Mahmure

Sağlık

Genel Sağlık

A'dan Z'ye uyku bozuklukları

A'dan Z'ye uyku bozuklukları

Erişkin bir insan ortalama olarak günde 7-8 saat uyuduğuna göre, ömrümüzün üçte biri uykuda geçmektedir.

Güncellenme tarihi: 12.05.2014
Memorial Hastanesi doktorlarından nöroloji uzmanı Doç. Dr. Turan ATAY uyku bozuklukları ve tedavi yöntemleri ile ilgili e-kolay Sağlık okuyucularına şu bilgileri verdi. Uyku, organizma için yemek, su, nefes alma gibi vazgeçilmez bir ihtiyaçtır ve çok önemli işlevleri vardır. Uyumadan yaşamak mümkün değildir. Dolayısıyla yeterli miktarda ve kaliteli bir uykumuzun olması, hem sağlığımızı korumamız hem de gün içinde işlevlerimizi yerine getirebilmemiz için vazgeçilmez bir zorunluluktur. Ancak ne yazık ki yakın zamana kadar uykuya gereken önem verilmemiş; uykunun gün içi aktiviteler ve harcanan enerji nedeniyle vücudun yorulması, geceleri de ışık, gürültü gibi dış uyaranların ortadan kalkması sonucunda başlayan ve sadece vücudu dinlendirmeye yönelik pasif bir süreç olduğu düşünülmüştür. Teknolojinin gelişmesi, uyku laboratuarlarının sayısının artması ve uykuyla ilişkili araştırmaların yaygınlaşmasıyla birlikte, son 50 yılda uykunun biyolojik mekanizmaları, yapısı, işlevleri, hastalıkları ve bu hastalıkların tedavisi hakkında önemli bilgiler elde edilmiştir ve şimdiye kadar beynin "karanlıkta" kalmış bu önemli işlevi hakkındaki bilgilerimiz her geçen gün hızla artmaktadır. Bugün için 84 ayrı uyku bozukluğu veya uykuyla ilişkili hastalık tanımlanmış durumdadır. Ne yazık ki hala gerek Türkiye'de gerek diğer ülkelerde ne halk ne de hekimlerin önemli bir bölümü, uykuyla ilişkili rahatsızlıklar hakkında yeterli bilgiye sahiptir. Oysa bu rahatsızlıkların bir kısmı, sadece uykumuzun kalitesini ve süresini olumsuz yönde etkileyerek gün içi performansımızı düşürmekle kalmaz, daha da önemlisi hayatımızı tehdit edecek boyutta çok önemli komplikasyonlara neden olur. Hastalar uyku sırasında olup bitenlerin farkında olmadıkları için, yakınlarının gözlemleri de çok önemlidir. Bu yüzden uykuyla ilgili sorunlar ihmal edilmemeli, konuyla ilgili merkezlerde (uyku laboratuarlarında) konunun uzmanlarınca değerlendirilmeli, gerekirse tüm gece uyku incelemeleri yapılarak tedavileri sağlanmalıdır. Son yıllarda uyku ile ilgilenen hekimlerin ve uyku laboratuarlarının sayısı hızla artmaktadır. Ülkemizde de artık birçok ilde üniversite hastaneleri, eğitim veren devlet hastaneleri ve özel sağlık kuruluşları bünyesinde sayıları 40'a varan uyku merkezleri (laboratuarları) kurulmuş ya da kurulma aşamasındadır. Burada uyku hakkında birkaç önemli temel bilgi ile, en sık rastlanan ya da önemli sağlık sorunlarına yol açabilen uyku hastalıklarına bazı örnekler verilecektir. Uyku gerçekten pasif ve tekdüze bir süreç mi? Uykuyla ilgili çalışmalar, uykunun zannedildiği gibi yorgunluk sonucu başlayan pasif bir süreç değil, vücudun biyolojik saatinin (ritminin) düzenleyici rol oynadığı, birçok uyku getirici biyokimyasal maddenin ve hormonun salınması, bu sırada beyindeki özel merkezlerin bir sıra ve düzen içinde etkin hale gelmesi sayesinde başlayıp sürdürülen aktif bir işlev olduğunu göstermiştir. Organizmadaki bazı vücut işlevlerinin (bu arada uykunun) 24 saat içindeki düzeni ve dağılımı (ritmi), biyolojik saatimiz tarafından düzenlenmektedir. Uyku getirici veya tersine uyanıklığı arttıran maddelerin veya hormonların hangi saatlerde salgılanacağı buna bağlıdır. Biyolojik saatimize yol gösteren etmenlerin en önemlilerinden biri "ışık"tır. Gözlerimiz (retina tabakası) tarafından