Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Gerçek bir gerçeküstü sanatçı

Gerçek bir gerçeküstü sanatçı

Ekim ayı Semiha Berksoy ayı olacak. Beşiktaş Resim ve Heykel Müzesi'nde Semiha Berksoy'a tahsis edilen özel oda açılıyor. İş Sanat Kibele Sanat Galerisi'nde ise bir Semiha Berksoy retrospektifi başlıyor.

Willem De Kooning, 1973 yılında Harold Rosenberg'e verdiği röportajında şöyle der: "Sanat bir yaşama biçimidir... Ben böyle yaşıyorum... Programlı bir şey değil. 'Karamazov Kardeşler'i okuduğumda bu yüzden en çok babayı severim..."

İşte Semiha Berksoy'un öncülüğünün sırrı da burada yatıyor, işleriyle, yaşamıyla sanatı arasındaki bağlantıyı iyi anlatmasında... Herkesten önce bunu yapabilmesinde... Çok disiplinli sanat anlayışınının özünü bunun oluşturmasında. Öte yandan döneminin yerel -evrensel - ulusal gibi moda kimlikleri-ne paye vermemesinde... Kendi kişisel kimliğinde ısrarlı bir şekilde diretmesinde... Özetle, dayatılan modernizme rağmen modern olabilmesinde. Kendi modernini modernizme rağmen dillendirmesinde...

Semiha Berksoy ile 12 Eylül günü Beşiktaş Resim ve Heykel Müzesi'nin bahçesinde buluşuyoruz. Yine üzerinde dünyanın en avangard kıyafetleri... Açık sandaletle giydiği opak çoraplı ayaklarının altında restorasyon nedeniyle boyaları dökülen duvarın kabukları çıtırdıyor. Heyacanla odanın içinde koşuşturuyor. Berksoy, aralarında Carlos Basualdo, Dan Cameron, Harald Szeemann, Hans UIrich Obrist, Yuko Hasegavva, Necmi Sönmez gibi tanıdık küratörlerin de bulunduğu 33 kişilik bir kurul tarafından "Zeit - Wenden - 2000" Milenyum sergisine seçilmişti. "Artık 34," diyor, odanın içinde bir aşağı bir yukarı dolaşırken...

Çünkü Semiha Berksoy, 16 Ekim'den itibaren Mimar Sinan Üniversitesi Rektörü İsmet Vildan Alptekin'in öncülüğünde Beşiktaş Resim Heykel Müzesi'nde restore edilerek ona tahsis edilmiş bir oda ve bir koridorla karşımıza çıkmaya hazırlanıyor. Rektör Alptekin, Semiha Berksoy gibi "çağdaşlaşma sembolü" bir ismi müzede ağırlamaktan son derece sevinçli ve heyecanlı. Alptekin, bunun bir başlangıç olduğunun, üç yıl içinde tüm müzenin tıpkı Berksoy'un odası gibi yenileneceğinin, bakımdan geçirileceğinin müjdesini veriyor.

Artık sıkıntılı bir kış günü, atıl olmasından usandığımız müzenin üst katına çıkıp Berksoy'un müzeye hediye ettiği Milenyum Sergisi resimleriyle vakit geçirebileceğiz. Berksoy ile restorasyon çalışmaları sırasında odasının önünde konuşuyoruz. Oturduğumuz deri kanapenin tam karşısında koca bir Namık İsmail tablosu var. Berksoy, anlatmaya başlıyor...

"Aldım elime defterimi, gittim Akademi'ye... Lise mezunu küçük bir kızım henüz. Ama ben sekiz yaşından beri resim yaparım. Ailem sanatçı benim. Annem de ressam, artist. Bütün ailede sanat var. Öğrenmeden yaparım. Opera da söylerim. Şiir de yazarım. Mum boyayla o dönemin meşhur sinema artistlerinin portrelerini yapmıştım. Namık İsmail baktı resimlerime 'Bunlar ne cici şeyler,' dedi: 'Çok modern, çoook. Seni doğruca atölyeye yazıyorum, cansız mankenle çalışmana lüzum yok. Çok istidatlısın'. Beni kendi atölyesine ücretsiz aldı."

Atatürk'ün talimatıyla Avrupa'da opera sahnesine çıkan ilk Türk sanatçısı, büyük ses, şair Semiha Berksoy için Namık İsmail atölyesinde geçen günler heyecan dolu. İsmail tam anlamıyla "bir klasik ustası". 1914'te gönderildiği Paris'ten yurda dönmüş. Avrupa'da gördüklerinden çok öğrendiklerini, arkadaşları İbrahim Çallı, Sami Yetik, Avni Lifij ile birlikte anlatmaya kararlı. 1928 yılında Güzel Sanatlar Akademisi'nde müdür. Ne var ki Berksoy'un resimleri kimselerinkine benzemiyor. Başta kendisi sonra herkes bunun farkında.

"Atölyedekiler gibi yapsam o zaman eski sanat olur. Namık gibi yapsam... Romantik. Klasik. Çağdaş... Namık'ta hem Klasik var hem Romantik... Sonra çağdaş, modern geliyor. O dönem akademide Turgut Zaim'lerin dönemi... Eşref Dren var sonra... Yerel konulu ama klasik resimler yapıyorlar o vakitler. Eşref Üren yazı yazmıştı benim için... O dönemi çok güzel anlatır... Oku kızım bakiimm..."

