Mahmure

Sağlık

Genel Sağlık

sonbahar

sonbahar


Sonbaharla gelen hastalıklar

Yazın sıcak günlerinin ardından serin havayı beraberinde getiren sonbahar birçok hastalığa da davetiye çıkarıyor. Dengesiz hava sıcaklıkları sonucu soğuk algınlığından gribe hatta zatürreye kadar birçok hastalık insanları tehdit etmeye başlıyor. Her sene farklı bir isimle karşımıza çıkan grip ise bu dönemin en yaygın ve bulaşıcı hastalığı...

Yaz boyunca unuttuğumuz bu hastalıklardan korunmak için mevsimlere göre beslenme şeklini değiştirmek öneriliyor. İlk adım olarak ise bugünden başlayarak, kış boyunca sebze ağırlıklı beslenmeye başlayabilirsiniz. Uzmanlar hastalıkların önlenmesinde hava koşullarına uygun giyinme ve temiz ortamlarda bulunmanın yanı sıra C vitamini içeren gıdalara ağırlık verilmesini öneriyor.

Sonbaharın en popüler hastalığı grip

Grip, tıp dilinde "İnfluenza" denen virüsün, solunum yoluyla insan vücuduna girmesiyle başlayan özellikle sonbahar sonu ve kış başında salgınlar yapan bir infeksiyon hastalığı olarak tanımlanıyor.

Nezleden farkı

Nezle, diğer ismiyle soğuk algınlığı, nezle virüslerinin yaptığı, sürekli burun akıntısı, hapşırma, öksürme, gözlerde, boğazda yanma hissiyle seyreden, genellikle ateşsiz bir üst solunum yolu infeksiyonu. Hastalık kişinin kendi çabasıyla 3-7 günde kendiliğinden düzelmekte, genellikle de ayakta geçirilmekte. Oysa grip, hastayı yatağa düşürecek şiddette şikayetlerle seyrediyor. 40C'ye varan yüksek ateş, genel vücut kırgınlığı, şiddetli bel, eklem ve kas ağrıları, baş ağrısı ve aşırı halsizlik gribin başlıca belirtileri olarak sayılabiliyor.

Grip, başka hastalıklara neden olabilir mi?

Sağlıklı insanlarda gribin, 1 hafta içerisinde kendiliğinden iyileşmesi bekleniyor. Ancak bazı kişilerde, örneğin vücut direnci zayıf durumda olan kronik hastalığı olanlar, kalp-akciğer hastalığı olanlar, yaşlılar ve şeker hastalarında; zatürre, beyin iltihabı, kalp kası iltihabı gibi ciddi ve ağır seyredip ölümle sonuçlanabilecek hastalıklara da neden olabiliyor.

Grip aşısının özellikleri

Aşı, bir önceki senede en sık karşılaşılan virüs tipine karşı, Dünya Sağlık Örgütü'nün öngördüğü tarzda hazırlanıyor. Her yıl Ekim-Kasım aylarında tek doz şeklinde yapılması önerilen aşı ile koruyuculuk sağlıklı kişilerde yüzde 80 oranında sağlanabilirken; yaş ilerledikçe koruyuculuk yüzde 50-60'lara inmekle birlikte hastalığın hafif geçirilmesine yardımcı olacak boyutlara kadar düşüyor.

Kimler aşı olmalı?

-65 yaş ve üstündeki kişiler (özellikle bakımevlerinde kalanlar)

- Kronik hastalığı olan kişiler: Kronik kalp, akciğer (astımlılar dahil), karaciğer, böbrek hastalığı, şeker hastalığı ve diğer endokrin sistemi hastalığı olanlar,

- Kronik hastalık dışında bağışıklık sistemleri zayıflamış olan kişiler: Kanserli-lösemili kişiler, bağışıklık sistemi hastalığı olanlar, organ ve kemik iliği nakli yapılan kişiler,

- Uzun süreli aspirin tedavisi alan çocuk ve gençler.
- Risk grubundaki kişilere grip bulaştırabilecek sağlıklı kişiler (örneğin hastanelerde yoğun bakım, yenidoğan, nakil, bağışıklığı zayıf hastaların bakıldığı bölümlerde çalışan doktor, hemşire, hastabakıcılar; kreş ve huzurevleri çalışanları; birlikte yaşayan aile bireyleri)

