Mahmure

Yazarlar

Diğer Yazarlar

Sevgi, ilişki patikaları

Sevgi, ilişki patikaları

Duygusal ilişkiler, arkadaşlık ilişkileri, aile ilişkileri. Yakın ilişkiler, uzak ilişkiler... Kısacası "ilişkiler" yaşamımızın ayrılmaz bir parçası.

Hepimizin farklı yolları, yöntemleri var. Kendimize özgü bir patikadan geçiriyoruz ilişkilerimizi, o patikada yürütüyoruz hayatımızdaki insanları... Kimimizin patikası çok kısa, hemen geçip kaynağa iniliyor, kimimizinki engebeli, kolay kolay geçit vermiyor. Kimimizin kendi patikası varmış gibi görünüyor ama o patika aslında başka birine ait çıkıyor. Garip geldi, nasıl diye soruyorsunuz değil mi?

İlişkilerinizi nasıl yaşıyor nasıl yönetiyorsunuz? Size özel bu tarzı nasıl oluşturdunuz? Neler etkiledi? Tarzınız işinize yarıyor mu, sizi mutlu ediyor mu? Başka nasıl olsun istersiniz? Bugün bir değişiklik yapsanız neyi değiştirerek başlardınız?

Hayatımız ilişkiler bütünü olduğuna göre yaptıklarımız ve yapmadıklarımız yaşamımızın bu boyutunun önemli bir parçası. Alışkanlıklarımız, ailemizden taşıdıklarımız, etkilendiğimiz, rol modeli aldığımız kişilerden gelenler ve de kişiliğimiz bu tarzı oluşturuyor. Yaşamınızdaki kişiler ve ilişki kurma biçimleriniz hayatınızı nasıl etkiliyor? Seçeneklerin farkında olarak mı yaşıyorsunuz yoksa alışkanlıklarınızın sizi götürdüğü yerlerde mi geçiyor günleriniz?

İlişkilerinizde kendinizi nereye konumlandırıyorsunuz? İstediğiniz şeyleri alabildiğiniz, gönlünüzce verebildiğiniz bir noktada mısınız? Yoksa duygusal kontratların ihlal edildiği, değiştirmek istediğiniz ama daha azına razı olduğunuz bir yerde mi? Comfort Zone diye bir tanımlama var İngilizce'de, 'rahatlık alanı' diye çevirebiliriz. Ben o alana rahat ama ruhsuz alan demek istiyorum. Şeylerin ve oluşların rutine bindiği, sorgulamanın ve cevaplamanın bittiği. Tüm cevapların alındığının düşünüldüğü, enerji harcamanın dolayısı ile momentumun kalmadığı, sahte bir denge ve huzurun olduğu alan. İlişkilerde bu alan alışkanlıkların insanları yönettiği, değişmek, üzülmek, yıpranmak, yalnız kalmak korkuları ile insanların daha azına, daha tatsızına razı oldukları bunu yaparken özlerinden harcadıkları nokta...

Yaşamın en güzel yanlarından biri olasılıklara ve seçeneklere sahip olmaktır. Olasılıkları görenler seçeneklerini artırabilirler. Bu yaşamınızın sizin arzunuzca biçimlenmesini sağlar. Kendinizi seviyor, kendinize değer veriyor musunuz? Çok yalın bir soru bu. Cevabı için bir an düşünmeye değer en azından. Bunun cevabını vermenin hem çok kolay hem de zor olabileceğini fark edeceksiniz. Eğer seviyorum diyor "ama" ile devam ediyorsanız üzerine dikkatle eğilmeniz gereken şeyler olduğunu söyleyebilirim size. Bunun için çok temel bir şey var üstelik sevgi koşulsuzdur. Kendinizle olan ilişkiniz nasıl? Kendi iç sesinize kulak veriyor musunuz?

Yaşam olasılıklara açıktır, olasılıklar seçeneklere dönüşür, seçenekler hayatınıza değişim getirir. Yaşamınızı neye dönüştürmek isterseniz ona dönüşeceğini göreceksiniz. Yalnız bunun ön koşulu gerçekten neyi istediğinizi bilmektir. Kendinizi bir restoranda oturuyor farz edin. Karnınız aç, amacınız sadece açlık duygunuzu gidermek. Garsona siparişinizi verdiniz. Hadi siparişiniz çorba olsun mesela. Garson çorbayı hazırlatmak üzere şefe bildirdi, çorba masanıza ulaşmak üzere ancak siz birden fark ettiniz ki aslında çorba istemiyor canınız. Garsonu çağırdınız, siparişi değiştirdiniz, makarna söylediniz. Çorba iptal edildi. Makarna için hazırlıklara başlandı. Derken makarnayı da iptal ettiniz, et yemeğine çevirdiniz siparişi. Sonra onu tatlıya, tatlıyı ızgara sebzeye... Bu şekilde açlığınızı gidermeniz mümkün olmadığı gibi herhangi bir sonuca da ulaşamazsınız. Sadece restoranda kendinizi ve size hizmet vermek için çalışan sistemleri sıkıntıya sokarak beklersiniz. Ancak neye acıktığınızı ve bunun ne ile doyuma ulaşacağını anladığınızda, gördüğünüzde yapacağınız şey belki de mönüde olan bir yemekte fark yaratmak hatta belki mönüde olmayan özel bir şey hazırlanmasını istemek olacak... Amaç sadece açlık duygusunu gidermek olduğunda eylem temel ihtiyacı giderecek şekilde gerçekleştiğinde açlığını çektiğimizi düşündüğümüz şeye ne kadar çok sahip olursak olalım çok önemli bir duygu eksik kalır; anlam. Seçeneklere bakmak için kendinizi dinlemeyi başarıyor olmak gerekir.

