Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Yönetmen İsmail Güneş ile görüştük. (Özel söyleşi)

Yönetmen İsmail Güneş ile görüştük. (Özel söyleşi)

Güncellenme tarihi: 09.05.2012

 Peki, ne demek istiyorsunuz?

İnsanoğlunun dünya üzerinde ki macerası nasıl başlarsa öyle bitiyor demek istiyorum. Yani bir karanlıktan gelip bir başka karanlığa doğru gittiğimizim mecazı diye ifadelendirebilirim.

Biliyorum pek hoşlanmıyorsunuz ama genel bir kabul gördüğü için ben de aynı kelimeyi kullanıyorum: sizin filminiz de netice itibariyle bir “Töre” filmi. Sizin filminizin diğer filmlerden farkı ne? Biz sizin filminizi neden seyredelim?

Maalesef medyamızda böyle bir alışkanlık var. “Töre” kelimesi çok güzel eylemler ve duygular barındırıyor. Sözlük anlamına baktığınızda karşı çıkamayacağımız bir açıklamayla karşılaşırız. Kısaca “cinayet” diyebileceğimiz bu tarz eylemler, “Töre” kelimesine cinayetle eş değer kılıyor ve bu kelime kötü bir anlam kazanıyor. Bu nedenden dolayı ben durumu bu kelimeyle ifade etmiyorum. Bu durumla ilgili yapılan filmlerde de genellikle bu eylemleri yapanları kınayan ve onları aşağılayan bir tutum içerisinde oluyorlar. Bu bir toplumsal hastalıksa bir hastalığın nasıl tedavi olacağı üzerine ciddi çalışmalar yapılması gerekiyor. Bu hastalığın arazlarını bulabilmek için bence biraz empati içerisinde olmak gerekiyor. Yoksa kınamak, aşağılamak, hatta yakalayıp hapse atmak bugüne kadar çözüm olmamış. Biraz da anlamaya çalışmak üzerinden bir şeyler yapmak lazım ve bu cinayetleri olmadan önlemenin yollarını bulmalıyız. Ben bunun sinema ve televizyonla olabileceğini düşünüyorum. Pişmanlık duygusunun öne çıkarıldığı işlerin gelecek kuşaklarda işe yarayabileceğini hayal ediyorum. Bizim filmimiz pişmanlık duygusunu güçlü kılmaya çalışıyor. Bu yüzden seyredilmeli ve seyrettirilmesine yardımcı olunmalı.


 Seyirci bu farkı anlayacak mı?

Sinema sanatı insanı doğrudan eğitmez, eğitmemeli de. Bu yüzden aradaki bu farkı anlayıp anlayamayacağını kestirmem zor. Hissedeceğini, farklılığı ayırt edeceğini, ancak tarifini yapamayacağını düşünüyorum. Bu konuda asıl görev filmle ilgili yazanlara düşüyor.

 Seyirciyi filminizi seyretsin diye nasıl içeri sokacaksınız?

Seyirciyi içeri sokmak için bir sürü parlak fikir diyeceğimiz düşüncelerimiz oldu. Ancak imkânsızlıklar bu düşüncelerimizi uygulamak konusunda önümüzü kesti.

 Örnekleyebilir misiniz?

Medyanın dikkatini çekmek ve filmimizden bahsetmesini sağlamak için daha önce bu cinayetleri işlemiş insanlara bulundukları yerde filmi gösterip duygularını almak ve bunu filmi tanıtım materyali olarak sunmak istedik. Bu konuyla ilgili olarak Adalet Bakanlığı’na ulaşmak istedik, ancak bir karşılık göremedik.

 Birçok söyleşinizde Recep İvedik seyircisine takdirlerinizi sundunuz? Bu bir çelişki değil mi?

Çelişki değil, hayranlık diyebilirsiniz. Böyle tutarlı bir seyircim olsun isterim. Şöyle düşünün: Birincisini seyrediyor, ikincisini yaptırıyor, onu da seyrediyor, üçüncüsünü yaptırıyor. Bu tutarlılık karşısında şapka çıkarmaktan başka ne yapılabilir ki? Recep İvedik filmlerine karşı çıkanlar seyircisi kadar tutarlı olsa, mesaj derdi olan filmler bu halde olur muydu? Festivallerden ödül alan filmlerin seyirci sayısı ortadadır. Bir filmin yönetmeni filmine dikkat çekmek için daha ne yapmalı? Burada bence asıl sorun, seyircide.

 Seyirciyi nasıl eğiteceğiz? Sizler bu konuda üzerinize düşeni yaptınız mı? Sinemacılar veya şöyle söyleyelim, bağımsız sinemacılar kendi seyircilerini yetiştirdiler mi?

Yönetmenlerin seyirci eğitmek gibi bir derdi olmalı mı? Bilmiyorum. Burada galiba asıl sorun televizyonlarda gibi geliyor bana. Her gün sinema filmlerinden daha uzun diziler yayınlanıyor ve seyircinin hem sinema sanatı örneğini seyretme içgüdü doyurulmuş oluyor, hem de estetik olarak geriye düşürülüyor. Herkesin fark ettiği gibi televizyonlar klasik dönem sinemasının parlak ürünlerini yeniden yapmaya başladılar. Bu seyirciye nerdeyse 40 yıl öncesine taşıdı. Yeni sinemacılar bu açıdan çok ilerde kalmış oldu ve seyirciyle üretici arasında ciddi bir uçurum oluştu. Bunu tek ilacı bu filmleri televizyon aracılığıyla seyirciyle buluşturmaktır. Bunu önünde ciddi engeller var. RTÜK reklam kurallarına göre PT da film göstermek nerdeyse imkânsız hale geldi. Kar amacı gütmek zorunda kalan televizyonlar maalesef sinema filmlerin alıp gösteremiyorlar. Alanlar da gece yarısından sonra oynatıyor. Geçtiğimiz üç ay içinde yerli film gösterilme sayısı bir önceki yıla göre %20 düşmüş.

1948
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.