Mahmure

Mahmure

Yaşam

Kızgın patron, bahane dinlemez

Kızgın patron, bahane dinlemez

Size verilen işte bir hata yaptınız. Patronunuz ateş püskürüyor ve sizi odasına çağırdı. Ne söylerseniz söyleyin dinlemeyecektir. Sakin olun ve hatanın nedenini açıklamak için sinirlerinin yatışmasını bekleyin. Patronunuzla doğru zamanda net verilerle konuşun.

Yaptığınız hatadan dolayı üstünden azar işiten müdürünüz sinirli bir şekilde size telefon açıp, "Çabuk odama gel" diyor. Yapılacak tek şey var: Sakin olmak ve bahaneler üretmemek.
Beden dili uzmanı Mehmet Auf, "Patronunuz sinirliyken siz 'Kaza geçirdim iki bacağımı da kestiler' deseniz bile duymaz. O anda sakin olup uygun bir zamanda hatanın nedenini anlatırsınız. Sizin o an söylediğiniz bahane sizi kurtarabilir ama yöneticiyi zor duruma düşürür" diyor.
Türk toplumunda süregelen davranışlardan birisinin genellemelere gitmek olduğunu kaydeden Auf, "Patronunuz 'bir işi beceremediniz' ya da 'bir işi de becerin' dediğinde kendinizi savunmaya geçmek ve hatanın nedenini söylemek yerine karşınızdakinin sinirlerinin yatışmasını bekleyin ve sinirler yatıştığında yani doğru zamanda patronunuza net verilerle konuşun" tavsiyesinde bulunuyor. İnsanların görsel ve işitsel ağırlıklı olmak üzere ikiye ayrıldığını belirten Auf, "Görsel ağırlıklı insanlar yüksek sesle konuşan, açık ve sonuç odaklı insanlardır" diyor ve bunlar için aldıkları sorumluluğun her şeyden önce geldiğini söylüyor: "O yüzden bu insanlara doğrudan bir görev verebilir ya da söylemek istediğinizi direkt söyleyebilirsiniz."

Ses tonuna göre taktik

İşitsel ağırlıklı insanlar ise daha alçak sesle konuşuyor ve yavaş hareket ediyor. Daha duygusallar. Auf yöneticilere, bu kişileri önce onu göreve hazırlayacak mesajlarla bilgilendirmesini sonra görevi söylemesini öneriyor. Çünkü, "Böyle insanlar, karşısında yüksek sesle konuşan bir kişiyi anlamama ve ortamdan uzaklaşma eğilimi içine girerler."
İşyerinde ortaya çıkan problemlerin yüzde 70'inin iletişim problemi olduğunu söyleyen Auf, "İyi bir yönetici o yüzde 70'i azaltabilen insandır. Bunun da metodu iletime duyarlı olmaktan ve herkesin tarzının farklı olduğunu görmekten geçiyor" diyor.
Türk toplumunda direkt konuşmak yerine dolaylı anlatımların ve mesajların ağırlıklı olduğuna da dikkat çeken Auf, "Türk toplumunda insanlar direkt konuşmak yerine imayı ya da sözsüz iletişimi tercih ediyorlar. Babalar çocuklarına anneleriyle mesajlar gönderiyor. Bu bizim kültürümüze özgü ama problem çünkü alınan mesajlar yanlış anlaşılabiliyor" diyor.

Arkadaşını mutlaka dinle

Çalışanlar arasındaki iletişimin de önemine değinen Auf, bu tarz iletişimde sözlü ve sözsüz mesajların birlikte kullanılması gerektiğine dikkat çekiyor: "Dinleyin ve dinlediğinizi gösterin. 'Seninle öğle yemeğinde ya da kahve molasında bu konuyu bir konuşalım' gibi onu önemsediğinizi gösteren şeyler söyleyin. Soru sorun ve söylediklerine tepki verin, 'Çok iyi anlıyorum, yapma ya, allah allah, bence de, ben de olsam aynı şeyi yapardım, peki o ne dedi, sen şunu yaptın mı?' gibi takip ve soru cümleleri karşınızdakini önemli ölçüde rahatlatır."

Yüzdeki farklı mimikler duyguları ele veriyor

Mehmet Auf, farklı durumlar karşısında kullandığımız beden dilinden birkaç örnek veriyor:

Karşımdaki özel bir soru sordu. Ama bunun ortaya çıkmasını istemiyorum: Burnum kaşınır

Bir şey anlatıyorum. Bilinçaltım bunları anlatma diyor ama bedenim konuşman lazım diyor: Ağzımı elimle kapatır gibi yaparım

Bir şey anlatacağım ama aslında orada bulunmak istemiyorum çünkü söyleyeceğim şeyler gizli: Gözlerimi kaşırım, ovuştururum

Ortamda konuşulan gizli şeyi biliyorum ama duymak istemiyorum: Kulağımla oynarım

Auf 'yalan söyleyen yukarı sağa bakar' görüşüne de karşı çıkıyor: "Başkent Üniversitesi'nde bir araştırma yaptık bölüm akademisyenleriyle. 25'i solaktı. Yalan söylediklerinde hem sağa hem sola baktılar. Beyni sol ağırlıklı çalışan kişilerde bu görüş doğruluğunu yitiriyor."

Bu sefer aile ve çocukları değil, bankacıları anlatıyor

Mehmet Auf'u Çocuklar Duymasın dizisindeki 'patron' tiplemesinden hatırlarsınız. Auf oyunculuğun yanı sıra dizinin yapımcılığını ve senaryo danışmanlığını da yapmıştı.
Şu sıralar TV 8 için hazırladığı bir dizi projesiyle uğraşıyor. Ama düşünülenin aksine dizi bir evde değil bir bankada geçiyor. "Hayatında herkes bir kere bankaya gitmiştir" diyen Auf, bugüne kadar yaklaşık 25 bin bankacıyla tanıştığını ve her birinden farklı hikâyeler dinlediğini belirtiyor. Auf, dizideki karakterleri de bir türlü sona erdirilemeyen ilişkiler üzerine oturtmuş. Üçü kadın üçü erkek altı bankacının hepsi bekâr ve içinden çıkılmaz birliktelikler yaşıyorlar. Ve yaşadıkları gerçek hayattan alıntılar.
544
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.