Mahmure

Yazarlar

Yiğit Karaahmet

Herkes Sezen Aksu sevmek zorunda mı?

Herkes Sezen Aksu sevmek zorunda mı?

İlk önce en içten dileklerimle İstanbul semalarına yeni kazandırılan ‘fine dining’ restoranı Frankie’yi kutluyor, tüm yeme içme tutkunlarına, gastronomi sevdalılarına, içimizdeki Vedat Milor’lara hayırlı olsun diyorum.

Güncellenme tarihi: 29.05.2012
sezen aksu

Frankie daha kapılarını açmadan, uzun süredir mekan sayfalarını sık sık ziyaret etmeyi başaran şanslı yerlerden biriydi. Çünkü burası için yemeklerinin yanı sıra konseptin bir parçası olarak ünlü bir ismin desteğini de alarak işin içine girdi. Sezen Aksu buranın müzik direktörlüğünü mü, animasyon müdürlüğünü mü, eğlence organizasyonunu nedir bilemediğim bir şeyini almış. Bu yüzden yemeklerinden daha çok ‘sezen Aksu’nun’ mekanı olarak sık sık boy gösterdi.

Meğer işin aslı şuymuş ki Aksu, elindeki vokalistlerden,albüm yapmak için kapısında sabahlayanlar, bir adet beste işçin her şeyini verecek olan genç yeteneklerden bazılarını burada sahneye çıkaracakmış. Mekana ilk gidenlerin yaptığı yorumlar sonucunda öğrendiğimiz kadarıyla içeride bir adet kuyruklu piyano hazır ve nazır olarak yeni şarkıcıları beklemekteymiş.

Üstelik sürpriz sürpriz sürpriz aşkım olarak bazı çok çok özel gecelerde, hiç kimseye haber vermeden Sezen Aksu’da burada sahneye çıkıp harika şarkılarını yorumlayacakmış. Bu geceler tamamen gizli tutulacak sadece o gece yemek deneyimini yaşayan misafirler şoklara boğulacakmış.

Bunun üzerine biraz düşündüm. Şöyle ki ben mesela bir gece Frankie’de yemekteyim. Yanımda Eva Herzigova’dan Naomi Campbell’e kadar pek çok samimi arkadaşım var. Ara sıcaklarımız bitmiş, ana yemeği Eva’yla bölüşüyoruz. Ve birden ışıklar kararıyor, o ana kadar boş duran piyanonun başına biri geçiyor. Kim olduğunu göremediğim için ayağa kalkıp bakıyorum ve Sezen Aksu orada. Sonra içkiden boğulmuş ve artık sürekli detoneliğe mahkum bir sesle ‘Uzaanıp Kanlıca’da hımm hımm hımmm’ diye bir şarkı söylemeye başlıyor. Bir şarkı değil, iki şarkı değil, beş değil. Söylüyor da söylüyor. Acaba o durumda ne yaparım? Frankie’nin balkonundan aşağı mı atlarım yoksa gidip mutfakta kafamı gaz dolu fırına mı sokarım?

Sezen Aksu’nun şarkı söylemesi bazıları için harika bir deneyim olabilir ama bir restoranda, parasını ödediğim bir yemekte, belki sessiz sakin geçirmek istediğim bir gecede ben mesela böyle bir şeye maruz kalmak istemiyorsam ne olacak? Ki istemiyorum. Ben sadece yemek istiyorum ve asla hayatımın hiçbir döneminde Sezen Aksu dinlemek istemiyorum.

Herkes Sezen Aksu’yu sevmek zorunda mı? Bir restoran dolusu insanın bundan hoşlanacağından emin olmak ne kadar iddialı bir bakış açısı. Sezen Aksu’lu yemek bazılarımız için ‘Ay Hulusi ne kadar harika bir geceydi değil mi?’ yken bazılarımız için de paramızla rezil olmakla aynı şey.

O yüzden Frankie’ye gitmeyi erteliyorum. Ya Sezen’li geceleri haber verirler ona göre programımı yaparım ya da bu fine dining restoranımızı kötü bir sürprizle karşılaşmamak için es geçerim.

Kötü sürprizlerle bir gecemi mahvetmek için hayat fazla kısa.

« tüm yazıları
9101
YORUMLAR

aynı fikirdeyim.Sezen Aksu'yu sevmek zorunda değiliz.

melda kara 26.05.2012 19:59:07
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.