Mahmure

Uzmanlar

Gültekin Doğan

“Düşle Gerçek Olsun”

“Düşle Gerçek Olsun”

Hayal ve düş arasında nasıl bir bağ var? Dilek tutmak ile niyet arasında nasıl bir fark var? Yaratıcı beyni nasıl etkin kullanabiliriz? Yaratıcı beynin işleyişindeki prensipler nelerdir? Etkili yaratıcı imgelemenin adımları nelerdir? Akıldan geçen düşünceler nasıl insanın gerçeği olur? Görüşler gerçeğin önüne geçerse insanın yaşamı nasıl etkilenir?

gültekin doğan

…”Zihnimin tıpkı mevsimler gibi ritmik işlediğini kavradığım gün, her şeyin üstesinden kolayca gelebileceğimi hissettim. O an, varlığıma derin bir saygı duyuverdim. Ancak bu derya deniz olan öz’ümde olup biteni anlama, tanıma, onu idrak etmede çok meşakkatli bir yolculuğun beni beklediğini de hemen duyumsadım. Üstelik “sonu gözükmeyen bu gidişte, onca çaban…” “Çaba” kelimesi bir an beni kastı, çünkü kendimin ve yaşamımın sorumluluğunu alma, vicdanımla hesaplaşma, iç dünyama karşı dürüst olma…

Eğer yaşam başlı başına deneyimlerden oluşan bir oyunsa, ben bu oyununun kurallarını henüz tam anlamıyla bilmiyordum. Dahası önümdeki tehlikeleri ve fırsatları net göremiyordum. İçinde bulunduğum durumdan daha fenası olursa olup bitenin üstesinden gelemeyecek kadarda kendimi güçsüz hissetmekteydim.

Günlerden bir gün nefes alamadığımı, yaşamın beni boğduğunu duyumsadım. Tıpkı kelebeğin kozasından sıyrılıp çıkma isteği gibi yeniliğe, değişime, dönüşüme, gelişime büyük bir özlemim olduğunun idrakine varınca, köşeye sıkışan hayvan misali “yetti be ne olacaksa olsun” deyiverdim. Bu seslenişle, kıpırdanışla, canlanmayla gelen derin bir iç çekme, ciğerlerime dolan güçlü bir nefes, gözümün önüne rengârenk, ışıl, ışıl bir kelebeğin görüntüsünü getiriverdi. Ormanın içersinde gönlünce, gülümseyerek uçmaktaydı. “Nasılda özgürce uçuyor. Bir gün bile sürse böylesi bir uçuş için bedeli ne olursa olsun fedakârlık yapmaya değmez mi?” Gözlerimden yaş, dudaklarımdan “değer” kelimesi dökülüyordu.

Öyle ya hiçbir şey yapmadan yerimde saymaktansa harekete geçmek, bir hedef belirlemek çok daha iyi olacaktı. Bu kez kendimi tanıma adına harcayacağım manevi ve maddi çaba elmas değerinde olduğunun bilinci içinde hemen bir niyet tuttum. Üstelik, içimde o gücü, o hakikati, o ÖZ’ü olabildiğince tam manasıyla keşfetme isteği hazır doğmuşken, ama “nasıl? Nereden başlayacaktım?” Seçimimi; kararlı, disiplinli bir şekilde odakta kalmaya ve olabildiğince ayık, uyanık bir zihin eşliğinde,

”bana neler oluyor?” “Şu anda ben ne yapıyorum?”… Gibi nice sorularla kendimi, gücümü, becerilerimi, zayıf ve güçlü yanlarımı… Tanımadan yana yaptım. Bu altın değerinde olan keşiflerimi, gözlemlerimi unutmamak adına da yazmak üzere ileriye doğru ilk adımımı atıyordum.

O günden sonra beni derinden etkileyen her anı, deneyimlerimi değerlendirir oldum. “Burada hangi becerimi kullandım? Bu kriz anında hangi düşüncem önümü açtı? Bu olayda bana verilen mesaj ne? Bu konuşmalarda görmem gereken gerçek ne?”… Bir dizi sorularla yola alırken bir söz “her olayda bir davet vardır. Gitmeli görmeli içindeki hediyeyi almalı” diyordu. Bu cümleyi kendime ilke yapıp, yolumdan sapmadan ileriye doğru gidişimin altıncı ayında, bir durum değerlendirmesi yaptığımda “vay be ben neymişim de haberim yok muşa geldim.