algılanan ışık, beyindeki ilgili merkeze ulaşır ve bu merkez de ışığın miktarına (gündüz-gece) bağlı olarak, uyku getirici veya uyanıklığı sağlayan (diğer bir ifadeyle uykuyu kaçıran) madde ve hormonları salgılayan merkezlere uyarıcı veya engelleyici mesajlar yollar. Dolayısıyla 24 saat içinde uyumaya yatkın olduğumuz veya istesek de kolay kolay uyuyamayacağımız dönemler vardır: Örneğin bütün gece uyumayan ve çok yorgun olan birinin, sabah-öğle saatleri arasında istediği halde kolayca uykuya dalamaması, hatta şaşırtıcı biçimde hareketli ve konuşkan görünmesi gibi. Buna karşılık uykuyu getiren hormonlardan biri olan melatonin akşam saatlerinden sonra daha fazla salgılanır ve gece uyumamızı kolaylaştırır. Uyku açısından biyolojik ritmimizi düzenleyen etmenlerden biri de vücut ısısıdır. Vücut ısısının düşük olduğu dönemlerde, uykuya daha yatkın oluruz. Vücut ısısı gün içinde iki kez düşer. Bu düşüşlerden en belirgin olanı sabaha karşı saatlerde, diğeri ise öğleden sonra saat 14.00 civarındadır (öğleden sonra bastıran ve genellikle öğle yemeğine bağladığımız mahmurluk hali, aslında vücut ısısındaki azalmaya bağlıdır; ve yine bu sayede "öğle uykusu" uyumak mümkün olmaktadır). Uykunun pasif ve tekdüze bir süreç olmadığının diğer kanıtları nelerdir? Uyku, sabit ve tekdüze bir biçimde uyunan bir süreç (bilinç düzeyi) değildir. Uykunun belirli bir düzen içinde birbirini izleyen ve tekrarlayan değişik dönemleri vardır. Uyku esas olarak, hızlı göz hareketlerinin olduğu REM (İngilizce: Rapid Eye Movements) ve göz hareketlerinin yavaş olduğu ya da kaybolduğu NREM (non-REM) dönemlerine ayrılır. NREM dönemi de kendi içinde, uykunun derinliğine bağlı olarak dört bölüme ayrılır. Uyanıklıktan uykuya NREM I dönemi ile geçilir. Kaslar gevşemeye başlar. Bu dönem çok kısa olup, biraz daha derin olan ve beyin dalgalarının daha yavaşladığı, ayrıca beyin elektrosunda uykuya özgü bazı dalga örneklerinin ortaya çıktığı NREM II dönemine geçilir. Bir süre sonra uyku daha da derinleşir, beynin aktivitesi (beyin dalgaları) çok daha yavaşlar, nabız ve solunum hızı azalır, arter basıncı ve vücut ısısı düşer, kaslar da iyice gevşerler. Bu yüzden NREM III ve IV, derin (yavaş) uyku diye de adlandırılır). Derin uyku, dinlendirici etkisi en fazla olan uyku dönemidir. Uykuya daldıktan ortalama 90 dakika sonra ilk REM dönemine girilir. REM uykusu rüyaların büyük kısmının görüldüğü, ayrıca gerek santral sinir sisteminin gerek diğer sistemlerin ve metabolizmanın, uyanıklığa yakın hatta bazen daha fazla aktif biçimde faaliyet gösterdiği dönemdir. Beyin dalgalarının hızı uyanıklığa yaklaşır, nabız ve solunum hızı zaman zaman yükselir, beynin metabolizması hızlanır. Gözler hızla hareket ederler. İlginç olan, bu dönemde göz ve solunum kasları dışında diğer bütün kasların gerginliğini tamamen kaybetmesi ve fizyolojik bir "felç" halinde bulunmamızdır (aksi takdirde rüya sırasında hareket eder, diğer bir deyişle rüyalarımızı "oynardık"!). Zaman zaman herkesin başına gelen ve uyandığımız halde ses çıkaramadığımız, hiçbir yerimizi hareket ettiremediğimiz, halk arasında "karabasan" diye adlandırılan durum; REM dönemi sırasında uyanıp kas tonusunun (gerginliğinin) henüz normale dönmemiş olduğu dönemi temsil eder. REM dönemiyle birlikte uykunun ilk döngüsü (siklusu) tamamlanır. Sonra tekrar NREM'e geçilir ve normal, bölünmemiş bir gece uykusu, 4-6 benzer döngüden oluşur. Bahsedilen uyku dönemlerinin bu düzen içinde ve belli oranlarda uyunması gerekmektedir. Ayrıca derin uykunun süresi, uykunun ilk