Mahmure

Aşk & İlişkiler

İlişkiler

Boşanmaya giden yol

Boşanmaya giden yol

Boşanma, hem kadın hem de erkek için ciddi biçimde örseleyici bir yaşantıdır. Eşlerin her ikisinin de, aynı şeyi istemeleri durumunda bile duygusal ve ruhsal bir deprem yaşanır.

Evliliğe uzanan yolun başlangıcında, çiftler kuracakları beraberliğe hem birlikte hem de bireysel olarak pek çok beklentiler yüklerler. Amaç, evliliğin kendisi ve beraberinde getirecekleri olması gerekirken bazen evliliğe o güne kadar gerçekleştirilemeyen işlerin umutların kapısı gibi bakılır. O zaman da evlilik bir araç haline gelir. Evlilikle, herşeyin düşledikleri gibi olacağına inananlar, karşı tarafın isteklerini yok sayarak kendi düşlerinin peşinde koşarlar. İnsanlar, birbirlerini tanıma sürecinde, kolaylıkla karşısındakinin nelerden hoşlandığını sezme ve davranışlarını ona göre düzenleme eğilimine girerler. Bu, sağlıklı bir davranış değiştirme süreci olmayıp, yalnızca karşı tarafın onayını almak üzere bazen bilinçli bazen de bilinçsizce yapılan geçici bir yapılanmadır. Evlilik gerçekleştikten, çok kısa bir süre sonra da çiftler, geçici olarak değiştirdikleri davranışlarını yeniden eskisi ile değiştirirler. Birbirlerini oldukları gibi gördüklerinde de evlilik kararlarını sorgulamaya başlarlar.

Toplumumuzda, kadına ve erkeğe verilen geleneksel rollere uygun yaşama zorunluluğu da evlilikleri özgün olmaktan çıkarıp, belli kalıplar içinde yaşamaya mahkum etmektedir. Kadının, yetişme tarzına bağlı olarak küçüklükten beri yakın ilişki içinde yetiştirilmesi, onu diğer insanlara bağımlı kılmıştır. Kadının, ilişki içinde varolması, ona ilişkilerin duygusal sorumluluğunu yüklemiştir. Kız çocuğu, annesinden giderek evin duygusal atmosferini belli bir ayarda tutmanın inceliklerini öğrenir. Evde, çocukların kavgalarını önleme, eşin işten eve gelince rahat etmesini sağlama, hangi sorunların baba ile paylaşılıp hangilerinin paylaşılmayacağına karar verme, eşinin ve kendisinin ailesi ile olan görüşmeleri düzenleme vb. Erkek çocuk ise daha bağımsız yetiştirilir. Duygusal olması hiç onaylanmaz. Tersine, güçlü olma adına duygularını göstermemeleri istenir. Erkek, ne pahasına olursa olsun çalışıp evinin geçimini sağlayacak, eve ve ilişkilere çok yakın olmayacak. mümkünse arada bir içki içip evde terör estirecek. Babasından, ne görmüşse onu devam ettirecek.

Yakın ilişki içinde kadın ve erkek birbirlerini birey, insan olarak tanıma çabasını göstermeden geleneksel rollere uygun davranış kalıpları içine girerlerse, hayal kırıklıkları ve mutsuzluk kaçınılmazdır.

Geleneksel rollerin, yetiştirilme biçimlerinin farkında olup, bu yapının üzerine kendi değerlerini koyan insanlar gelişebilir ve ilişkilerinin sorumluluğunu üstlenebilirler. Toplumumuzda, erkeğin evlenmeden önce herşeyi yaşaması, yapması öngörülür. Genç kızın öğretim hayatı ise evlendikten sonra başlayacaktır. Bazı erkekler, evliliğe fırtınalı bir yolculuktan sonra sığınılacak emin bir liman gözü ile bakarlar. Sanki, evlilik kişisel gelişim süreçlerinin son durağıdır. Kadınlar için ise, çoğu kez evlilik her şeyin başlangıcıdır. Bu nedenle, evliliği erkekler sakin huzur dolu bir yaşam diye tanımlarken kadınlar, evliliği daha dinamik ve hareketli bir süreç olarak tanımlarlar.

