Mahmure

Yazarlar

Diğer Yazarlar

Her aşk kendi öküzünü doğurur

Her aşk kendi öküzünü doğurur

Başlık her ne kadar karşı cinsi temsil eder bir şekilde atılmış olsa da ilişkilerde dişi öküzlerin de var olabilmesi pek mümkündür. Hatta dişilerdeki öküzlük sonradan kazanıldı ise, bünyeye de ters düşüyorsa esas kara mizah o zaman başlıyor.

Yazar kişi ne kadar da emin bir tavırla anlatıyor değil mi? Emin, çünkü kendi bünyesine de ilk yaşadığı aşktan bu yana sağlam bir öküz oturuverdi ve bu öküz, deneyimlediği her ilişki sonunda biraz daha semirdi. Semirdi de kendi insanlığından yemeye başladı.

Diyeceksiniz ki "Anlaşılan hamuru müsait öküz olmaya!" Orası da ayrı bir tartışma konusu. Başka bir yazıda onu da tartışıyor oluruz. Fakat şu an bulaşmak istediğim nokta; insanlık tarihi boyunca süregelen ve aslında insanların tamamen öküzleşmesine ya da tamamen insanlaşmasına neden olan ve adına aşk dedikleri o garip şey...
Zannetmeyin ki aşkı küçümsüyor veya yerden yere vuruyorum. Hâşâ! Sadece onu tanımlayamamanın ya da onu anlayamamanın verdiği bir kabızlık durumudur benimkisi.

Yıl 1999. Onunla ilk tanışmam... Centilmenliği, kelimelerle sevişmesi, gözlüklerinin ardına sakladığı o güzel gözleri ve aşka duyduğu saygı ile ergen dönemlerimde inanılmaz etkilemişti beni. Sonra bütün kızlar arasında ilgi odağı olmuştu. Çünkü çevremizdeki diğer "bebe erkeklerden" farklıydı. Kızların ona ilgi duymasını gizliden gizliye kıskanmıştım. Onu ilk gören, o güzel kelimeleri ile kendi varlığını tanımlamaya çalışan ben olmuştum. Fakat şimdi bütün okul onu fark etmişti ve kızlar "Aaaaaaaa Can yine neler yazmış yaaaaaaa" diyorlardı.
Bu itirafı benden bir daha duymanız olanaksızdır; Can Dündar'ı o yıl ve ondan sonraki birkaç yıl ciddi bir şekilde diğer insanlardan kıskanmıştım. Çünkü ben aşk denen duyguyu onun sayesinde tanımıştım. Aşkın ne demek olabileceğini, o tatlı yan etkilerini ondan öğrenmiştim.

Her öğrenmenin bir de uygulaması var diyerek yüzlerce Can Dündar yazısından sonra attım kendimi aşkın kollarına. Ondan öğrendiklerimi teker teker uygulamaya koyuldum. Koyuldum koyulmasına ama karşımdakinin tepkileri bir garipti. "Aşkım" diyordum, bana gelen yanıt "Haaaaaaa." oluyordu. "Seni seviyorum." diyordum, "Ben de seni..." deyip kestiriyordu. Edilen kavgalar da öyle sevgili Can'ın anlattığı gibi olmuyordu. Kavga esnasında ağzımızda biriktirdiğimiz ne kadar kaka kelime varsa suratımıza kusuyorduk. En sonunda da "Öküz bu anacım!" deyip bitiriyordum ilişkiyi.
İlişki ne kadar kötü yaşanırsa yaşansın ayrılığın ardından geçen birkaç günde pek özlüyorsun öküz dediğin o çocuğu. Mesajlar atmaya başlıyorsun, yeri geldiğinde taciz noktasına getiriyorsun olayı. Çocuk açmıyor telefonu ya da mesajlarına dönmüyor. Ama sen vazgeçmiyorsun, çünkü olay sevgi noktasından çıkıp inat kısmına çoktan geçti. Arıyorsun, arıyorsun, arıyorsun en sonunda "Tamam, Tuğçe yeniden başlayalım." lafını duyuyorsun. Yeniden başlıyor her şey. Bir şans daha verilmiştir yaşananlara. Ee sevgili Dündar da öyle demiyor muydu, aşka her zaman bir şans daha verilmeliydi. Sevgili Can Dündar'ım yanılıyor olamazdı.
« tüm yazıları
2714
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.