yarısında (ilk sikluslarda) dinlenmeyi garantiye almak üzere daha fazla yer kaplamasına karşın, REM dönemlerinin süresi uykunun ikinci yarısında (özellikle sabaha karşı) uzar. Görüldüğü gibi uykunun bir "mimari" yapısı vardır. Bölünmüş, yüzeyselleşmiş, uyku dönemlerinin oranları bozulmuş, kısacası mimarisi zarar görmüş bir uyku, ne kadar uzun süre uyunursa uyunsun işlevini yerine getirmeyecek, kişi yatağından dinlenmemiş olarak kalkacaktır. Uykunun işlevleri nelerdir? Çalışmalar, uykunun vücudu dinlendirme ve ertesi güne hazırlama işlevinin yanında enerji tasarrufu (enerji biriktirme), büyüme (büyüme hormonu en fazla uykuda salgılanır ve çocuklarda büyümeyi sağlar), hücrelerin yenilenmesi, organizmanın onarımı, hafıza, türe has özelliklerin öğrenilmesini sağlayan genetik hafızanın programlanması, yeni bilgilerin öğrenilmesi-kalıcı hale getirilmesi ve özellikle bazı canlılarda ortama uyum sağlanması ve tehlikelerden korunma (örn. kış uykusu) işlevlerinin bulunduğunu göstermektedir. Uykunun bağışıklık sistemimiz üzerine de etkisi vardır; hepimiz kalitesiz veya yetersiz uyku sonucunda hastalıklara daha kolay yakalandığımızı bizzat tecrübe etmişizdir. "Yeterli uyku"nun süresi ne kadardır? Yeterli uyku süresi kişiden kişiye değişir ve esasen genetik olarak (doğuştan) getirilen bir özelliktir. Erişkin insanlarda bu süre 4-11 saat arasında değişmektedir; herkesin bildiği 7-8 saatlik süre ortalama değerlerdir. Ancak yukarıda uykunun yapısıyla ilgili verdiğimiz bilgileri göz önüne alarak uykunun süresi kadar, hatta ondan daha da fazla, uykunun kalitesinin önemli olduğunu belirtmeliyiz. Birçok kişi kendini zamanla adapte edip, alışageldiği uyku süresini bir miktar azaltarak da işlevlerini yerine getirebilmektedir. Oysa çeşitli uyku bozuklukları/hastalıkları, uyunan ortamdaki olumsuz şartlar, çeşitli nedenlerle kullanılan ilaçlar vb. birçok etmen uykuyu bölerek, uyku dönemlerinin oranlarını bozarak kaliteyi olumsuz yönde etkileyebilir. Böyle durumlarda kişi istediği kadar uyusun, kendini dinlenmiş hissetmez ve gün içinde işlevlerini yerine getirmekte zorlanır, konsantre olamaz, hatta her fırsatta uyuklar. Şöyle de söyleyebiliriz: Kişinin sabah kalktığında kendini dinlenmiş ve dinç hissettiği, gün boyunca da konsantrasyon eksikliği ve yorgunluk hissetmeden, işlevlerini aksatmaksızın yerine getirebildiği uyku miktarı (süresi), onun için yeterlidir. "Uyku Bozukluğu" sadece uykusuzluk demek midir? Kişinin uykusuyla ilgili farkında olduğu ve onu en çok rahatsız eden yakınma uykusuzluktur. Bu yüzden hekime başvuran hastaların çoğunluğunu, uykusuzluktan yakınanlar oluşturur. Buna karşılık aşırı uykululuk (yorgun kalkma ve gün içinde uyuklamalar), çoğu hasta ve yakınları tarafından önemsenmez hatta normal karşılanır. Günlük yaşamdaki koşuşturmaya, strese, iş hayatının zorluklarına, trafiğe, yaşa veya kişinin tembelliğine bağlanır. Oysa gerek neden oldukları iş veya trafik kazaları, gerek hayati tehlike arz eden diğer hastalıklara yol açmaları dolayısıyla uyku tıbbı ile uğraşan hekimlerin aslında daha bir dikkat ve önem verdiği, hemen daima uyku incelemesine ihtiyaç duyduğu ve zaman geçirmeden tedavi gerektiren birçok hastalık, kendini aşırı uykululukla belli eder. Dolayısıyla uykusuzluk kişiye daha fazla rahatsızlık verse de, tanımlanmış 84 uyku hastalığının sadece küçük bir bölümünü oluşturmakta, sonuçları bakımından daha hayati veya acil rahatsızlıklar önemsenmeyerek atlanabilmektedir. İnsomni (Uykusuzluk) nedir ve ne gibi durumlarda ortaya çıkar? İnsomni (uykusuzluk), bütün