği rapor yargıca, mağdurun genellikle çok yetersiz olan dilekçesinden öte bir fikir verebilecektir.

Bu amaçla uzmanların sayıca yeterli oldukları Ankara Adliyesi gibi yerlerde, onlara angarya oluşturmayacak bir nöbet sistemi, Adalet Bakanlığı ile işbirliği içinde yapılacak bir yönetmelikle getirilmelidir. Uzmanlar, mahkeme kararından sonra da o aileye ilişkin sosyal hizmet konusundaki tüm işlemleri gerçekleştirmekten sorumlu tutulmalıdırlar.
Öte yandan sorunun asıl sahibi olan uzmanların çalışma koşullarına ilişkin yönetmelik çıkarılmadı ve birçok adliyede görüşme yapabilecekleri kendilerine ait odaları yoktur.

Ayrıca yükseköğretimde böyle bir dal olmamasına karşın, pedagog unvanıyla mahkemelere eğitim fakültelerinin çeşitli branşlarında eğitim görmüş çok sayıda kişi uzman olarak atandı. Yapılacak düzenlemelerle bu kargaşa giderilmeli, uzmanların olanak, yetki ve sorumlulukları artırılmalıdır.

4. 4320 Sayılı Yasa'da, kusurlu kişinin aleyhindeki karara karşı başvurma yeri ve olanakları belirtilmedi. Yargıtay haklı ve doğru olarak temyiz olanağı yok, diyor. Başka bir mahkemeye itiraz olanağı ise verilen kararın aciliyeti nedeniyle ve infazı geciktireceği için doğru değildir. Oysa Anayasa'nın 40. maddesi uyarınca, "Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanı sağlanmasını isteme hakkına sahiptir. Devlet işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilerine başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır". Bu emredici düzenleme uyarınca mahkemelerce verilen koruma kararında, ilgilinin başvuracağı yer ve başvuru süresi belli edilmelidir.

5. Yasanın 2. maddesinde 5236 Sayılı Yasa ile 2007 yılında yapılan değişiklikte, aile mahkemeleri tarafından verilen koruma kararının uygulanmasının, Cumhuriyet Savcılığı'nca kolluk marifetiyle izleneceği eklendi. Bu ifade, uygulamaya ilişkin olup tebliği içermediğinden, aleyhine karar verilene kararın kim tarafından ve nasıl tebliğ edileceği yine belli değildir. Olağan olan, adli tebligatın posta kanalıyla yapılmasıdır. Ancak bunun uzun zaman alacağı ve yasanın korumak istediği hukuki yarar ve durumun gerektirdiği sürat düşünüldüğünde pratik olmayacağı kuşkusuzdur. Uygulamada bu bildirim de ilgili kolluk birimlerince düzenlenen tutanak aracılığıyla yapılmakla doğru ve yerinde olmakla birlikte hukuki dayanağı yoktur. Oysa bir hukuk devletinde asıl olan yükümlülüklerin yasal dayanaklarının olmasıdır.

Aile tanımları

Sonuç olarak, şiddetin henüz patlak vermeden, kaynağında önlenmesi deyim yerindeyse hastaya ilk tedavinin zamanında ve etkili yapılması için, Yargıtay üyesi Ö. Uğur Gençcan'ın acil servis yasası olarak adlandırdığı, 4320 Sayılı Yasa'nın eksiksiz ve iyi uygulanması toplumumuz açısından yaşamsal önemdedir. Mardin Bilgeköy, Ağrı, vb yerlerdeki töre cinayetleriyle birlikte, "Boşandığı eşi ve çocuklarına ölüm saçtı", "Metres, kuma cinayeti" veya "Ayrılmak isteyen sevgilisinin yüzüne kezzap attı" şeklinde kamuya yansıyan vahşet haberlerinin çokluğu ise, yasayı kullanmakta daha atak ve kararlı olunması gerektiğini gösteriyor.

Öte yandan aile hukuku günümüzde en çok değişen ve gelişen bir alan olduğundan, yasanın çerçeveyi çizip yorumu uygulamaya bırakması genel olarak doğrudur. Bu sayededir ki yasalarımızda somut ve tek bir aile tanımı olmadığı gerçeğinden yola çıkan birçok mahkeme, resmi evlilik dışındaki birlikteliklerde de kadınların eş şiddetinden kurtulmasına olanak tanıyıcı kararlar verebildi. Öyleyse yasanın ve onun olması gereken hukuk açısından yapılan çağdaş yorumlarının, en geniş kesime ulaştırılarak toplumsal duyarlılığın artırılması, herkes açısından insani ve toplumsal bir görevdir. Devlete düşense, yasadaki eksikliklerin ivedi olarak giderilmesini sağlayarak, kadın ve çocuklara yönelik aile içi şiddetin ve töre cinayetlerinin önlenmesi konusundaki kararlılığını artırarak sürdürmesidir.

ERAY KARINCA: Ankara 8. Aile Mahkemesi Yargıcı

1. Geniş bilgi için bkz; Eray Karınca, 'Kadına Yönelik Aile İçi Şiddete İlişkin Hukuksal Durum ve Uygulama Örnekleri', TC Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Ankara, Kasım 2008. s. 42-53.

2. Karınca, Eray; 'Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi İçin Öneriler', Ankara Adliyesi Bülteni, Ocak 2008, Sayı 16, s.23.

3. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 16. 1. 2003, E.2002/14276, K. 2003/344 S.K.; Kaçak, Nazif, 'Yeni Türk Medeni Kanunu', birinci baskı, Ankara, 2004, s.462-463.

4. Karınca, a.g.m., s.23.

ERAY KARINCA / Radikal 2
875
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.