Gripten korunmak için

Grip aşısı olan kimse sadece gribe karşı ve ancak belli oranda korunabilir. Aşının bağışıklık oluşturmadığı kimselerde ve grip dışındaki diğer solunum yolu hastalıklarında genel korunma tedbirlerine dikkat edilmesi öneriliyor. Uzmanlar, hastaların en azından hastalıkları tamamen düzelene kadar başkalarıyla öpüşmemelerini ve kucaklaşmamalarını öneriyor. Ayrıca yine hastaların ağız ve burunlarıyla temas ettiklerinde ve öksürük hapşırık nedeniyle ellerine sekresyonları bulaştığında ellerini yıkamadan başkalarının kullandığı telefon vb gibi ortak gereçlere temas etmemeleri, hastalığın ilk 3-4 günü zorunlu değilseler sineme, okul, işyeri, metro, otobüs gibi kalabalık ortamlara girmemeleri, evlerinde istirahat etmeleri tavsiye ediliyor.

Korunmak için sağlıklı kişilerin alacağı tedbirler ise;

- Sonbahar-kış aylarında uygun giyim ve beslenmeye dikkat edilmesi

- Kalın-yünlü sıcak giysiler kullanılması

- Terli kalınmaması

- Bol miktarda sebze meyve tüketilmesi.

- Vücut direncini düşüren etkenlerden uzak durulması; aşırı yorgunluk, alkol, sigara, az ve düzensiz uyku, düzensiz ve tek yönlü beslenme.

Grip riskinin arttığı durumlar da; stres, aşırı yorgunluk, beslenme yetersizliğinden kaçınılması olarak sıralanıyor.

Hamilelik, grip ve grip aşısı

Hamilelik tek başına gribe yakalanmak için bir risk oluşturmuyor. Ancak hamile bir kadının gribe yakalandığında komplikasyon görülme şansı çok daha yüksek. İstatislikler aynı yaş grubundan kadınlar karşılaştırıldığında hamile olanların grip nedeni ile hastaneye yatırılarak tedavi edilme oranlarının hamile olmayanlara göre daha yüksek olduğunu gösteriyor. Hamilelik kişinin bağışıklık siteminin yanı sıra dolaşım ve solunum sisteminde de değişikliklere neden olarak rahatsızlıklar açısından daha yüksek risk altında olmasına neden oluyor.

Öte yandan hamileliğin son dönemlerinde gribe yakalanan bir anne adayının doğum sonrası hastalığını bebeğine geçirme şansı da yüksek.

Mevsimsel diğer hastalıklar

Sonbaharın en sık görülen hastalığı grip, ancak belirtileri çoğu zaman gribe benzeyen ya da grip sonrası gelişen birçok hastalıkta sonbaharda insanları tehdit ediyor.

Sinüzit

Sinüsler, kafatasının daha çok, ön bölümüne yerleşmiş bulunan içi hava dolu boşluklar olarak tanımlanıyor. Yeni doğan bir bebekte, hepsi tam olarak gelişmiş olmasa da sinüs bulunuyor ve bunlar erişkin yaşa kadar gelişerek büyümelerini tamamlıyor. Sinüzit terimi bahsedilen sinüslerden biri, birkaçı ya da hepsinin iltihaplanması anlamaına geliyor. Sinüzite bağlı şikayetler yüzde ağrı, burun tıkanıklığı, iltihaplı akıntı, koku alma bozukluğu, ağız kokusu, dişlerde ağrı, öksürük, ateş ve halsizlik olarak sıralanabilir. Sinüzit nadiren komşu olduğu göz ve beyinde de enfeksiyonlara neden olabiliyor.

Sinüzit tanısının sıklıkla yanlış kullanıldığına dikkati çeken uzmanlar, hastaların burun ve sinüslerdeki dolgunluk ve tıkanıklık için olduğu kadar hemen her baş ağrısını da sinüzit olarak yorumlamamasını öneriyor.

Sinüzit ağrılarının migrenden farkı

Günlük yaşamda karşılaşılan baş ağrılarının aslında küçük bir kısmını sinüzitler oluşturuyor. Sinüzite bağlı baş ağrıları tipik olarak soğuk algınlığı ve burun tıkanıklığının arkasından başlıyor. Nedeni, sinüslerin kanalının tıkanması ve sinüs içerisinde oluşan vakumun ağrı oluşturması olarak gösteriliyor. Sinüzitin yol açtığı baş ağrısını uzmanlar; daha çok alın, göz çevresi ve yüzde ağrı olarak tanımlıyor.Migrendeki gibi bulantı ve krizlerin olmadığına da dikkati çekiyor.