dünyada ve özellikle gelişmiş ülkelerde uyku ile ilgili en yaygın ve sık karşılaşılan yakınmadır. Değişik ülkelerde yapılan çalışmalar, hangi tipte olursa olsun insomni için toplumda ortalama %35 civarında bir görülme oranı belirtmekte ve bunların da %10-15'inin orta veya ileri şiddette olguları kapsadığını ortaya koymaktadır. Az sayıda ve daha dar kapsamlı olmakla birlikte, ülkemizdeki çalışmalar da benzer sonuçlar vermektedir. Görülme sıklığı, kadınlarda daha yüksek orandadır ve yaşla birlikte artmaktadır. İnsomni, azalmış ve/veya kalitesiz gece uykusu dolayısıyla gün içine yansıyan yorgunluk, bitkinlik, bilişsel işlevlerde yetersizlik, konsantrasyon güçlüğü, aşırı sinirlilik ve diğer bazı psikolojik belirtiler ortaya çıkaran önemli bir rahatsızlıktır. İnsomni, bu sayılan özellikleriyle kişinin sosyal ve mesleki yaşamını olumsuz yönde etkilemekte, hatta iş ve trafik kazası gibi daha vahim olaylara neden olabilmektedir. Hastalar yakınmalarını, tatmin edici miktarda olmayan ya da dinlendirmeyen uyku, uykuya dalma güçlüğü, uykuyu sürdürme güçlüğü (çok sayıda kısa ya da uzun süreli uyanmalar), erken uyanma veya bunların değişik kombinasyonları şeklinde ifade edebilirler. Süre açısından ele alındığında insomniler üç bölüme ayrılabilir: Uykusuzluk yakınmasının süresi bir haftadan uzun değilse akut ya da geçici, bir hafta ile üç ay arasındaysa subakut veya kısa süreli, üç aydan fazlaysa kronik insomniden bahsedilir. Akut ve subakut insomniler, hastalığın son derecede yaygın ve hemen herkesin hayatının bir döneminde en az bir kere karşılaşabileceği formlarını temsil ederler. Genellikle insomniyle zamansal ilişkisi olan ve tanımlanabilir çevresel şartlara ya da psikolojik stresör faktörlere geçici uyumsuzluk ve reaksiyon söz konusudur. Stresör faktöre uyum sağlandıkça yakınmalar azalır ve genellikle önemli bir sorun oluşturmaz. Buna karşılık eldeki veriler, insomninin genellikle kronik bir durum olduğunu; şiddetli insomnisi olanların %80'inde yakınmaların başlangıcının bir yıldan uzun bir süre öncesine dayandığını, orta veya ileri şiddette uykusuzluğu olan olguların %30-80'inde, zaman içinde anlamlı bir düzelmenin gözlenmediğini ortaya koymaktadır. Bu da, kronik insomninin çok yaygın görülmesine ve ciddi sorunlar doğurmasına rağmen, gerek hastalar gerek hekimler tarafından yeterince ciddiye alınmadığını, insomni tipinin ve altta yatan nedenlerin belirlenmesinde yetersiz kalındığını, uygun ve etkili tedavinin çoğu zaman sağlanamadığını göstermektedir. İnsomninin çok sayıda nedeni vardır. İlerleyen yaşla birlikte uykusuzluk yakınmasının arttığı yukarıda belirtilmişti. Gerçekten de yaşlılıkta gece uykusunun toplam süresi azalır, uyku dalma süresi uzar, daha erken saatlerde uyanılır, derin uyku azalır ve gece içi uyanıklıkların sayısı artar. Uyku, bebeklikteki veya çocukluktaki gibi polifazik özellik kazanır; başka bir deyişle gün içinde de uyuklamalar başlar. Normal yaşlanmanın beraberinde getirdiği bu "fizyolojik" değişikliklere ek olarak, yaşlılarda sık görülen kronik hastalıkların ve bunlar için sürekli kullanılan çeşitli ilaçların da etkisiyle, uykunun kalitesi iyice bozulabilir. Demanslı yaşlılarda uyku düzenindeki bozukluk daha da belirgin olup, gerek hasta gerek yakınları için çok büyük bir sorun yaratır. En sık rastlanan uykusuzluk nedenini, psikiyatrik kökenli hastalıklar oluşturmaktadır. Başta depresyon olmak üzere duygulanım bozuklukları, psikozlar, anksiyete bozuklukları, panik bozukluklar, alkol ve diğer maddelerin kötüye kullanımı, sıklıkla