Mahmure

Yazarlar

Blogcu Anne Elif Doğan

Bebelere balon, annelere ayrıcalık

Bebelere balon, annelere ayrıcalık

Kış sonuna doğru taşındığımız sitede otopark sorunu yaşıyoruz. İlk etapta otoparkımız var dendi, sonra olmadığı ortaya çıktı derken biz iki çocuk bir araba kalakaldık otoparksız.

park

Çok mu dert? Hayır, değil aslında. Anamızın karnından evimizin kapısına kadar arabayla getirilmedik ne de olsa. Sadece alışverişten dönüldüğünde, elinde paketler, önünde çocuklar, eh bi de yağmur yağıyorsa tadından yenilmeyecek (!) bir tecrübe yaşıyoruz.

Bizim sorun yaşadığımızı gören site güvenlik görevlileri pek kullanılmayan park alanlarından birini bize verdi. Park yerinin ait olduğu dairede yalnız bir kadın yaşıyormuş, haftada bir kızı geliyormuş, öyle olduğunda arabamızı çekermişiz. Eyvallah dedik, pek sevindik, öyle de yaptık. Haftada bir belki denk geldi bize, arabamız oradayken geldiğinde güvenlik bizi aradı, koştuk çektik arabamızı.

Son zamanlarda park yerinin sahibi bu haftalık ziyaretlerinden önce gelmeden arar oldu. Oh dedik, ne iyi ediyor, onu bekletmek zorunda kalmıyoruz.

Geçenlerde yine geldi, bizim araba orada park halindeydi. Çekmek için indiğimde güvenlik görevlisi de orada bekliyordu. Arabayı çektikten sonra yanıma geldiler, “Lütfen oraya park etmeyin, orası bizim yerimiz, yeter artık!” dedi kadın. Şaşırdım. Bugüne kadar kimse bize park etmememizi söylememişti. “Sizin yüzünüzden ben mağdur oluyorum, geçen gün başka yere bırakmam gerekti azar işittim” deyince durdum. Dedim ki “Bugüne kadar bir kere bile bize ‘Buraya park etmeyin’ denmiş olsaydı ben zaten park etmezdim. Ancak bir yandan da düşünmeden edemiyorum: Siz buraya haftada bir geliyorsunuz. Biz ise iki çocukla yürürken, elimizde paketlerle zorlanıyoruz. Bu şekilde yaklaşmasaydınız ben size ‘Gelmeden önce ararsanız biz arabayı çekeriz; beklemek zorunda kalmazsınız’ diyecektim. Ama görüyorum ki öyle bir anlayışınız olamayacak.”

Orası benim park yerim hanımefendi, park etmenizi istemiyorum” dedi.

Ne diyebilirdim? Tamam dedim. Kelimenin tam anlamıyla çektim arabamı.

Kağıt üzerinde yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Orası o kişiye ait. Ama çok az kullanıyor. Kullanmadığı zamanlarda paylaşabilir. Ama paylaşmıyor.

Benim iki yaşındaki oğlum paylaşmayı öğrendi. Henüz her şeyini paylaşmıyor belki ama, elinde örneğin 4 tane oyuncak araba varsa birini arkadaşına verebiliyor. Ya da o an oynamadığı bir oyuncağını abisine uzatabiliyor. “Bu benim. Vermek istemiyorum” demiyor. Demesi çok normal oldurdu, ne de olsa iki yaşında. Sanırım karşındakini sevindirmek hoşuna gidiyor.

Benim küçük oğlum iki yaşında. Bana “Orası benim park yerim. Park etmenizi istemiyorum” diyen kadın en az ELLİ İKİ yaşındaydı. Evet, parasını verdiği bir yeri benimle paylaşıp zorluk yaşamakla yükümlü değil tabii ki. Ama onun burada olmadığı haftanın en az 5 gününde bana oraya kullandırtmayınca başı göğe mi erdi? O park yeri boş durunca çizgileri mi parladı? Ne oldu?

Ha, bana ne oldu? Elimde eşya varsa önce onları indiriyorum. Sonra arabayı dışarı bırakıp çocuklarla içeri yürüyorum. Aşağı inip eşyaları alıp yukarı çıkıyorum. Çok mu yoruluyorum? Yoo… Böyle olmamasını tercih eder miydim? Elbette.

Ben o kadından anne olduğum için bir ayrıcalık istemedim. Aslında toplumun yapıtaşları öyle bir oturmuş olmalı ki, engelliler tek başına otobüse de binebilmeli, anneler kaldırımlarda off-road araba kullanırmış gibi hissetmemeli ve böylece kimsenin ayrıcalığa ihtiyacı olmadan, herkes bağımsız bir şekilde hareket edebilmeli.

Ancak bunun da ötesinde, karşılıklı anlayış, vicdan gibi kavramlar da yok olmamalı. Karşımdaki anne olsa da, olmasa da, (hele de kullanmadığım) bir şeyimi ihtiyacı olan bir başkasıyla karşılıklı anlayış ve iyi niyet dâhilinde paylaşmamak bana göre değil.

Bilmiyorum ben mi fazla saf düşünüyorum?

« tüm yazıları
2497
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.