Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Yeşil altın

Yeşil altın

Sarı altın, kara altın ve beyaz altın gibi, temelde ekonomik değerlerin yüceltilmesi bağlamındaki altın tanımından, Gaziantep'in fıstığı için de yararlanılıyor: Yeşil altın"

Sevdiğimiz bütün güzel şeyler bizim için fıstık ya da fıstık gibidir. Antepfıstığı meyvesi ise bütün bunların temelini oluşturuyor. Önceleri Şam üzerinden pazarlandığı için, adına Türkiye'de bile şamfıstığı deniyordu. Antepfıstığının doğada bulunan küçük yabani türlerinde ise, bizim bildiğimiz anlamda "fıstık" meyvesi yok. Sonradan aşılamalar yoluyla kültüre alınması gerekiyor. Bunu da ilk kez Hititlerin gerçekleştirildiği sanılıyor. Daha açık bir deyişle fıstık ya da antepfıstığı, tam bir Anadolulu. Gaziantepliler bu konuda bir adım daha atıp "antepfıstığı" adını tescil ettirip markalaştırmışlar.

Bilim insanlarının yaptığı daha kesin bulgulara göre ise, antepfıstığı Kuzey ve Güney yarıkürelerde 30°-45° enlemleri arasındaki uygun mikro-klima ortamlarında yetişiyor ve bilinen iki gen merkezi var. Birincisi, Orta Asya Gen Merkezi. Burasını ise daha çok Hindistan'ın kuzeyi, Pakistan, Tacikistan ve Afganistan olarak sınırlamak gerekiyor. Antepfıstığının ikinci gen merkezi ise, Yakın Doğu Gen Merkezi olarak biliniyor. Anadolu, Kafkasya, İran ve Türkmenistan da bu merkezi belirleyen ülkeler...


Antepfıstığının genel biyolojik sınıflamasına gelince; önce "Anarcadiaceae" familyasına giren "Pistacia" cinsinin meyve ve süs bitkisi olarak değer kazanmış 11 türü olduğunu belirtmek yeterli. Bu türler arasında kümeler oluşturulurken de yaprak, çiçek, meyve ve gelişme özellikleri ayrıca dikkate alınıyor. Bu durumda Pistacia cinsinin botanikteki yeri şöyle ortaya çıkıyor: Takım; Sapindales. Familya; Anarcadiaceae. Cins; Pistacia. Tür; Pistacia vera.

Türkiye'de 56 kentte
Antepfıstığı ekonomik değeri yüksek bir bitki olması nedeniyle, bu ülkeler arasında yoğun bir meyve üretimi, ağaçlandırma ve satış rekabetine yol açıyor. Türkiye'de de bu amaçla antepfıstığı yetiştiriciliği, yaklaşık 56 kente yayılmış durumda. Yine de üretimin yüzde 94'ü Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nden elde ediliyor. Bu bölgede de, tabii biraz şaşırtıcı olarak, üretim yönünden birinci sırada Şanlıurfa geliyor. Tabii asıl sürpriz çelişki, antepfıstığı yetiştiriciliğinin Anadolu'da çok eski devirlerden beri yapılmasına karşın, hâlâ arzu edilen üretim düzeyine ulaşılamamış olması.

İlgililer, bunun nedenini yetiştiriciliğin bütünüyle kuru koşullarda ve çoğunlukla kıraç, taşlık ve meyilli arazilerde yapılması olduğunu vurguluyorlar. İlk iki sırada bulunan İran ve ABD ise, yetiştiriciliğin her aşamasını sulu ve verimli taban arazilerde gerçekleştiriyor. Türkiye ve onun ardından gelen yetiştirici ülkelerin hep aynı "ilkel" üretim biçimlerinde sıkışıp kalmış olmaları da bir başka çarpıcı gerçek. Asıl ilginç olanın ise, ABD'nin 1930'lu yıllarda İran ve Ortadoğu'dan aldığı örnekleri seleksiyon yoluyla ıslah edip, 1970'lerde de elde ettiği bu yeni çeşit ve anaçlarla sulu koşullarda antepfıstığı üretimine başlayabilmesi.

1937'de araştırma merkezi
Artık kolaylıkla anlaşılacağı gibi, antepfıstığı ve yetiştiriciliği her yönüyle bilimsel bir çaba gerektiriyor. Bu amaçla, 1937 yılına Gaziantep'te Fıstık İstasyonu adıyla teknik ağırlıklı bir araştırma birimi kurulmuş. Bu küçük birim, 1974'te geniş boyutlu "Antepfıstığı Araştırma Enstitüsü"ne dönüşüyor. Temel hedef, antepfıstığını her yönüyle bilimsel bir açıdan irdelemek ve tüm sorunlarını bu yöntemle çözmeye çalışmak. Enstitüde yapılan araştırma çalışmaları arasında; anaç ıslahı, çeşit ıslahı, yetiştirme tekniği, sulama, gübreleme, döllenme biyolojisi gibi konu ve sorunlar bulunuyor. Son yapılan araştırma projelerinden birisi de, "Antepfıstığında monoik (tekevcikli) bitki elde edilmesi" adını taşıyor. İlk bakışta, konu dışındakiler açısından pek fazla bilgi vermeyen bu isim, aslında antepfıstığının döllenme biyolojisindeki bir sorun ve onun çözümüyle ilgili.