uykusuzluk yakınmasına neden olurlar. Uykusuzluk öğrenilebilir mi? Psikiyatrik hastalıklardan sonra en çok karşılaşılan uykusuzluk tipi psikofizyolojik (öğrenilmiş) insomnidir. Öncesinde uykuyla ilgili önemli bir problemi olmayan hasta, genellikle gerginlik yaratan bir olaydan sonra geceleri uyuyamamaya başlar. Bu durum uzun süre devam ederse, başlangıçta uykusuzluğa neden olan stres faktörü ortadan kalkmış veya önemini yitirmiş olsa bile, uyuyamama endişesi ve hastanın uyumak için sarfettiği aşırı efor, bizzat uykusuzluğun nedeni olmaya başlar. Öyle ki, yatma zamanı yaklaştıkça hastanın gerginliği gittikçe artar, zihni o gece uyuyup uyuyamayacağı konusuna kilitlenir, yattığında uyanık geçirdiği her dakika gerilimini ve sıkıntısını arttırır; artık hasta yatağında uyumak için adeta savaş vermektedir. Geceler böyle devam ettikçe hasta uyuduğu ortama ve yatağına düşman olmaya başlar. Böylece bu kısır döngü, kronikleşerek öğrenilmiş uykusuzluk haline dönüşür. Başka hangi uykusuzluk nedenleri var? Uygunsuz uyku hijyenine bağlı insomniden, kaliteli bir uykuyu engelleyen alışkanlıklar sorumludur. Uyku için uygun saatlere ve kurallara uyulmaması, dinlenme ve çalışma saatlerinin iç içe geçmesi, uyku öncesinde aşırı yemek yeme veya çay-kahve gibi uyarıcı içkiler içme, yatağın uyku dışı (TV seyretme, kitap okuma, yazı yazma vb.) amaçlar için kullanılması, uykusuzluk yaratan hatalı alışkanlıklara örnektir. Bu alışkanlıklardan vazgeçmek suretiyle, uyku kısa zaman içinde kolaylıkla düzene girebilir. Uyku algılama bozukluğu, hastanın subjektif uykusuzluk yakınmasının, uyku incelemesindeki objektif bulgularla uyumsuzluk gösterdiği durumlar için kullanılan bir terimdir. Hasta, gece normal uyuduğu halde hiç uyumadığını ya da çok az uyuduğunu iddia eder; başka bir deyişle hastanın uyuduğu süreyle ilgili tahmini, objektif uyku süresiyle uyuşmaz. İncelemeler, bu hastaların uykuya dalma süresi, toplam uyku süresi ve uyku örüntüsü bakımından normallerden önemli bir fark göstermediğini ortaya koymaktadır. Bazı olgularda gece boyunca birkaç uyanıklık meydana gelip uyku kısmen bölünmüş olsa bile, hastaların bu uyanıklıkları olduğundan çok uzun algıladıkları görülür. Genç erişkinlerde ve özellikle kadınlarda rastlanılan bu nadir rahatsızlığın nedeni iyi bilinmemektedir. İdiyopatik (sebebi bilinmeyen) insomni bazen ailesel olabilen, çocukluk çağında başlayıp genellikle ömür boyu süren, uyku süresinin hemen her gece 4-5 saate kadar inebildiği, uyku dalmanın uzadığı ve uyanıklık sayısının arttığı objektif, nadir bir uyku hastalığıdır. Nedeni bilinmemekle birlikte, sayılan tüm bu özelliklere dayanılarak santral sinir sisteminden kaynaklanan değişik patofizyolojik süreçler sorumlu tutulmaktadır. Huzursuz Bacaklar Sendromu nedir? Oldukça sık rastlanılan ancak hastadan yeterli bilgi alınmadığı takdirde kolayca atlanabilecek önemli bir insomni nedeni de huzursuz bacaklar sendromu (HBS)'dur. Hastalar bacaklarında, istirahat halindeyken ve özellikle yattıklarında iyice belirginleşen, iyi tanımlayamadıkları ancak son derecede rahatsız edici ve karşı konulamaz biçimde hareket ettirme ihtiyacı yaratan duyulardan yakınırlar. İyi lokalize edemedikleri bu hissi, derinlerden gelen yanma, çekilme, karıncalanma, iğnelenme, ağrı, sızı, uyuşma, elektriklenme gibi değişik terimlerle ifade etmeye çalışırlar. Belirtilen özellikleriyle HBS, uykuya dalmayı ileri derecede güçleştiren bir rahatsızlıktır. Hastaların yatakta bacaklarını sürekli ve düzensiz biçimde hareket ettirdikleri, ovuşturdukları, şiddetli