Mahmure

Yazarlar

Yiğit Karaahmet

Özcan mı? Mahsun mu?

Özcan mı? Mahsun mu?

Yiğit Karaahmet bu haftaki yazısında şarkıcılıktan oyunculuğa ve yönetmenliğe transfer olan Mahsun Kırmızıgül ve Özcan Deniz arasında bir seçim yaptı.

özcan-mahsun

İkisinin de adım adım şöhrete nasıl ulaştıklarına tanık olmayı başaran ‘şanslı’ kuşaklardanız.Aynı müzik şirketinden çıkan,aynı müziği yapan, aynı anda genç kızların sevgilisi olup aynı anda orta yaşlı karizmatik erkekler kulvarına uzandılar.

Özcan Deniz’in oyunculuk macerası dizilerle başladı. İlk milli ağa’mız o oldu. Şarkıcılığının eskiyeceğini ama sinema ve dizi kulvarının boş olduğunu fark edip, esas şöhretinin buradan kazanma hamlesine girişti. Mahsun Kırmızıgül’ün de dizileri var ama onun bu sektörde Asmalı Konak kadar kayda geçen bir başarı elde edemedi.

Özcan tarzıyla oynamayı ilk anlardan itibaren çok sevdi. Çene altı sakalı, üst dudak bıyığı, yandan favori gibi pek çok stili uyguladı. Daha modern, daha şehirli bir hava çizmeye çalıştı. Mahsun ise genel olarak aynı tarzı korudu. Bu zamana kadar tipinde yaptığı en radikal değişiklik sırça bıyıklarını kesmek ve aklar düşmesine rağmen saçlarının uzamasına izin vermek oldu.

Özcan rolü gereği her şeyi yaptı. Türk dizilerini şokşok şoke eden çırılçıplak, elle kasık örtme sahnesi onundur. Ay ışığında, popo çıkıntısı kabartılı ama fotoşopsuz... Mahsun’un ise çıplaklığa en yakın olduğu sahne bir klibinde üstsüz olarak bir bebeği emzirir gibi kucağına aldığı sahneydi. Hayır, emzirmedi!

Sonra Mahsun’un yönetmen olma dönemi geldi. Ağlamayı çok seven Türk halkını daha da ağlatıp, duygularını tornavidayla kanırtmak için elinden gelen her şeyi fazlasıyla yaptı. Beyaz Melek gerçek bir duygu sömürüsü baş yapıtı olarak rekor izleyiciyle onun gözünü açmasına neden oldu. Evet, neden olmasın? Mahsun Kırmızıgül yönetmenlik yapıp, gayet başarılı olabilirdi.

Oldu da. Peşpeşe yönetmenlik yaptığı filmlerde düşmüş Hollywood ünlülerini oynattı, aksiyon sahneleriyle göz boyadı, helikopterler uçurdu, binalar patlattı. Filmleri eleştirmenlerce yerden yere vurulduğu için sessizliğe büründü bir anda röportaj vermez ve işiyle anılmak isteyen insan oldu.

O aksiyonlara bürünmüşken Özcan da yönetmenliğe heves etti. Ama o bu dalda Mahsun kadar başarılı değildi. Mahsun aksiyonun dibine vurmuşken Özcan ise tatlı talı romantik aşk filmleri çekmeye başladı. Biten evlilik hikayeleri, karısını seven modern eş rolleri onun içindi... Bu kulvar ona pek yaramadı.

Mahsun daha sonra dizilerin ilk üç bölümünü yönetmek gibi bir iş icap edip kendine televizyona geçti. Bu dizilerde toplumsal vicdan kanırtmanın tepe noktalarına vurdu. Reytingler zirveyi zorladı. Artık bu ezeli rekabetin galibi tam da o oldu derken...

Özcan Deniz bir Yeşim Ustaoğlu filmi olan Araf’ta baş rolü oynadı. Ve film Venedik Film Festivali’ne seçildi. Ve Özcan Deniz, Mahsun’un dünyayı verse yapamayacağı bir başarı elde etti. Venedik’in kırmızı halısında, dünya starlarıyla birlikte yürümeyi başardı. Kırmızı halıda pek de tatlı duruyordu. Yine o tuhaf sakal modeliyle elbette...

Özcan Deniz her zaman romantik, tatlı ve naif olmayı seçti. Diğerinin amaçsız hırsı onda pek yoktu. Sonuçta da bana kalırsa o kazandı.

Bu ebedi ikilemden galip Özcan çıktı. Haketti de!

« tüm yazıları
4935
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.