Dediğini yapıp yazıyı yüksek sesle okuyoruz: "Bizdendir. Onu boş sınıflardan birine kürsüsüne çıkartır, biz de sıralara oturur, hayranbillah bülbül gibi şakımasını, dem çekişini dinlerdik. Şimdi rahmet istedi Turgut Zaim, içimizde müzikten anlayan bir tek oydu. Konserlerin ön ayak olucusu. Semiha nazlanmaz, Kolin Mur'a taş çıkartan sesiyle ihya ederdi, biz dinleyicileri... Kolin Mur adını takmıştık ince, uzun kaküllü bu kıza... Durdurulamıyan zaman ilerlerdi, olgunlaştı Semiha Berksoy: Almanya'ya gitti. Wagner operalarının eşsiz icracısı olarak döndü memlekete. Ses dünyasında yer aldı bir ışık hızıyla. Bir de kıskançlıklar vardır onun sanatını nikbete düşüren..."

Semiha Berksoy, opera dünyasında fenalıklar görüyor ama resim dünyası tarafından her zaman hoşgörü, heyecan ve merakla karşılanıyor. Bazen peyzajlarının peyzajdan başka acaba neye benzediği, bazen resimlerinin ne kadar psikanalitik olduğu / olabileceği tartışılıyor.
"Benim resimlerim farklıydı hakikaten. Resimlerim yüzünden kıskanıldığımı hiç, hiç hissetmedim. Hep desteklendim. 4 meşrep var bende; müzik - opera, resim, tiyatro ve şiir... Su içer gibi yapıyorum bunları. Sesim de dramatik soprano. Bunu kabul etmeyenler oldu. Benim sesimin yerine koro sesleri koydular. Kültürsüzlük... Böyle şeyler de geldi başıma... Dünyada insanın başına her türlü fenalık gelebilir. Ama bir şey söyleyeyim mi? Fenalık daha çok geliyor, iyilik daha az. Ben çünkü hayatı biliyorum."

"La condition humain"! Paris'te açtığı resim sergisinde Berksoy'un resimleri karşısında Fransız eleştirmenler böyle diyorlar. Yani 'insanlık durumu'. Onlara göre Berksoy, iki kişinin etkisi altında: Ses sanatçısı Semiha Berksoy ile tiyatro sanatçısı Semiha Berksoy ve "Başka kimseden esinlenmemiş, kendi orijinal janrının, analitik ve sentezli resim sanatına ulaşmıştır. Konularını içimizden, çevremizden seçmiştir. Batı Avrupa'dan, şuradan buradan değil."

Semiha Berksoy, hala düzenli olarak resim yaptığını ama resimlerini önce kafasında çizip bitirdiğini söylüyor. Resimlerinin formülünden bahsediyor. "Resmin bir değeri olacak, içinde akıl olacak. Yüksek duygu da... Allah veriyor onun dengesini bana. Renk kimisinde var kimisinde yok. Mesela birinde mezardan çıkmış bir kadın, kucağında çocuk var. Benim annem genç öldü. Sonra Nazım ile ben... Gözümde yaş var, onun da var. Nazım benim sesimi çok beğenirdi. Nazım ile aşkım, kabiliyetimden dolayıdır. Evvela kabiliyetimi beğeniyor. Zaten öyledir. Oscar Wilde ne diyor? 'Koca olsun, arkadaş olsun, muhakkak kafadan anlaşmanız lazım'! 'Çünkü,' diyor: 'Konuşacaksınız'. Diğer kısmı 5 dakikalık hayvani şeyler. Bizim Nazım ile kafamız uyardı yani... "
  • Mimar Sinan Resim ve Heykel Müzesi
    16 Ekim 3003 tarihinden itibaren gezilebilir.
    (0212) 261 42 98



  • Berksoy retrospektifi
    Ekim ayında kendi odasının açılışı bir yana, İş Sanat Kibele Sanat Galerisi'nde bir Semiha Berksoy retrospektifi açılıyor. Cumhuriyet'in 80. kuruluş yıldönümüyle eş zamanlı yer alması tasarlanan sergi, Berksoy'un sekiz yaşındaki ilk resim çalışmalarından son dönem yapıtlarına bir yaşam boyu asla satmadığı ancak hediye ettiği işlerini bir araya getiriyor. Bu arada Berksoy, bugünlerde Viyana'ya gitmeye hazırlanıyor.

    "Viyana'ya gidiyorum. Salome'yi oynamaya... Resimler yapıyorum, büyük resimler... Resimlerimi sahneye koyup önünde oynayacağım. Johanna'yı çizdim yeni. Dün. Benim kızım beğenmezse yapmam bırakırım ben o resmi. Salome çok eşsiz. 'Aşkın sırrı ölümün sırrından büyüktür,' diyor. Herif bunu reddetti. Güzelim Salome'yi. Şimdi ben güzel bir Yahya yapacağım. Oscar Wilde ne güzel tarif ediyor ölümü: 'Senin vücudun fildişi bir heykel; gümüşten bir destek üzerinde duruyor' diyor. Bahçede güvercinler varmış böyle koyu renkte... Yahya da yaman bir karakter heee... Vay vay vay..." Semiha Berksoy da öyle... Yaman olmasına yaman ve her şeyden önce gerçek bir gerçeküstü sanatçı.... Vay vay vay...
  • İş Sanat Kibele Galeri, İş Kuleleri
    16 Ekim – 5 Aralık 2003
    (0212) 316 15 80

  • (Ayşegül Sönmez-Milliyet Sanat)
    557
    dahafazlası
    YORUMLAR
    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.