Sinüzit bazı durumlarda daha sık görülebiliyor; sık soğuk algınlığı geçirenler, allerjisi olanlar, sigara içenler, salgı yapısı çok yapışkan olanlar risk grubunda bulunuyor.

Sinüzitin tedavisi

Sinüzit tedavisinde sinüslerin havalanmasını kolaylaştıran dekonjestanlar (tablet, süspansiyon ve burun damlası şeklinde) ve bakterilere karşı antibiyotikler sıklıkla kullanılıyor. Şikayetlerin 2 ay kadar devam etmesi veya sık sık tekrarlaması durumunda kronik sinüzit söz konusu olabiliyor. Bu durumda sinüslerin yapısını ve hastalık nedenlerini ayrıntılı olarak görebilmek için bilgisayarlı tomografi tetkiki yaptırılması öneriliyor. Eğer belirlenen durumun ilaçlarla tedavisi mümkün olmayacaksa cerrahi tedaviye başvurulabilir. Son zamanlarda yaygın olarak kullanılan "Fonksiyonel endoskopik sinüs cerrahisi (FESS)" kronik sinüzitlerin tedavisinde eskiye oranla son derece başarılı sonuçların elde edilebilmesini sağlayabilmiştir.

Akut bronşit

Akut bronşit üst solunum yollarının viral enfeksiyonlarından sonra ya da soğuk algınlığının ardından ortaya çıkabiliyor. Kronik sinüzit veya allerjisi olan hastalarda da gözükebiliyor.

Akut bronşitin belirtileri

- Burun akıntısı
- Fenalık hissi
- Titreme
- Hafif Ateş
- Kas ağrısı
- Boğaz ağrısı
- Başlangıçta kuru öksürük ardından gelen balgam

Akut bronşitin tedavisi

Hastanın yaşı, genel sağlık durumu, tıbbi özgeçmişi, hastanın ilaçlara karşı toleransı, akut bronşitin hastada mevcut olan diğer hastalıklar üzerine olabilecek etkisi doktor tarafından dikkate alınarak tedaviye başlanılıyor. Akut bronşit çoğunlukla virüs enfeksiyonlarına bağlı oluştuğundan, antibiyotik tedavisi genellikle uygulanmıyor. Kullanılan tedaviler çoğunlukla destek tedavisi olarak tanımlanan ateş düşürücü, ağrı kesici, öksürük şurupları ile yürütülüyor.

Enfeksiyon

Normal bir insan yılda ortalama bir iki kez soğuk algınlığı geçirebilir. Bu oran gençler söz konusu olduğunda artarken, sıra bağışıklık sistemi gelişmiş yaşlı kişilere geldiğinde azalıyor. Soğuk algınlığı virüsler tarafından oluşturulan bir hastalık. Bazı virüsler hava yoluyla geçerken çoğunlukla el burun yoluyla bulaşıyor. Virüs bir kere buruna yerleşince vücutta bulunan histamin adında bir kimyasal maddenin salgılanmasına neden oluyor. Bu madde sonucunda buruna giden kan miktarında belirgin bir artış gözlenirken burun zarları da şişiyor. Diğer taraftan burun zarlarından sıvı salgılanması da artıyor.

Antihistaminikler ve dekonjestanlar bu şikayetlerin azaltılması için kullanılabilir. Fakat soğuk algınlığı zaman içinde kendi kendine de dengeli ve sağlıklı beslenme ile birlikte alınacak iyi bir istirahat ile geçebiliyor.

Allerji

Allerji ; yabancı bir cisim, polen, ev tozu akarı, hayvan atıkları veya ev tozundaki bazı parçacıklara karşı oluşan aşırı enflamasyona olan yanıt. Alerjiye bazen besinler de yol açabiliyor. Polenler sonbahar ve mevsim geçişlerinde ciddi sorunlar yaratabiliyor. Bunun yanında ev tozu bütün bir yıl boyunca alerjisi olan kişileri rahatsız edebilir.

Bunun ideal tedavisi şikayetlere neden olan şeylerden uzak durmak. Ancak bu çözüm çogu zaman pratik gözükmüyor.

Allerjik hastalarda, soğuk algınlığında olduğu gibi burun tıkanıklığı ve akıntısı oluşabiliyor.