biçimde salladıkları hatta dayanamayıp biraz rahatlayabilmek için yataktan çıkıp dolaştıkları dikkati çeker. Gerçekten de masaj ve hareket, hastaları önemli oranda rahatlatmaktadır. Ayrıntılı öykü alındığında, hastaların gün içerisinde de bacaklarını sürekli oynatmak ihtiyacı duydukları, uzun süre aynı pozisyonda hareketsiz oturmalarının mümkün olmadığı ve bu yüzden özellikle uzun yolculuklarda çok sıkıntı çektikleri öğrenilebilir. Tanı, esas olarak öyküye dayandığından, hastalığı tanımak ve uygun soruları yöneltmek önem kazanmaktadır; zira hastalar rahatsızlıklarını iyi ifade edemezler hatta uykusuzluğu bununla ilgili görmeyip hiç bahsetmeyebilirler. Genellikle genetik (ailesel) özellik vardır. Ancak HBS, başka durumlara bağlı olarak da ortaya çıkabilir: Gebelik, demir eksikliği anemisi, folat eksikliği, periferik nöropati, şeker hastalığı, böbrek hastalıkları (üremi ve diyaliz hastaları), romatoid artrit, diskopati, omurilik lezyonları gibi değişik durumlar ya da hastalıklar HBS'na neden olabilir. Bunların varlığı saptanıp, nedene yönelik tedavi yapıldığında HBS semptomları düzelebilir. Nedeni bilinmeyen (genetik özellikli) olgulardan, sinir sistemindeki bir maddeyle (dopamin) ilgili bozukluğun sorumlu olduğu düşünülmektedir. Uykuda periyodik bacak ve kol hareketleri (UPBH), çoğu zaman HBS'na eşlik eder. Zaten her iki hastalığın da patofizyolojik mekanizmalarının aynı olduğu düşünülmektedir. UPBH, esas olarak NREM uykusu sırasında 5-90 (ortalama 15-40) saniye aralıklarla ortaya çıkan, nadir olarak kolları ve gövdeyi de içine alabilen hareketlerdir. Bazen sıçrayıcı karakterde olabilir ancak daha çok 5 saniyeye kadar uzayabilen kasılmalar halindedir. Tipik olarak ayak başparmağının geriye kıvrılması şeklinde olup buna ayak bileğinin, dizin ve kalçanın fleksiyonu katılabilir. Aslında daha çok gündüz aşırı uykululuğa yol açmasına ve uykusuzluk yakınmalarının ön planda olmamasına rağmen, uykudaki hareketlerin sık ve şiddetli olduğu durumlarda uyanıklıklara neden olarak insomni yakınmasıyla da kendini belli edebilir. Dolayısıyla bu iki hastalıktan birinin varlığından kuşkulanıldığında, diğeri de dikkatle araştırılmalıdır. Uykusuzluğun tedavisi nasıldır? Ana ilke, etyolojik faktöre yönelik plan yapılmasıdır. Hastaların bir bölümü, sadece uyku hijyeninin (alışkanlıklarının) düzenlenmesinden önemli ölçüde yararlanırlar. Nedeni ne olursa olsun, tüm insomni hastaları uyku hijyeni konusunda bilgilendirilmelidir. Uyku hijyenine yönelik başlıca önlemler şöyle sıralanabilir: a)Sabahları uyanınca yatakta fazla oyalanmadan hemen kalkmalıdır. b)Sabahları aynı saatte kalkmaya özen gösterilmelidir. c)Uykuya yakın saatlerde olmamak kaydıyla düzenli egzersizler faydalıdır. d)Yatak odasının ses ve ışık izolasyonuyla ısısı uygun olmalıdır. e)Uyku öncesi ağır yiyecekler yemek ya da tam tersi aç olmak uykuyu olumsuz etkiler. Yatmadan önce ılık bir bardak süt içmek yararlı olabilir. f)Yatmaya yakın saatlerde sigaradan ve kafeinli, alkollü, kolalı içeceklerden uzak durulmalıdır. g)Yatakta gazete-kitap okuma, TV seyretme gibi aktivitelerde bulunulmamalı, yatak sadece uyku için kullanılmalıdır. h)Eğer uyunamıyorsa yatakta 20 dakikadan fazla kalmamalı, kalkıp uyku gelene kadar başka bir işle oyalanılmalıdır. Uykusuzlukta ilaç tedavisinde nelere dikkat etmeli? Uykusuzluk yakınması psikiyatrik kökenliyse, nedene göre tedavi yapılmalıdır. Uyku ilaçları (hipnotikler), daha çok geçici veya kısa süreli insomnilerde, bir haftayı geçmeyecek süreyle kullanılabilirler. Prensip olarak kronik