Yaşamımı hangi düşünce kalıplarımın yönettiğini, tercihlerimi, kararlarımı neye göre aldığımı, ileri gitmeme engel olan duygularımın neler olduğunu… Bilme beni daha da cesaretlendirip, bendenden içeri daha neler var düşüncesiyle yeni bilgilere ulaşırken, kendime uyguladığım değişik yöntemler… Derken ÖZ’ümden, “bilseydi dönencesini, gönül harelenmezdi”.

“Cesaret risk almak demek,

kendini ateşe atmak demek,

coşkuyu, ümidi korumak demek,

eğer uğrunda yanmaya değecek bir şey var ise."

Patır, patır ruhumdan nice cümleler doğuyordu. Bunun üzerine yaratıcı beynin işleyişini merak eder oldum. Ama enteresan olansa o günlerde yeni bir karar alma ve hedef belirleme aşamasındaydım. Zamanlama mükemmeldi. Zira Kırk yaşımda sahip olduğum, mesleğime ilişkin alan seçimimi bunun üzerine kurgulamayı yeğledim. Bu noktadan sonra, İçsel gücümün benim hangi başarıları tattıracağının merakıyla düşlerimin, hayallerimin peşinden gider oldum.

Bir zaman sonra “düşlerin, insan ruhunun üzerinde sonsuz gücü, etkisi kadar, sosuz yaratıcılığında sezgisel ve duygusal zekânın gelişiminde büyük bir gücü olduğundan” iyice emin oldum. Öyle ki “Düşle Gerçek Olsun” başlığının altını doldurduğum içeriğiyle bilgilerimi paylaşabileceğim ortamlarda artık sunumlar yapmaktaydım.”

İmge, İmgelem, İmgeleme, İmgelemek nedir? Bilinçli imgelemeye neden ihtiyaç vardır? Zihinsel ve bedensel gevşeme neden önemlidir?

İmge:

1- Ruh; Sinirlerin merkezil bir uyarımı olmaksızın zihinde kendiliğinden canlanan duyumsal biçimi, hayal.

2- Gerçekleşmesi olanaksız ya da tek güç olan düş. İmgelem: Eşyanın zihindeki biçimlerini oluşturan yeti, İmgelemek: Bir şeyin imgesini zihinde canlandırmak (tdk)

İmgeleme; İnsan lütfedilen büyük bir güçtür. Akıl ve vahiy yollarının beş duyu organıyla birlik olup, zihinde bir fikir ya da resmin doğuşuna izin veren doğal bir yetenektir. Doğaçlama imgeleme biçimleri kişilere özel olsa da yaratıcı imgeleme iki farklı yöntemle gerçekleşir.

1- Edilgen: Olabildiğince gevşeyen beden, görüntülerin, kendiliğinden gelmesine izin verir. Yalnızca iç dünyadan geleni kişi alır.

2- Etkin: Görmek ya da imgelemek istenilen şeyi kişi bilinçli olarak seçer ve zihinde resmeder. Etkin İmgeleme hem aktif, hem de değiştirmek istediğimiz alalarda oldukça etkilidir. Nasıl mı?

