Mahmure

Yazarlar

Diğer Yazarlar

Vurun Suzanlar'a, Aliyeler'e, Laleler'e

Vurun Suzanlar'a, Aliyeler'e, Laleler'e

O kadar şeker karakterlere rağmen film bittikten sonra aklımda 2 karakter kalır; İyi kız-kötü kız...

Vurun Suzanlar'a, Aliyeler'e, Laleler'e
Ekranda beliren yazı; "SON"

Ve mutlu bitişe rağmen boğazımda oluşan o ağlama isteğinden önceki sert yutkunmalar... Duygu taşıyan bir kalbim olduğunu bir ağlamak üzereyken, bir de aşık olduğum zamanlar anlıyorum. Ne garip, ikisinde de canım epeyce yanıyor halbuki... Duygudan anladığım tek şey; acı çekmek mi yoksa?

Ne zaman bir yerlerde son kelimesini görsem ya da duysam aklıma hep salya sümük olunan zamanlar geliyor. "Sonlar, yeni başlangıçlardır hey dostum. Kaldır o düşen omuzlarını!" zamanına daha epey olduğu için herhalde... Yazıya son ve acı kavramları ile başlamak da ayrıca şık bir hareket oldu. Cuk.

İnsan daha çok hangi mevsim acı çekerdi ki? Cidden dediğimiz gibi mevsimlere göre değişiyor muydu duygularımız?

Kaypaklığına ve teşhirciliğine, hatta Rus kızlarının tüm endamları ile ortalıkta cıbıl cıbıl dolanmalarına rağmen en sevdiğim mevsimdir yaz. Güneşin içimi ısıtan, tenimi yakan ışığı ve denizlerin minik ayaklarıma kadar usulca sokulması... Off şimdiden özledim lan yazı!

Aylardan Eylül... Baharın sonu... Kış ayında doğmasına rağmen tam bir yaz kadını olan ben, bu aya karşı inanılmaz bir sempatizanlık beslemekteyim. Eylül demek; daha çok kitap, daha çok film, daha çok çay, daha çok paylaşım, daha çok huzur demek benim için... Ve Eylül demek, haftasonu kahvaltılarıma Filiz Akınlar'ın, Türkan Şoraylar'ın, Tarık Akanlar'ın daha çok konuk olması demek...

İzlediğim en havalı Hollywood filmleri bile sönük kalmıştır hem abartı hem samimiyet kokan yerli malı filmlerin yanında. Yerli film demişken aklınıza Ezeller, Fatmagüller, Behlüller gelmesin lütfen... Çocukluğumuzda "Anne, bu Cüneyt Arkın bir kuş cinsi mi, oradan oraya özgürce uçuyor." ya da "Tarık Akan ne kadar da uzun ve yakışıklı! Benle evlense de uzun uzun oğluşlarımız olsa..." dediğimiz zamanların filmleri. Sanki uzun olan yakışıklı olamaz gibi bir mantık da varmış anlaşılan o zaman bende. Çocuk aklı işte.

Hayal gücüm gelişsin diye okuduğum onca kitap bu filmleri izlediğimde hiç okunmamış etkisi yaratıyor bende. Ömercik'in Ayşecik'e olan sevgisini yaşıyorum içimde. Ayhan Işık'ın o ince bıyıkları ile bana kur yapmasını. Ya da 'Ateşli Çingene' olan Türkan Şorayım'ın o dudak büküşlerini... Annem geçen yıl anlatmıştı. Bir zamanlar konuşurken dudaklarımı büzüştürüyormuşum. Sonra da kadıncağızın kırmızı rujlarını kaçırıp hem ısırıyor hem de incecik dudaklarıma batıra batıra sürmeye çalışıyormuşum. Nasıl bir dünya yaratıyorsam filmi gerçek, gerçeği film sanarak büyümüşüm.

Keşke bu kadar çok sevmeseydim bu Türk Filmleri'ni. Keşke bu kadar harmalamasaydım hayatım ile. Neden mi?

O kadar şeker karakterlere rağmen film bittikten sonra aklımda 2 karakter kalır; İyi kız-kötü kız... Genç, iyi ve yakışıklı ama fakirin önde gideni herif ile şımarık, zengin, kültürlü ve güzel olan kötü kız... Bir de bunları %99.9 oranında ayırmak isteyen sonradan görme esas kız... Hem de iyi olan cinsinden!

« tüm yazıları
2506
dahafazlası
YORUMLAR

bu kadar güzel yazan insanların bu kadar az yazılarını güncellemelerinin tek nedeni olabilir. hakettikleri değeri görmüyolar.

berke 13.11.2010 17:24:38

yazılarınızın devamı gelmedi ara mı verdiniz ? lütfen geri dönün en sıkı takipçinizim sevgiler.....

mavi ruh 22.10.2010 13:40:06

Valla ben yazı daha çok seviyorum, kış beni boğuyor yazın atlıyorum motoruma o sahil senin bu sahil benim geziyorum bide yatıp güneşlendim mi deymeyin keyfime en keyif vereni tekneyle açılmak bir daha karaya adım atmamak :)

mavi ruh 06.10.2010 14:09:27

sempatizanlık beslenmez sempatizan olunur ya da sempati beslenir.saygılarr

sinirr 04.10.2010 14:57:43
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.