imsomnide hipnotik kullanımı endikasyonu yoktur! Zorunlu kalınırsa, hastanın girdiği kısır döngüyü ve buna bağlı gerginliği kırabilmek için, mümkün olan en kısa süreyle ve 4-6 haftayı kesinlikle aşmamak kaydıyla hekim kontrolünde verilebilirler. Hastaların tavsiyeyle ve rasgele kullandıkları bu tip ilaçlara zamanla tolerans gelişir (aynı etki için gereken dozun zamanla artması), kesildiklerinde ise uykusuzluk daha şiddetli biçimde geri döner. Hipersomni ne demektir, ne gibi durumlarda görülür? Hipersomni, anlam olarak aşırı uyku ve uygun olmayan ortam ve zamanlarda uyku ihtiyacının ön planda olması demektir. Birçok uyku hastalığı bu belirtiye yol açmaktadır; ancak burada en önemli ikisi hakkında bilgi verilecektir. Narkolepsi-Katapleksi Sendromu: Gün içinde ortalama 2-3 saat aralıklarla önlenemez uyku ataklarının ortaya çıktığı, bu ataklar dışında da kişinin kendini uykulu ya da yorgun hissedebildiği, hatta uyanıklık içine mikro uyku dediğimiz saniyelik uyku dönemlerinin karışabildiği, daha çok ergenlik ve genç erişkinlik çağlarında başlayan bir hastalıktır. Uykululuğun yanında, kasların aniden gevşemesine bağlı olarak kişinin olduğu yere yığılmasına ve bir süre hareketsiz kalmasına yol açabilen katapleksi de önemli belirtilerden biridir. Katapleksinin daha hafif şekillerinde sadece boyun veya çene kaslarında tonus kaybı (gevşeme) olur. Bu durumda hastanın sadece başı öne veya arkaya doğru düşer ya da çenesi sarkar. Katapleksi genellikle ani duygusal değişikliklerle (üzüntü, korku, kahkaha,ağlama gibi) tetiklenir. Başka bir belirti uyku paralizisi (uyku felci) olup, uykuya dalarken ya da uyanırken kol-bacaklarda ve gövdede tek taraflı veya yaygın, kısa süreli, ani kuvvet kaybıyla karakterizedir. Yine uykuya dalarken veya uyanırken ortaya çıkan, genellikle görsel tipte varsanılar (halusinasyonlar) da hastalığın belirtilerindendir. Tıkayıcı Tip Uyku-Apne Sendromu: Çeşitli nedenlerle daralmış olan üst solunum yolunun, uyku sırasında geçici olarak kapanıp gece boyunca yüzlerce kez tekrarlayabilen en az 10 saniye süreli (ağır olgularda 1.5-2 dakikaya kadar uzayabilir) nefes durmalarına yol açması ve bu esnada kandaki oksijen basıncının düşmesi, kalp ritmi ve arteryel basınçta önemli değişikliklerin meydana gelmesiyle karakterize önemli ve ciddi bir hastalıktır. En önemli belirtisi horlamadır. Her horlayan kişide bu hastalığın olması şart değildir; ancak uyku-apne sendromlu her hastanın hemen hemen istisnasız olarak horladığını söylemek mümkündür. Çeşitli ülkelerde yapılan çalışmalar, erişkinlerin %10-30'unun horladığını ortaya koymuştur. Bu oran Türkiye'de %26 dolayında belirlenmiştir. Hastanın yakınları, düzenli ve gürültülü biçimde horlayan hastanın birden sesinin kesildiğini (apne) ve bir süre sonra ani ve daha şiddetli (adeta kükrer gibi) bir sesle horlamanın (solumanın) tekrar başladığını fark edebilirler. Apnenin sonunda gürültülü bir sesle solumanın tekrar başladığı dönem, hemen daima hastanın farkında olmadığı kısa süreli uyanıklık reaksiyonlarıyla birliktedir. Bu durum, uykunun her defasında bölünmesine ve yüzeyelleşmesine neden olur; dolayısıyla bu hastaların uyku kalitesi çok düşüktür ve sabahları dinlenmiş kalkamazlar, gün boyu aşırı uykuludurlar, her fırsatta uyuklarlar, performansları ve konsantrasyonları düşüktür, dikkatlerini yoğunlaştıramazlar, sinirli ve tahammülsüzdürler. Gece sık tuvalete kalkma, terleme, sabah başağrıları, unutkanlık ve cinsel isteksizlik (erkeklerde ereksiyon kaybı) sık rastlanan diğer bulgulardır. Hastalık her tip