Alerjide tedavi

Allerji iğneleri en spesifik tedavi yöntemi olarak gösteriliyor ve yüksek düzeyde başarıya sahip bulunuyor. Bazen hastanın hangi maddelere karşı allerjik oluşunu anlamak için kan ve deri testleri yapılıyor. Bu tür sıkıntılarınız varsa başvuracağınız doktorunuz tedavinin başlangıç şemasını belirleyecektir ve bu şema genelde enjeksiyonlar şeklinde olacaktır.

Astım

Öksürük nöbetleri, hırıltı solunum, nefes almada zorluklarla ortaya çıkan astım bronşları çeşitli allerjenlere, kimyasal solunuma, sigara dumanına, soğuk havaya ve egzersize duyarlı hale getiriyor. Astım tedavisi uygun şekilde planlandığı ve kullanıldığı zaman bu yakınmalar ve astıma bağlı problemlerin çoğu kayboluyor.

Astımın belirtileri

Göğüste tekrarlayan hırıltı, özellikle sabaha karşı veya sabah ortaya çıkan kuru, inatçı öksürük, gece yaşanan nefes darlığı ile uyanma, merdiven çıkma, hızlı yürüme, koşma gibi eforlardan sonra öksürük ya da hırırltı solunum, bazı mevsimlerde ortaya çıkan nefes darlığı, allerji yapan maddeler ile karşılaşıldığında ortaya çıkan öksürük, hırıltı solunum ya da nefes darlığı olarak sıralanan belirtiler astım habercisi.

Astımın tedavisi

Astım hastalarının hayatını zorlaştıran; gece yakınmaları ve krizlerinden, nefes açıcı ilaç kullanımından, fizik aktivitelenin sınırlandırılmasından kurtulmanın tek yolu kişiye uygun uzman kontrolünde yürütülecek idame tedavi...İdame tedavisinde öncelikli olarak solunum yolu ile alınan sprey veya toz halinde uzun etkili bronş açıcılar ve kortizon kullanılıyor.

Tüberküloz

Tüberlüloz, kişiden kişiye hava yolu ile bulaşan ve çoğunlukla akciğerleri tutan bir enfeksiyon. Tüberkülozlu kişiler konuştuğunda, öksürdüğünde, hapşırdığında, tüberküloz basilleri havaya yayılıyor. Bu basilleri soluyan bir diğer kişinin tüberküloz olma olasılığı yüksek. Ancak, tüberküloz vücuda girdiğinde kişinin vücut direnci bu basili yenebilir ve kişi hastalanmayabilir de. Uzmanlar tüberküloza yakalanmanın zor olduğunu belirtiyor. Genelde tüberküloz hastası biri ile uzun süre birarada yaşayan kişilerde hastalığın görülme riski yüksek.Tüberküloz kapalı ortamlarda daha kolay yayılıyor.

Tüberküloz görülme oranı bugün dünyada artmakta olup, önemli bir sağlık sorununu oluşturuyor. Zira 2020 yılına kardar dünyada 70 milyon kişinin tüberküloz nedeni ile hayatını kaybedeceği tahmin ediliyor.

Tüberküloza yakalanma riski yüksek olanlar

- HIV enfeksiyonlu kişiler
- Tüberkülozlu hastalarala yakın temasta olanlar
- Şeker hastaları
- Uzun süreli kartizon kullanan hastalar,
- Alkolikler ve uyuşturucu kullananlar

Tüberkülozun belirtileri

- Geçmeyen öksürük
- Sürekli yorgunluk hissi
- Kilo kaybı
- Kanlı balgam
- Gece terlemesi

belirtiler bu şekilde sıralansada bazı kişilerde, bazen de öksürük dışında hiçbir bulguya rastlanamayabiliyor.

Bebeklerde nezle ve soğuk algınlıkları

Hava ceryanında kalmak, üşütmek, ayakların ıslak kalması gibi durumlar nezleye neden olabiliyor. Bebekler nezle ve grip gibi hastalıkları daha ağır geçiriyor. Özellikle 2-3 aylığa kadar olan bebekleri, hasta kişilerden olabildiğince korumak gerekiyor. Bebek iyi görünmüyorsa, beslenmekte zorlanıyor ya da tamamen reddediyorsa, hızlı ya da zorlanarak nefes alıp veriyorsa mutlaka doktora gösterilmesi tavsiye ediliyor.

Burnu tıkalı olan bebek emmekte güçlük çekeceği için burnuna steril tuzlu su yani serum fizyolojik damlatılabilir ancak burun açıcı (dekonjestan) damlanın kullanılıp kullanılamayacağının ise mutlaka doktora danışılması gerkiyor.

