Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Cehennemden kaçış öyküleri

Cehennemden kaçış öyküleri

Kimi koca, kimi ağabeyinden kaçmış. Kaçarak evlenen bir kadın, ailenin 'Affettik' sözüne inanmış. Eşi gözü önünde öldürülmüş...

Kentteki üç sığınmaevinden biri olan Küçükçekmece Sığınmaevi, bir yandan dramlara sahne olurken, öte yandan biraz destekle hayata yeniden tutunabilmenin en güzel örneklerini sergiliyor. 1996 yılında kurulan sığınmaevi, bugüne dek 1400 kadına hizmet verdi.

İçlerinden 800'ü aşkın kadın, yardımlarla bir iş bulup, yeni bir eve taşındı. Kadınların tek isteği, sığınmaevi sayısının artırılması.
İki katlı resmi bir bina. Giriş kapısı sürgülü ve kilitli. Güvenlik görevlisi, kulübesinin önünde bekliyor.

İlk bakışta olağanüstü hareketlilik yok. Dışarıdan bakıldığında, oldukça soğuk ve resmi bir bina. Ama bakımsız ön bahçe aşılıp evin kapısı açıldığında, bambaşka bir dünya çıkıyor ortaya. İçeride kadın ve çocuklar var. Sabah temizliği yapılmış, kokuları geliyor.

Kadınlardan biri, hastaneye gidecek olan küçük çocuğu hazırlıyor. Beresini takıyor, özenle atkısını sarıyor. Çocuk, küçük adımlarla başka bir kadına doğru 'Anne' diye koşarken, diğeri el sallayıp, "İyileş de gel" diyor. Tam bu sırada yukarıdan genç bir kızın sesi duyuluyor, "Yemek hazır..."

Boy aynası ve dantel
Dubleks evin girişine asılmış büyük boy aynası, ne olursa olsun burada kadınların yaşadığının en büyük göstergesi. Alt katta, kadınların kendi zevkleriyle döşediği geniş bir salon var. Odanın bir kenarında duran içi danteller, çiçekli tabaklar ve süslü bardaklarla dolu vitrin ise onların renkli dünyasını yansıtıyor. Üst katta yemek masası, kanepe ve koltuğun olduğu geniş bir hol ile mutfak ve yatak odaları bulunuyor.

Yatak odalarında dörder ranza ve dolaplar var. Evde yaşayanlar yemeği ve temizliği sırayla yapıyorlar. Yüzlerinde hüzün olsa da, eve yine de neşeli bir hava hâkim. Çünkü burada en fazla ihtiyacını hissettikleri duyguyu yaşıyorlar; 'güvende olmayı'...

Dışarıdan devlet dairesi gibi görünen, binlerce insanın her gün kapısının önünden gelip geçtiği bu binada, eşinden, ailesinden şiddet gören, öldürülme riskiyle yüz yüze kalan kadınlar ve çocukları yaşıyor...

'Çocukların yanında olmaz'
Üst kattaki yemek masasının etrafında toplanarak keyifli bir sohbetle, iki hafta önce aralarına katılan genç kadının yaptığı yöresel yemeği yiyorlar. Çocuklar da masada olduğu için, şiddetten hiç konu açılmıyor. Yemek yeni gelenin mutfak maharetine iltifatlarla bitiyor. Sonra aşağıdaki geniş oturma odasına geçilip, çaylar içiliyor.

Genç bir anne, köşedeki koltukta, burada doğurmak zorunda kaldığı çocuğunu emziriyor. Kadınlardan biri, havanın güzel olmasını fırsat bilerek, arka bahçede dolaşıyor. Kadınlar ön bahçenin tam aksine daha bakımlı olan arka bahçede sebze ve çiçek yetiştiriyor. Ancak arka bahçe de evin içi gibi 'gizli.'

Kadınların kendi zevklerine göre döşedikleri geniş salonda bir yandan çaylar yudumlanırken, bir yandan da defalarca birbirlerine anlattıkları hikâyeler yeniden dile getiriliyor.

Yaşı sadece 35 olmasına karşın daha yaşlı gösterdiği için evin en büyüğü kabul edilen kadın, önce herkesi susturuyor. Odadaki çocukları çeşitli bahanelerle dışarı çıkarıyor. Koltuğuna otururken, kısık sesiyle, "Psikolojileri bozuluyor" diyor.

İsimlerini ve nereli olduklarını söylemiyorlar. Fotoğraf ve kayıt cihazı görmek bile onları korkutuyor. Yaşadıkları yerde can güvenlikleri tehlikede olduğu için buraya getirilmişler.