insanda ve her yaşta ortaya çıkabilmekle birlikte en sık orta yaş ve üstündeki kısa boylu, kilolu (özellikle göbek tipi şişmanlığı olan), kısa ve geniş boyunlu erkeklerde görülür. Ortalama olarak toplumun en az %5'inde görülen bir rahatsızlıktır. Yaş ilerledikçe bu oran gittikçe artmakta, menopozdan sonra kadınlarda görülme sıklığı da erkeklere yaklaşmaktadır. Hastalık bir süre sonra kalıcı hipertansiyon, kalp ritm bozuklukları, kalp yetmezliği, miyokard infartktüsü, inme (felç) gibi hastanın işlevlerini sürdürmesini engelleyen ve hayatını tehdit eden sonuçlara neden olabilmektedir. Çalışmalar, nedeni belirlenemeyen hipertansiyon olgularının yarıya yakın bir oranından aslında bu hastalığın sorumlu olduğunu göstermektedir. Bu yüzden hastalığın tanısı ve vakit kaybetmeden tedavi edilmesi hayati önem taşımaktadır. Uyku-Apne Sendromunun tanısı nasıl konur, tedavisi nasıldır? Tanıyı kesinleştirmek, hastalığın şiddetini (düzeyini) belirlemek ve uygun tedaviyi sağlayabilmek için uyku incelemesi vazgeçilmezdir. Kilo verme, en azından hastalığın ilerlemesini durdurma bakımından önemlidir. Aşırı uykululuk hareketsizliği arttırmakta, bu da kilo alınmasını kolaylaştırmaktadır. Diyet yanında düzenli yürüme ve egzersiz yapma önerilir. Ancak metabolizma da yavaşladığından hastalar çok zor kilo vermekte, verseler bile kısa zaman sonra aynen geri almaktadırlar. Hastalar, ancak hastalık kesin olarak tedavi edildikten sonra kalıcı biçimde kilo vermeyi başarabilmektedir. Nefes durmaları, dilin de arkaya kayması nedeniyle sırtrüstü pozisyonda daha sık ve uzun olmaktadır. Sırtüstü yatmanın engellenmesi hafif olgularda bir dereceye kadar hastayı rahatlatır, ancak kesin çözüm sağlamaz. Bu amaçla hastanın fanilasının ya da pijamasının sırt bölümüne örneğin bir tenis topu tutturulabilir. Yine hafif olgularda çeneyi öne iterek ve dilin arkaya kaymasını önleyerek hava yolunun bir dereceye kadar açık kalmasını sağlayan ağız içi araçlar kullanılabilir. Hastalığın derecesi ne düzeyde olursa olsun, en güvenli ve kesin tedaviyi sağlayan, üstelik en zararsız tedavi yöntemi, nasal CPAP aletidir. Bu tedavi, bir tür hava kompresörü yardımıyla ve burna yerleştirilen küçük bir maske yoluyla üst solunum yoluna sürekli olarak pozitif basınçla hava püskürtülmesi ve bu sayede uyku sırasında üst solunum yolunun açık tutulması esasına dayanır. Olay mekanik prensibe dayandığından, alet kullanılmadığında durum eskiye döner; yani hasta aleti uykuya her yattığında kullanmalıdır. Hastalar aleti daha ilk kullandıkları gecenin ardından, uykularındaki ve gün içi performanslarındaki olumlu değişikliğin farkına varırlar. Doğal olarak her hasta için gerekli basınç farklı olduğundan, hastaya uygun basıncı belirlemek üzere aletle birlikte ikinci bir uyku incelemesi yapılır. Alet doğru biçimde ve uygun basınçla kullanıldığında, hastaların uyumu en az %70 oranındadır. Bazı değişik cerrahi yöntemleri de, hastalığın hafif-orta şiddette olduğu genç hastalarda veya n-CPAP aletini kullanamayanlarda uygulanmaktadır. Hastalık için günümüzde henüz uygun bir ilaç tedavisi yoktur. Daha ayrıntılı bilgi için: Memorial Hastanesi (212)210 66 66/ 2218 - 2219 www.memorial.com.tr Memorial Hastanesi Uzmanlarının Diğer Yazıları Sağlıklı dişlere sahip olmanın yolu Retina hastalıkları Saç dökülmesini dert etmeyin Katarak hakkında merak ettikleriniz Sedef hastalığında puva tedavisi Çocuklara check-up yaptırılmalı mı? Neden anne sütü? Horluyor musunuz? Güneş ışığından korunun
1658
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.