Genelde kadınlar, bazen de erkekler evliliğin başlangıcında, eşin her türlü isteğine, kendi isteklerini bastırarak olumlu bakarlar. Bunu öyle doğal yaparlar ki, karşı taraf onun isteğinin de bu olduğuna inanır. Ancak, bastırılan isteklerin duygusal enerjisi bir süre sonra artık bastırılamaz. Çok olumsuz biçimde, öfke, kızgınlık şeklinde ortaya çıkar. Bu duygular, çoğu kez eşe bazen de insanın kendisine yönelir. Evlendiklerinde, eşinin bir külkedisi olduğunu ancak geçen yirmi beş yılda nasıl bir cadıya dönüştüğünü bir türlü anlayamadığını söyleyen erkeğin yakınmasında olduğu gibi.

Çoğu çiftler, yaşadıkları güçlükler ve sorunların biriken ağırlığında ezilerek, boşanma kararı alırlar. Her bir tartışma, bir önceki tartışmada bitirilmemiş işlerin yükünü de omuzlayarak başlatılır. Bu tartışmalarda yaşanan duygular, kişilerin benlik algısını, özgüvenini sarsıntıya uğratır. İncinen kişi, benliğini korumak uğruna karşı saldırıya geçer. Bazen de, karşı tarafın bir biçimde dokunulmazlığı olduğu durumlarda da incinen, bütün bunların sorumlusunun kendi olduğunu düşünür.

Sorunlarına yapıcı değil de yıkıcı biçimde yaklaşan eşler giderek sorunlarının boşanma ile çözümleneceğine, öğrenilmiş bir çaresizlikle ulaşırlar. Evlilik süreci içinde, sadece yetişme biçimlerine dayalı yöntemlerle ayakta kalmaya çalışan, kişisel gelişimine yeni donanımlar katmayan insanlar, sorunları çözüm bekleyen bir durum gibi değil de hayatın kendisi olarak algılarlar. Çünkü, boşanma yalnızca bir ilişkiyi bitirir. Sorunlar ve güçlükler ise, herkesin payı kendinde kalmak üzere ayrılan eşlerin yeni yaşamlarında yeni ilişkilerinde filizlenmek üzere bekler. Sadece, evlilik sürecinde değil, yaşamın her alanında bir güçlük yaşanırken herkesin karşısındakinden çok kendine dönüp bakması ve olayla ilgili kendi sorumluluğunu alması, kişisel gelişimimiz için önemli bir adımdır.

Boşanma kararının, eşlerden birinin ağırlıklı kararı ile alındığı durumlarda ise boşanmayı istemeyen eş, ruhsal anlamda pek çok olumsuz duygu ile baş etmek durumunda kalır. Eğer, bu eş (genelde kadınlar) sadece evlilik ile bir kimlik bulmuşsa, evliliğin bitimi kimliğin, kişiliğin ciddi biçimde tahrip olması anlamına gelecektir. Geleneksel toplumlarda, kadınlar evlilik gibi ancak bir ilişki içinde varolduklarından, başka bir biçimde varolmayı bilmediklerinden boşanma onlar için dünyanın sonu olacaktır.

Erkekler içinde durum pek farklı değildir. Gerçekte, güçlü olmaları öğretildiğinden, görünürde bağımsız olan erkekler temelde ev düzenine bağımlıdırlar. Evlilik düzeni içinde korunup kollandıklarından, evliliğin noktalanması ile adeta sudan çıkmış balığa dönerler. Boşanma, evlilik ilişkisi gibi yakın ilişkiler için eşlerin her biri için bir acil durum uyarısıdır. Boşanmanın zorunlu olduğu durumlar dışında, bu uyarı ciddiye alındığında her eş için yeniden yapılanma, kişilik donanımlarını, yaşam becerilerini gözden geçirme fırsatıdır. Evliliği sadece, bir insanla evli olarak görmek yaşamın zenginliğini kaçırmak demektir. Evlilik, yaşamla bağlılık olarak değerlendirilirse daha pozitif ve daha kaliteli olur. Biz, Tanaltay Psikolojik Danışmanlık Merkezi olarak sizi, boşanma gibi ciddi biçimde insanı örseleyen bir süreçte yalnız bırakmak istemiyoruz. Bu süreci, sizin lehinize dönüştürmek, bundan sonraki yaşamınızı daha kaliteli ve yaşanır kılmak istiyoruz. Artık yalnız değilsiniz!
1841
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.