'Sokağa atıldım'
Sözü ilk olarak bir yandan bebeğini emziren kadın alıyor. Doğuma birkaç hafta kala eşinin kendisini sokağa attığını anlatıyor: "Sekiz yıllık evliydim. Önce dayağa dayanıyordum. Ama hamileydim. Doğuma birkaç hafta kala beni yine sokağa attı. Bir-iki gece parkta uyumak zorunda kaldım. Üçüncü gün evin kapısında bekledim. Oğlum okula gitmek için evden çıktığında, onu da alıp kaçtım. Yaşadığım yerdeki belediyeye gittim. Onlar beni buraya gönderdi. Bebeğim burada doğdu. O biraz daha büyüdüğünde, iş aramaya başlayacağım. Ev tutacağım. Boşanma davasını yeni açtık. Kurtulmama az kaldı..."

'Belki de gazeteci olurum'
Boşalan çay bardaklarını dolduran genç kız 22 yaşında. Aşiret çocuğu. Okumayı çok istediği halde liseye başlayamadan zorla okulu bırakmış. Sonra İzmir'de oturan ağabeyinin yanına göndermişler. Boş durmak yerine çalışmak istediğinde ise karşısına bu kez, 'namus' sorunu çıkmış.

Ağabeyinden yediği dayakların nedenini hâlâ anlayabilmiş değil. "Sevmiyordu beni galiba" diyor. Yediği bir dayak sonunda merdivenlerden düşüp ağır yaralanması, bardağı taşıran son damla olmuş. Bir bahane uydurup çıktığı o eve bir daha hiç geri dönmemiş. O da belediyeye başvurarak sığınmaevine gönderilmiş. Şimdi idealleri var: "Benimle beraber köyde okula gidenler doktor, psikolog olacak. Diplomamı alacağım. Beni bir daha gördüklerinde, elinde diplomam olacak. Belki gazeteci olurum. Yaşadıklarımı kimse yaşamasın diye çalışırım."

Evin en neşelisi
Sohbet koyulaştıkça daha önce birbirlerine de anlatmadıkları ayrıntılar da birer birer ortaya çıkıyor. Sözü, evin en neşeli kadını alıyor ve "Böyle bir sığınmaevi olduğunu bilsem, daha ilk geceden gelirdim" diye espri yaparak başlıyor söze. Sonra birden yüzüne ciddi bir ifade takınıyor:

"Altı yıl dayak yedim. Hiçbir nedeni yoktu. Bir gün balkonda tartışırken itince yere düştüm. Jandarmalar geldiğinde son sözüm, 'Beni kurtarın' oldu. Tam hatırlamıyorum. İstanbul'a getirildim, sonra da buraya. Çocuklarım memlekette kaldı. Ama ilk önce okuma yazmayı öğrenmem gerekiyor. Beni bu halde görmelerini istemiyorum..."

1996 yılında kuruldu
Belediyeye bağlı sığınmaevinin sorumluları ise Tülay Karakullukçu ve İlmiye Gezer. Onların her günü koşuşturmayla geçiyor. İstanbul Barosu'nun Kadın Hakları Uygulama Merkezi ile ortak çalışıyorlar. Dava evrakı toplamak, sığınmaevine destek veren kuruluşlarla yazışmak, ihtiyaçları belirlemek, kimi zaman çocukları okula, kreşe bırakmakla geçiyor günleri. Karakullukçu, sığınmaevinin 8 Mart 1996'da kurulduğunu belirterek, şu bilgileri veriyor:

"Kadının buraya alınması için sözlü beyanı yeterli. Yerimiz gizli tutuluyor. Hatta anneleriyle gelen çocukları gönderdiğimiz okul ve kreşler de gizli. Eğer eşlerden biri burayı bulursa ve kadın huzursuz olursa, hemen başka bir sığınmaevine naklediyoruz. Ama sığınmaevi sayısı yetersiz. Burası 14 yatak kapasiteli. Şu an 13 kadın ve dokuz çocuk yaşıyor. İstanbul'da burası ile birlikte sadece üç ev var. Türkiye genelinde ise 12. Ama oralar da dolu olabiliyor. Sığınmaevi konusunun acilen çözülmesi lazım."

36 bebek doğdu
Tülay Karakullukçu, sığınmaevinin kendisine ait bir bütçesi olmadığını anlatıyor: "Dokuz yılda sığınmaevinde 1400 kadına hizmet verdik. 828 kadına iş bulup, yeni bir ev kurduk. Dokuz yılda sığınmaevinde 36 bebek doğdu. Çocuklar okula ya da kreşe, lise mezunu kızlar dershaneye, okuma-yazma bilmeyen kadınlar ise kursa gönderiliyor.

Çocukların kreşi ya da okulları farklı yerlerde oluyor, kesinlikle gizli tutuyoruz. Ve tüm bunları sadece 'gönüllü dostlar' ve sivil toplum örgütlerinin yardımıyla yaptık. Kermesle de nakit kaynak yaratıyoruz. Eşya topluyoruz. Büyük şirketlere başvurup, yardım istiyoruz. Ünlü isimler de yardım ediyor.