Üniversitenin ilk yılında Dale Carnegie'nin Dost Kazanmak ve İnsanları Etkileme Sanatı'ndan esinlenerek kurulmuş Düşün Konuş Dinle (DKD) isimli bir derneğe üye olmuştum. Orada yıllarca hafızamdan silinmeyen bir şey dinlemiştim. Sizinle paylaşmak istiyorum. Bunu anlatan kişinin ismini şu an hatırlamıyorum. Zarif bir hanımefendi idi. Çok ağır bir trafik kazasından kurtulmuş, uzun süren tedavi sürecini atlatmıştı. Aklımda artık üzülmediğini söylediği kazanın yüzündeki izleri ve farkına vardığı şeylerin gözlerine yansıyan anlamı kalmış... Karşımıza geçti ve anlatmaya başladı. "Yaşam uzunluğunu bilmediğimiz yün çilesi gibidir. Bizler, üniversiteyi bitireyim, bir işe gireyim esas ondan sonra yaşamaya başlayıp mutlu olacağım, evleneyim yaşam ancak ondan sonra başlayacak mutlu olacağım, şu yaz geçsin şunu bir atlatayım ondan sonra derken uzunluğunu bilmediğimiz o çileyi hoyratça açmaya başlarız. Çekeriz, çekeriz çekeriz ipi... 3 hafta, 5 gün, 1 yıl... İpten açıla açıla gider... Size ait tek bir ip var arkadaşlar. Ucu ne zaman elinizde kalacak bunu bilmiyorsunuz, kimse bilmiyor. Gerçekten sahip olduğunuz şey şu andır. Yaşamınızda şimdinin değerini bilin." Bu değerli ifade için kendisine teşekkür ediyorum, her nerede ve ne yapıyorsa. Peki soralım o zaman; bir sonraki anınız son an olsaydı, yaşamınızda kaç tane keşke var? Bu an o an olsa, neler önemli, neler önemsiz olurdu? Neyi değiştirmek isterdiniz?

Kendini dinleyen, değerleri ile buluşan kişiler tutkularını, yaşam sevinçlerini, özgürlüklerini kişilere, sahip oldukları şeylere, mevkilerine, finansal durumlarına bağlamazlar. Kişinin mutluluğu çok içte bir yerde onun özündedir çünkü. Internet'te dolaşan bir mail vardı Yunan mitolojisine mal edilen, mitolojideki tanrılar mutluluğu saklamak istemişler. Uzun uğraşlardan sonra mutluluğu saklayabilecekleri en gizli yerin insanın içi olduğuna çünkü insanın kendi içine bakmayı akıl edemeyeceğine karar vermişler... Haklılar mı dersiniz?

İlişkilerinde mutluluğu bulamayanlara ve mutlu olmak için hayallerindeki gibi bir ilişki bekleyenlere ortak sorum şudur; eğer mutluluğunuz sizin kontrolünüz dışında bir etkenin çevresinde uydu misali dönüyorsa yaşamda bir birey olarak kendinizi nasıl ifade ediyorsunuz? Başkaları ile olan ilişkilerinizi irdelemeden önce ilk adım, aynada kendinize bir bakın. Kendinizle göz göze gelin ve sorun bakalım, kendinizle olan ilişkinizde, kendinize 10 üzerinden kaç veriyorsunuz?

Sevgi patikanızın engebesiz, hareketli, neşeli, sıcak, hayatınızın anlam dolu olmasını dilerim...

Tülin Kahvecioğlu
İş ve Yaşam Koçu

tulin@tulinkahvecioglu.com
www.tulinkahvecioglu.com
« tüm yazıları
1154
dahafazlası
YORUMLAR

Sevgili tülin hanım,yazdıklarını okudum,ama benim artık eskisi gibi sevgiye dostluğa inancım kalmadı,artık kimsye inanamıyorum:(kendimi de affedemiyorum bazı hatalarımdan dolayı...

Nıver Nıverıs 25.12.2007 13:18:15
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.