Bunu kısaca şöyle açıklamak olası: Antepfıstığı bitkisi, meyve ağacı olarak "dioik" bir yapıya sahip. Daha açık bir deyişle, bitkinin erkek ve dişi çiçekleri ayrı ayrı ağaçlarda oluşuyor ve bunların bir araya gelip tozlaşmanın oluşması sorun yaratıyor. Dahası, erkek ve dişi çiçekleri taşıyan ağaçlar farklı zamanlarda çiçekleniyor. Genellikle de erkek ağaçlar, dişilerden önce çiçeklenip tozlarını vermeye başlıyorlar. Ayrıca çiçeklenme süreleri açısından da bir ayrılık var ve dişi ağaçlardaki döllenme süresi 10-12 gün iken, erkeklerde bu süre 3-7 gün arasında değişiyor. Kolayca anlaşılacağı gibi, bu da erkek çiçek tozlarının dişilerle buluşamaması demek. Diğer sert kabuklu meyveler gibi, antepfıstığının yenilen bölümü aynı zamanda onun tohumu da olduğundan, meyvenin elde edilebilmesi için tozlanma ve döllenmenin gerçekleşmesi özellikle gerekiyor. Döllenemeyen çiçekler dökülüyor ve böylece içi boş kabuklu meyveler ortaya çıkıyor. Dişi ve erkek çiçeklerin ayrı ağaçlarda olması tozlanma ve döllenmede sorunların oluşmasına neden olabiliyor.

Döllenmede böcek ve arıların da yararlı bir işlevi olmuyor. Aksine çiçek tozlarını yiyerek döllenmeye zararları dokunuyor. Arılar ise, önce açan erkek çiçek tozlarını alıp, dişi çiçeklere uğramadan doğruca kovana yöneliyorlar. Bu bakımdan arıcılık ve arı kovanları da antepfıstığı bahçelerinin istenmeyen unsurlarından sayılıyor. Bütün bu sorunlar, bazı kültür önlemleri ve ıslah çalışmalarıyla önemli ölçüde ortadan kaldırılmış, ama asıl ideal durum dişi ve erkek çiçeklerin aynı ağaç üzerinde (tekevcikli-monoik) bulunması.


İşte enstitünün yukarıda sözünü ettiğimiz araştırması, bu tekevcikli bitkinin araştırılıp elde edilmesi üzerine kurulmuş. Enstitü müdür yardımcısı İzzet Açar ile Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nden Doç. Dr. Salih Kafkas, projeyi birlikte yürütüyorlar. Araştırmacıların bildirdiğine göre bu tekevcikli özellik, "Pistacia"larda; Atlantik sakızı (Pistacia atlantica) denilen türde bulunuyor. Araştırmacılar Atlantik sakızındaki bu özelliği, melezlemeler yoluyla antepfıstığına aktarmak istiyorlar. Kurumun bu iş için düzenlediği özel seralarda, şimdiden 3.000 civarında fidan elde edilmiş. Tam sonuç, bu fidanların araziye dikilip çiçeklerin gözlemlenmesiyle alınacak.
Türkiye Pistacia cinsine giren türlerin gen merkezi olduğundan, antepfıstığının Anadolu'da büyük bir çeşitlenmeye (varyasyon) sahip olması kaçınılmaz. Biyolojik açıdan zenginlik sayılan bu özelliğin, ticari açıdan bir sınırlama getirdiğine hiç kuşku yok. Bu denli farklı tip ve çeşitlilikle belli bir ticari standardın yakalanması güçleşiyor.

Üçe ayrılıyor
Öyle ki, ekonomik ölçütlere göre meyve biçimi yönünden ikiye ayrılan antepfıstığı, Türkiye'de üçe ayrılabiliyor. Uzun, oval ve yuvarlak antepfıstığı grupları olarak... Ancak, antepfıstığının Anadolu'daki serüveni ona diğerlerinden daha farklı, ama kaydedilmesi güç bir özellik de kazandırmış. Bütünüyle Gaziantep'in antepfıstığında görülen bu fazladan özellik, kendine özgü olan kokusu ve tadı. Fıstıkçıların bunu yakalayabilmesi için de, mevsiminde Gaziantep'e uğramaları gerekiyor.
(Focus)
407
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.