Kendini hazır hissedip, ayrı eve çıkmak isteyenlere ev kiralıyoruz. İş buluyoruz. Evden taşınmaları çok eğlenceli oluyor. Sanki evden gelin çıkıyor... Bu örnekler çoğalınca kadınlar da en fazla bir yıl boyunca kalıyor burada. Okuma-yazma öğreniyorlar. İş buluyorlar." Tülay Karakullukçu, bugüne dek baronun ücretsiz avukat desteğiyle açtıkları boşanma, nafaka bağlama, evden uzaklaştırma, velayet davalarının hepsini kazandıklarını anlatıyor.

'Kıllarına bile zarar gelmez'
Sığınmaevinin diğer sorumlusu İlmiye Gezer ise burada töre mağduru çok sayıda kadın kaldığını ve kendi deyimiyle 'bugüne dek hiçbirinin kılına zarar gelmediğini' vurguluyor. Gezer kendisini en çok etkileyen hikâyeyi anlatırken, kadının mücadelesinin herkese örnek olmasını istiyor:

"Genç bir kızdı. Lise mezunuydu. Bize geldiğinde yaralı haldeydi. Önce tedavisi yapıldı, sonra psikolojik destek gördü. Hikâyesini sonradan öğrendik. Ailesi izin vermediği için sevdiği adamla kaçıyor ve evleniyor. Evliliğinin birinci ayında ailesi onlara haber gönderiyor, 'Artık geri dön, biz sizi affettik, gelin elimizi öpün' diye. Tabii çok sevinerek geri dönüyorlar. 30 günlük eşini gözlerinin önünde kurşuna diziyor, ona da kurşun sıkıyorlar. Jandarma gelince, kız yaralı olarak 'Beni sakın eve göndermeyin' diyor. Sonra da can güvenliği nedeniyle buraya getirildi. Yaşama küsmüştü. Zamanla buradaki kadınlarla konuşarak yeniden kendine geldi.

Destek gördü. Kendisine burs sağladık, dershaneye gitmeye ikna ettik. Ve bir üniversiteyi kazandı. Şimdi ikinci sınıfta. Tatillerde yine buraya geliyor. Yeni gelen kadınlar varsa, konuşarak onlara moral veriyor..."

'Hayatımda hiç böyle rahat uyumamıştım'
Sığınmaevindeki kadınlarla sohbetimiz sürerken, birden kapı çalıyor. Üç kadın içeri geliyor. Beraberlerinde getirdikleri küçük hediyeyi, kaşla göz arasında bebeğini emziren annenin yanına sıkıştırıyorlar.

Sıcak bir 'merhaba'dan sonra, kendilerini tanıtıyorlar. Onlar bir zamanlar bu sığınmaevinde kalan ama bir süre önce kendilerine iş bulup, yeni bir ev, yeni bir hayat kuran kadınlardan sadece birkaçı. "Ara sıra 'ana ocağına' çay içmeye geliyoruz" diyorlar. Yanında genç kızı bulunan kadın anlatıyor:

"Evimdeki son geceyi hatırlıyorum. Kızlarımdan biri 'Beyaz Masa'nın telefonunu almıştı. Kendimizi evden dışarı attık. Aslında bize sığınmaevinde hiç yer olmadığı söylenmişti. Ama çok zor durumdaydık, kabul ettiler.

Bizi uygun bir yerden alıp, buraya getirdiler. Geldiğimizde kadınlar uyanıp bize yer yatağı yaptı. O gece iki kızımla yan yana uyuduk. Hayatımda hiç o kadar rahat uyuduğumu hatırlamıyorum. Hep 'Allahım kurtulduk mu?' diyordum... Bir yıl boyunca kaldım burada. Şimdi bir işim ve güzel bir evim var. Hatta buradan ayrılan arkadaşlara da bizim işyerinde iş buldum..." Erkeklerden nefret eden büyük kızı ise şimdi nişanlı. Damadının da sığınmaevinin en büyük destekçisi olduğunu söylüyor.

'Her şey mutlaka yoluna giriyor'
Yanında oturan kadın ise hikâyesi sorulduğunda, "Herkes aynı işte; dayak.." diye kestirip atıyor. Ama sığınmaevinde kalan kadınlara ve dışarıdaki kader ortaklarına bir mesaj gönderiyor: "Evimden çıktığımda, benim için hayat bitti sandım. Gidecek yerim yoktu. Çocuklarım yanımdaydı. Yaralıydım. Tamamen bir tesadüf sonucunda buraya geldim. Yeniden başladım. Kadınlar haklarını öğrensin. Biraz cesaretli olsunlar. Her şey mutlaka yoluna giriyor..."

Küçükçekmece Kadın Sığınmaevi'ne başvurmak ya da yapılan çalışmalarla ilgili yardımda bulunmak isteyenler için telefon numaraları: Beyaz Masa: (0212) 426 61 30 ya da Alo 153.
(Radikal)
401
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.