Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Yönetmen İsmail Güneş ile görüştük. (Özel söyleşi)

Yönetmen İsmail Güneş ile görüştük. (Özel söyleşi)

Güncellenme tarihi: 09.05.2012

 Türk sinemasının mecazlarla ve başka sanat anlayışlarıyla arası sizce nasıl?

Divan edebiyatını nerdeyse bir asırdır hayatımızdan ve eğitim sistemimizden çıkarınca, tabi ki mecaz ve başkaca şiir sanatının kullandığı sanatlarda hayatımızdan çıkmış oldular. Mesela Türk Sineması hep sansürden şikâyet etti ama sanat yoluyla bu sansürü alt etmeyi düşünmedi. Her şeyi birinci anlamıyla anlatmayı marifet saydılar. Oysa kelimelerin olduğu gibi resimlerinde ikinci, üçüncü anlamları olabileceğini keşfetmeliydiler. Divan edebiyatına düşman olarak yetişen nesillerin ne kadar önemli bir özelliği kaybettiklerini fark etmeleri uzun zaman aldı.

 Duyduğumuz kadarıyla filmde plan sekans tadında uzun çekimler varmış. Düşündüklerinizi yapabildiniz mi? Neden bu tarz kendinize sınırlar çiziyorsunuz? Bir hikâye anlatmak yetmiyor mu?

Filmlerin gerçeklik diye bir derdi olduğu sürece yönetmenlerin, plan sekans diyebileceğimiz uzun planlar tercih etmeleri kaçınılmazdır. Roman ve hikâyede de öyle değil midir? Uzun ama karmaşık olmayan cümleler anlatıma büyük zenginlik katar. Senaryo aşamasında bazı sahneleri tek plan veya sahnenin önemli bir bölümünü tek plan yapmak gibi düşünceler zihnimde dolanıp durdu. En son toplam altı uzun plan tasarladım ve bunlarının hepsini de gerçekleştirdim. Böyle planlar tasarlamak şüphesiz yönetmene sınır çizer. Ancak unutmamak lazım ki sınır sanatı güzelleştirir, inceltir. Ressamlar da en nihayetinde kendilerine bir çerçeve çizerler ve hayallerini o çerçevenin içine hapsederler. Sinemada biçim önemsediğim bir boyuttur ve bence biçim olmadan bir hikâye anlatmak, o hikâyeyi kuru bir hale dönüştürür. Televizyonlar şu an yeterince “kırpık bir dille” zihnimizi kirletiyor. Bari sinemada zihinlerimiz temiz kalsın.

 Neden Hakan Karahan? Nasıl buldunuz ve oyunculuğundan memnun musunuz? Daha doğrusu düşündüğünüz karakter oldu mu?

Senaryonun ilk oluşma anlarında “Soğuk Oda” diye bir dizide görmüştüm. Fiziği enteresan geldi bana. Benim düşündüğüm babaya çok benziyordu. Görünümü korkutucu, kocaman bıyıklar, uzun bir boy, ama yumuşacık bir yürek. Aslan görünümlü ama içinde bir kedi var. Aradım, yardımcısı çıktı. Bana aratacağını söyledi, fakat arayan olmadı. Genelde ikinci kere kimseyi aramam. Sonra Kenan İmirzalıoğlu’nu düşündüm. Bir arkadaşım vasıtasıyla birlikte yiyelim dendi. O yemeği bir türlü yiyemedik. Amerika’ya, sonrasında da askere gitti. Daha sonra da dizi falan, ben de zihnimden çıkardım. Talat Bulut ve Erkan Petekkaya dizi engeline takıldılar. Sonrasında da Rahmetli Yusuf Kurçenli “Yüreğine Sor” filminde Hakan Karahan’ı oynattı. Ona sordum, nasıl diye? Çok memnun olduğunu söyledi. Bizi buluşturmasını rica ettim ve netice olarak ilk versiyona dönmüş oldum. Sonuçtan da çok memnunum.

1812
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.