Varsayalım ki ailemizdeki fertlerle, iş arkadaşımızla, müdürümüzle… Sürekli bir çatışma durumundan sıyrılıp daha uyumlu, sakin, özgüvenli, dengeli… Bir ilişki içinde olmayı arzuladık. Bu dileği istemek tek başına yeterli olmayacağından, isteği güçlendirecek bir niyete ihtiyaç vardır. Ardı sıra seçilen sakin bir ortamda, bedensel derin bir gevşeme, var olmanın verdiği derin bir minnettarlıkla, huzurlu bir ruh haline ulaşıldıktan sonra zihinde düşünme ya da ulaşılmak istenilen son hal tasvir edilir. İlişkiyi yeşertecek dürüstlüğü, saygıyı, sevgi, içtenlik ve uyumlu bir iletişim… İçinde olunduğu görüntüler canlandırılır. Buradaki sır her iki tarafında iyiliğine olacağını “hissetmeye” çalışmaktır. Dahası tıpkı bebeğin annesine güvendiği gibi bu hayalin gerçeğe dönüşeceğine inancı diri tutarken sağduyu kişinin yoldaşı olmalıdır ki, eğriyi, doğruyu net görebilsin. Bu kısa ve basit alıştırmayı olumlu bir zihin yapısı içindeyken zihinde yeniden, yeniden görme veya düşünülmelidir. Tabi bu aşamada pes etme, yoldan çıkma söz konusu olacağından önceden tedbir alınır. Kişinin, minik eylem adımlarındaki kararlılığını destekleyecek, onu bu yolda tutacak bir ilke oluşturulur. Örn. “Sevmeyi ve sevilmeyi seviyorum”. Unutulmamalı ki arzu ve amaçta samimiysek, kendimize karşı dürüst ve gerçekten değişime açıksak bir zaman sonra ilişkinin giderek kolaylaştığını karşıdakinin eksik değil güzel özelliklerini fark ederek daha hoş ve kolayca iletişim kurulduğu gözlemlenir. Sabırla niyete sadık kalındığında her iki tarafında yararına olacak şekilde hayal gerçek olur. “Sabırla koruk helva olurmuş.” (atasözü)

Ancak bu çalışma başkalarının davranışlarını “yönetmek” ya da kendi iradene aykırı bir biçimde davranmayı sağlamak amacıyla kullanılmamalı, kullanılsa da sonuç vermediği bilinilmelidir. Buradaki amaç; Kişi öz benliğini idrak etmede ve doğal ahengi engelleyen içsel sınırlarını yok etmekte etkili olur. Yaratıcı İmgeleme yaşamın bir parçası olmaya başladığında, kaliteli, sağlıklı bir ömrün kapıları aralanır. Keyiflenilecek bol mucizeler yaşatır. İnsanın yaşamını kolaylaştıran anahtarları sunar…

Yaratıcı Beynin İşleyişindeki Prensipler (İlke) Neler?

Fiziksel evren enerjidir: Bilimsel araştırmalar gösterdi ki içimizdeki ve dışımızdaki her şey enerjiden oluşmaktadır. Madde ağır oysa düşünceler; İnce, hafif, çok hızlı, kolayca değişebilen, akışkansa dikkat: Olumlu düşüncenin yapısı, ağızdan çıkan sözler, kelimeler, davranışlar önemlidir. “İşte ben söyledim, ben yaptım, bana ne” denilen noktada, sözlerin, davranışların sorumluluğunu üstlenilmediği noktada, yaşam anında kontrolden çıkar. Ol denilince oluveriyor işte. Tabi bunun göstergesi zamana yayılır.

Enerji Manyetiktir: Düşünce ve duygular manyetik enerjiye ( mıknatıs özelliği) sahip olmaları nedeniyle olumlu yada olumsuz benzer yapıdaki enerjiyi kendilerine çekerler.

Fikirler şekli takip eder: “ bu ay kendime yeni bir elbise alabilirim”. Eylemden önce fikir yada ilham gelir. Ardı sıra nasıl bir elbise alınılacağına dair hayal edilir. Buradaki sır; Varsayalım ki hayal fanusun içindeyse o fanusun içine kuşku, tereddüt, kararsızlık… Girmemelidir. Dahası hayal ölçülebilir, ulaşılabilir, gerçekçi, içinde bulunulan şartlara uygun vede kişi zihnen, ruhen, bedenen hazırsa ve zaman, fiziksel dünyada o tezahür eder. “Neyin peşindeyse o senin olur” (Mevlana)

Radyasyon ve çekim yasası: Bu evrene ne gönderirsen onun geri yansıma prensibidir. “Ne ekersen, onu biçersin.” (atasözü)

Yaratıcı imgelemeyi kullanmak: Düşler başta imkânsız gibi gelir zira gerçekçi görünmez. Çünkü onlar bulutların çok üzerlerinde gibidirler. Ama düşleri, hayallerin yardımıyla adım, adım ayakları yere basar hale getirilebilir. Burada yaratıcı imgeleme insanın en büyük yardımcısıdır.

