Mahmure

Yazarlar

Blogcu Anne Elif Doğan

Doğurmadığı çocuğun ölümüne ağlayan kişiye "Anne" denir

Doğurmadığı çocuğun ölümüne ağlayan kişiye "Anne" denir

Kimi insan çocuk delisidir. Çocuğu olsun, olmasın, çocuklara düşkündür. Sokakta çocuk görse yanağını okşar, misafirliğe gittiği evde büyükleri bırakıp çocuklarla oynar.

Doğurmadığı çocuğun ölümüne ağlayan kişiye "Anne" denir
Ben o insanlardan biri olmadım. Anne olmadan önce çocukları severdim, ama o kadar. Benim çocuklarla gerçek anlamda iletişim kurabilmem anne olduktan sonra başladı. Kendi çocuklarım olduktan sonra, "çocuk kısmı"yla aramda eksik olan bir köprü kuruldu adeta. Çok daha rahat iletişim kurar oldum onlarla. Ne zamanki "çocuk deyip geçmemek gerektiğini" anladım, ne zaman ki insan yetiştirmenin ne denli emek istediğini fark ettim, ne zaman ki büyüklerin çoğu zaman çocuklardan öğreneceği çok şey olduğunun farkına vardım, işte o zaman benim olsun olmasın, bütün çocuklara daha farklı bir gözle bakmaya başladım. Hepsini tanımadan sever oldum. Sanki bütün çocuklar benim, sanki ben tüm çocukların annesiyim.

Anne olduktan sonra doğum ve ölüm haberleri çok farklı etkilemeye başladı beni. Uzaktan tanıdığım biri de olsa, aldığım tüm hamilelik ve onu takip eden doğum haberlerinde mutlu oluyorum. Yeni anne aklıma geldikçe kendi yeni anne halimi hatırlıyor, anneyi düşünerek "Ne mutludur şimdi" diyorum, "Aşk sarhoşudur."

Benzer bir şekilde, çocukları ve yetişkin de olsa bir annenin çocuğunu içeren tüm ölüm haberlerinde kahroluyorum. Hele de genç ve zamansız ölümlerde geride kalan ailelerin, özellikle de annelerin ne hissettiğini tahmin etmeye çalışmak bile nefesimin daralmasına sebep oluyor.

Hakkâri'deki saldırı ve sonrasında gelen şehit haberleri, her vatandaş gibi, vicdanı olan her insan gibi beni de sarstı.

Ve tabii ki bir anne olarak, hele de iki erkek çocuk annesi olarak iyice etkilendim bu olaydan. Aldığım her "çocuğunu kaybeden anne" haberinden etkilendiğimden daha fazla belki de. Ölümün hastalıkla, kazayla değil de insan eliyle geliyor olması daha da katlanılmaz kılıyor acıyı.

Hakkâri'de yitirilen ne ilk, ne de sondu maalesef. Tek bir saldırıda rakamın bu kadar büyük olması birçok kişinin kafasında şimşekler çakmasına sebep oldu. Bu tür olaylara sırtını dönen, ya da "kaldıramadığı" için böyle acı haberlerden uzak duran birçok insanın olaya tepkisiz kalamamasına neden oldu.

Ben evde çok az televizyon seyrediyorum; haberleri, hele de çocuklarım ortalıktayken hiç seyretmiyorum. Ancak bu olaydan sonra bir değişiklik yaptım ve oturup haberleri seyrettim. Yitirdiğimiz askerlerin isimlerini okudum, hayat hikâyelerini öğrendim gazetelerde yer verildiği kadarıyla. Evet, şehit olmuşlardı belki, ama onlar her şeyden önce insandı. Her biri, birilerinin oğlu, abisi, kardeşi, babası, amcası, dayısı, arkadaşıydı. Her biri arkasında doldurulamayacak bir boşluk bırakarak giderken bu dünyadan, ardından ağlayan yakınları, anneleri vardı.

İşte ben de o anneleri düşünerek ağladım. Kendim doğurmuş olmasam bile, o çocukların ölümüne ağladım. Annelerin acısına ağladım.

İşte anne olmak böyle bir şey... Çok uzaklardaki, hiç görmediğiniz adını bile bilmediğiniz bir çocuğun ölümüyle kahrolabiliyorsunuz. Annesinin acısını hissedebiliyor, onun yanında olmak, ona sarılmak, onunla ağlamak istiyorsunuz.

Ne yazık ki elden bir şey gelmiyor. Bu son olsun demekten başka...
« tüm yazıları
1945
dahafazlası
YORUMLAR

bir anne olarak çok duygulandım..

nilay yıldırım 25.10.2011 11:58:19

ben de tam bu duygular içindeydim......

beyza yavaş 25.10.2011 11:51:08
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.