Hasta bebeklerin beslenmesine dikkat!

Dikkat edilmesi gereken diğer bir konuda bebeğin beslenmesi. Uzmanlar, hasta bebeğin içtiği süt/su miktarının dikkate alınmasını ve bebeğin susuz kalmamasına dikkat edilmesini öneriyor. Giderek güçsüzleşen, ağzı kuruyan, bezi 3-4 saat kuru kalan bebeğin doktora götürülmesi öneriliyor.

Çocuklarda soğuk algınlıkları

Daha büyük çocuklar soğuk algınlığında genellikle ateşli oluyor, birkaç kez kusabilirlerde. Ancak nezle tam başladığında ateşleri düşer ve nezleye bağlı burun akıntısı gibi rahatsızlıklar ön plana çıkabilir. Bazen virüslerin zayıflattığı vücutta bakteriler ikincil enfeksiyonlara da yol açabiliyor. Uzayan nezleye ateş, burun akıntısı, kulak ağrısı veya işitme kaybı, öksürük iştahsızlık gibi belirtiler de eklenirse orta kulak enfeksiyonu, bronşit, zatüree gibi bir ikincil enfeksiyon düşünülmeli ve mutlaka bir doktora danışılmalı. Bu tür enfeksiyonların tedavisi doktor tavsiyesiyle genellikle antibiyotiklerle yapılıyor.

Boğaz ağrısı, ateş ve halsizlik şikayetileri olan çocuğun sadece nezle mi yoksa grip mi geçirdiğini anlamak her zaman kolay olmuyor. Grip nezleye nazaran daha yüksek ateşe ve genel kırgınlığa yol açıyor. İştah azalırken, yaygın kas ağrıları ve titreme belirtileri de baş gösteriyor.

Çocuklar için öneriler

Çocuklarda gripte de nezlede de tedavi belirtilere yöneliktir. Bol sıvı alarak vücudun kuru kalması önlenmeli, ateş düşürücü ve dekonjestan ilaçlar doktorun önerisiyle kullanılmalı ve istirahat ettirilmesi gerekiyor

Öksürük

Öksürük çocuklukta en sık rastlanan hastalık belirtilerinin başında geliyor. Öksürük, aslında boğaz ve göğüsteki solunum yollarını temizlemeye yarayan bir refleks olarak tanımlanıyor. Çoğunlukla basit bir üsütme belirtisi olmasına rağmen bazen de doktora gitmeyi gerektirecek kadar ısrarlı ve ürkütücü olabiliyor. Genelde burundan akmak yerine boğaz gerisine doğru akan sümüksü salgı boğazı tahriş ederek öksürüğü başlatıyor. Öksürük değişik hastalıklarda değişik özellikler de gösterebiliyor.

Farenjit

Boğazı ağrıyan ateşli çocuklar arasında her 10 çocuktan biri streptokok bakterisinin neden olduğu faranjite yakalanıyor. Faranjit kış aylarında, kapalı, kalabalık ortamlarda kolayca bulaşıyor. 5-15 yaş grubu çocuklar bu hastalığa en sık yakalanan grubu oluşturuyor. Hastalık, hasta kişinin tükürük ve burun salgısından da bulaşabiliyor.

Farenjite karşı tedbirler

Evde hasta biri olduğunda ortak hiçbir malzeme kullanılmamalı, eller sabunla sık sık yıkanmalı.

Boğaz enfeksiyonu olan farenjit yutmayı da güçleştirir. Ateş, titreme, kırıklık, iştahsızlık gibi belirtilerin yanında karın ağrısı, bulantı, kusma da görülebiliyor. Boyundaki lenf bezleri şişerken, bademcikler irileşir ve üzerinde beyaz-sarı iltihap odakları belirir.

Farenjitin tedavisi

Boğaz kültürü ya da hızlı strep testiyle hastalık doğrulandığında antibiyotik tedavisine başlanır ve 10 gün devam ettirilir. Yetersiz tedavi bademcik absesi, romatizmal ateş ve nefrit gibi durumlara da neden olabiliyor. Hasta çocuğa bol sıvı, yumuşak yiyecekler, çorba, dondurma verilebilir (soğuk ödemi ve yangıyı alacaktır).
Yaşı büyük çocuklar tuzlu suyla gargara da yapabilir.

RSV nedir?