Tüm yaşadıklarımız kendi düşüncelerimizi tepkisi / yansımasıdır. Şu an bu cümle kabul edilebilir gibi geliyor mu?

ETKİLİ İMGELEMENİN ADIMLARI:

FARKINDALIĞIN DOĞUŞU: “Tam olarak ben ne istiyorum? Gelecekte kendimi nerede görmek istiyorum? ...” Zihni rahatlatacak, önünü açacak çok güçlü ve etkileyici sorular çerçevesinde yaratıcı imgelemenin çerçevesi çizilir.

ZİHNİN İŞLEYİŞİ: Düşünce, davranış ve duygu bu üçlü yaşam kalitemizi belirler, İnsanı ya cehennemde, ya da cennette yaşatır. Zihin potasına düşen ilk ham düşünceye yüklenen anlam ve duygu insanın yaşamını yönetiyorsa kendini tanıma adına; “Çocuklukta nasıl bir şöhrete sahiptim?” Akıllı, yaramaz, kurnaz… Ya da “çocuklukta beni tehdit eden şey neydi?”… Sorulara yanıt bulmakla yaşamdaki olaylara bakışı, kararlar almada kişiyi neyin etkilediği görmekle kurulan hayalin gerçekleşme şansını yükseltir. Ayrıca yaratıcı imgeyi kullanarak hayali hareketli hale getirmek ve kâğıt üzerine resmetmek görsel zihnin çok hoşuna gider.

Hafif ve yumuşak bir şekilde odaklanma: Kişi kendini kasıp, hayali üzerinde odaklandığında, ona aşırı enerji yüklediğini hissettiği an çalışmayı sonlandırmalıdır. Zira bu hayale yardımdan çok engel olur. Sakinlikle, sabırla hayalin yada düşün fiziksel yaşamda tezahürü için adım, adım yol alınmalıdır. Sezgilerin yardımınla önüne çıkan simgeleri okuma, görüşlerinle gerçeği ayırt edebilme becerisi geliştirmek işleri kolaylaştırır. Binanın tamamlanması için yerleştirilen her tuğla bir sonraki adım için zemin oluşturmalıdır.

İmgenin yürek tarafından onaylanması: Düş ya da hayali yüreğin onaylaması (kabulleniş, keskinleştirmek, pekiştirmek) çok önemlidir. Hayale yüklenen anlam (neden önemli?), kişinin “İçine sinmesini” kolaylaştırır. Şartlar karşısında içsel motivasyon kolay, kolay düşmez. Onaylama cümleleri zihni sükûnete davet eder. Sezgisel zihne ulaşmada, onunla ilişki kurmada, zihinsel konuşmaları frenlemede çok etkilidir. Cümlenin basit, olumlu ve kısa olması, her tekrarlanışta ninni gibi nağme şeklinde söylemesi önemliyse de, kendine verilen sözlerle, dürüst, ilkeli ve tutarlı davranışlar içerisinde kalmak çok daha önemlidir.

İLERİYE BAKMAK: “Yüksek emellere sahip olan insanların, etkili iletişim sayesinde kazandığı omuzdaşlarının yardımına her daim ihtiyacı vardır. “ Ben inanıyorum ki bir birimizin gelişimine katkıda bulunduğumuz sürece dünya dönmeye devam edecektir. Öyleyse şu an sihirli güçlerin olduğunu bir an için var saysan ve istediğin şeyleri kolayca değiştirebileceğini biliyor olsan yaşamının hangi alanlarında değişiklik yapmak üzere harekete geçerdin? “DÜŞLE GERÇEK OLSUN”

Sevgilerimle,

Kaynak: Shakti Gawain / 2007, “Yaratıcı İmgeleme”

Gültekin Doğan / 2012 / “Düşle gerçek olsun”

« tüm yazıları
Soru Sor
3760
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.