Solunum yolu hastalığına yol açan bir virüs olan RSV, özellikle sonbahar ile ilkbahar arasında, bebekler, çocuklar ve hatta erişkinler arasında salgın bir hastalık nedeni. Bu virüsler öksürük ve aksırıkla çevreye saçılırken bu sırada yakında olan kişilere de bulaşabiliyor.

RSV'nin belirtileri

Virüsün bulaşmasından çok kısa bir süre sonra hafif ateş, kırıklık, burun akıntısı, kulak ağrısı hastalığın en belirgin belirtilerini oluşturuyor. Erişkinlerle 2 yaşın üzerindeki çocuklar genellikle bu tür belirtilerle hastalığı geçiştirirler. Oysa prematüre bebekler, ilk 2 yaşın içinde olanlar ve kronik akciğer hastalığı olan çocuklarda, 3-5 gün sonra alt solunum yollarına inen hastalık ciddi bir görünüm kazanabiliyor. Yoğun öksürük, nefes darlığı, hızlı solunum ve hırıltılı solunum, ciltte morarma, nabızda hızlanma bu aşamanın en sık görülen belirtileri olarak sayılıyor. Uzmanlar bu aşamada bebeğin hastaneye kaldırılmasını öneriyor. Solunum yetmezliği belirtileri gösterenler ortalama 4-8 gün gibi bir süreyle yoğun bakım merkezlerine ve solunum destek cihazlarına gerek duyabilirken bu aşama, direnci ileri derecede düşük bebeklerde ölüm nedeni olabiliyor.

Hastalık atakları kimi zaman sık sık tekrarlanabiliyor ve bebeklerin defalarca hastaneye yatmalarına yol açabiliyor.

RSV nasıl bulaşıyor?

Virüsün bulaşma hızı çok yüksek. Bağışıklığı gelişmiş olan büyük çocuklarla erişkinlerde tehlikeli olamayan belirtilerle geçiyor, oysa prematüre bebeklerde bağışıklık sistemi tam gelişmediği ve anneden de antikorlar (bağışıklık cisimcikleri) geçmediği ve infeksiyon hastalıklarına karşı dirençsiz olduğu için hasatalık ciddi boyutlara ulaşabiliyor. Ayrıca çoğu zaman ciğerler gelişmesini tamamlamadığı için RSV infeksiyonlarına karşı iyice dirençsiz kalıyor.

Virüs en yaygın olduğu dönem sonbahar ve ilkbahar arası. Bebekler hastaneden eve geldiklerinde ya da hastanedeki yoğun ziyaretlerde kolayca virüsü alabiliyor. Ziyaretlerdeki öpme, sevmeler ve hatta bebeğin kardeşleriyle veya büyükleriyle aynı odada yatması hastalığın bulaşmasına neden olabiliyor.

Nasıl korunmalı?

- Bebeğin bakımıyla ilgilenenler ve bebeğe dokunacak herkes ellerini sık sık yıkamalı

- Tüm eşyanın kullanıldıktan sonra iyice yıkanması, dezenfekte edilmesi veya mümkün olduğunca tek kullanımlık malzemenin tercih edilmesi öneriliyor,

- Oyuncaklarının sıklıkla temizlenmesi,

- Mümkünse bebeğin ayrı odada yatırılması,

- Soğukalgınlığı belirtileri gösterenlerin 2-3 metreden daha fazla yaklaşmaması

- RSV salgın mevsimlerinde kalabalık aile toplantılarından alışveriş merkezleri gibi kalabalık ortamlardan uzak durulması,

- Koruyucu ilaçlar konusunda doktordan bilgi alınması tavsiye ediliyor.

RSV'nin tedavisi

Tıp dünyasında virüse karşı etki eden bir ilaç şimdilik yok. Henüz koruyucu bir aşı da geliştirilemedi. Hastalığın tek tedavisi semptomatik denilen yani belirtilerin ve hastanın sıkıntılarının ortadan kaldırılması şeklinde olabiliyor. Özellikle direnci düşük bebeklerde hastaneye yatırma, bronş genişletici ilaçlar, damardan sıvı takviyesi, oksijen takviyesi, bazen yapay solunum cihazına bağlama ya da fırsatçı diğer infeksiyonlara karşı antibiyotik kullanımı gibi yöntemler uygulanıyor. Bütün bu risklere karşı bebeğin direncini arttıran bir ilaç yakın zamanda dünyanın bir çok ülkesinde piyasaya veridi. Hastalığın salgın yaptığı mevsimde ayda bir kez iğne yapılmasıyla yüksek oranda koruma sağlanabiliyor.
1179
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.