Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Urartular bekçi Kuşman'la yaşıyor

Urartular bekçi Kuşman'la yaşıyor

Mehmet Kuşman Van'daki Sardurihinli Kalesi'nin 40 yıllık bekçisi. Ortaokul mezunu Kuşman, aynı zamanda Urartu dilini bilen dünyadaki 38 kişiden biri.

Van'ın Çavuştepe beldesinde tek kişilik bir Urartu uygarlığı sürüyor. Urartu Devleti'nin, tarih sahnesine çıktığı MÖ 860 yılından, İskitler ve Medler tarafından yıkıldığı MÖ 600 yılına kadar süren yaklaşık 200 yıllık varlığı, bir müze bekçisinin dilinde yeniden var oluyor. Van'ın Gürpınar ilcesine bağlı Çavuştepe beldesinde MÖ 764-734 tarihleri arasında Kral II. Sarduri tarafindan kurulan ve Sardurihinili adıyla anılan kalenin 40 yıllık ortaokul mezunu bekçisi Mehmet Kuşman, dünyanın Urartuca bilen 38 kişisinden biri olarak, Urartulu akrabalarının günümüzdeki elçiliğini yapıyor. Kuşman, bir ören yeri bekçisinin kaderi olan yalnızlığı, düşünde yaşattığı Urartulular ile gideriyor.

Sarduri'nin kalesinin bu yaşlı bekçisi, "Ben o kadar Urartulaştım ki, gözlerimi kapattığım zaman bile onları görüyorum. Gözlerimi kapattığımda, onları elbiseleri içinde sanki tarladan gelirmiş ya da bir ziyarete gidermiş gibi görüyorum. Bazen bir dini tören sırasında olduklarını ve onları izlediğimi düşlüyorum. Kralın emirlerini, çocukların kalenin içindeki koşuşturmalarını duyuyorum" diyecek kadar kendisini Urartulu hissediyor. Urarutulular bugün 'gerçekten varmış' gibi hissettirecek kadar Kuşman'ın dilinde, yüreğinde, hareketlerinde hayat buluyor. Kaleyi, ziyaretçilerine bir müze bekçisi ya da rehber gibi değil, Kral Sarduri'nin bir sefere giderken kendisine bıraktığı bir emanet gibi gezdiriyor. Urartu'nun Van'ı, binlerce yıl sonra Van'ın Urartu'su olarak Bekçi Mehmet Kuşman'ın dilinde bir kez daha hayat buluyor.

Urartu uygarlığına, bu ören yerine bekçilik yaparak değil, dilini öğrenerek de sahip çıkıyorsunuz...
Yalnızdım burada ben, çok yalnızdım. Yazları kazı ekipleri gelir, canlanırdı buralar. Havanın sertliği ve belli merkezlere uzak olması nedeniyle de ziyaretçi de çok fazla gelmezdi. Özellikle kış döneminde, bir ben kalırdım burada, bir de kale. Kitap okudum ilk yıllar, bol bol kitap okudum. Bu, beni Urartucayı öğrenmeye itti. İlk olarak, kazı ekiplerinde bulunan hocalardan yardım istedim. Pek öğrenebileceğime inanmadılar ama inatçılığımı görünce birkaç kitap verdiler, dille ilgili, ilk olarak harfler üzerine çalışmaya başladım. Urartu dilinin, İnguş-Çeçen dil ailesinden olduğunu öğrenince de o dillere ait birkaç kitap aldım. Urartuca ile bu diller arasındaki benzerlik, Urartucayı öğrenmemi kolaylaştırdı.

Bu çabanız hocalar tarafından nasıl karşılandı?
Bir gün kazı sırasında; neredeyse 30 yıl önce, "Bu yazı çok mu zor?" diye sormuştum, kazı başkanı Afif Erzen Hoca'ya. "Evet, çok zor! Ne yapacaksın?" diye sordu biraz da kızarak. "Öğrenmek istiyorum" deyince, "Haydi oradan" diye beni başından savdı. Biraz zoruma da gitti açıkçası ama vazgeçmedim. İyi ki de vazgeçmemişim.

Ne kadar sürdü Urartucayı öğrenmeniz?
Yaklaşık 25 yıllık bir çabanın sonucunda Urartu metinlerini hem okuyup hem de yazabilecek bir seviyeye geldim.

Şüphesiz, bu dili bilenler arasında en önemli isim sizsiniz. Bu önem sadece -bir küçümseme olarak söylemiyorum- ortaokul mezunu bir bekçi olmanıza rağmen bu dili bilmenizden kaynaklanmıyor. Aynı zamanda buralısınız, bu topraklarda doğdunuz büyüdünüz. Buralı biri olarak, bu bölgenin en önemli uygarlığının günümüzdeki temsilcisisiniz.
Evet, öyle de söylenebilir. Ben Çavuştepe'den başka bir yerde yapamıyorum zaten. Hiç aklımdan geçmedi buradan ayrılmak. Sürekli burada dolaşıyorum. Yazılar bana bakıyor, ben yazılara, Hiçbir şey anlamıyorum ama merak ediyorum. Bu merakla, biraz da can sıkıntısıyla başladı dili öğrenme isteğim. Ve ilk sözcükleri yavaş yavaş çözdükçe, Urartucanın üzerindeki sır yavaş yavaş kalkmaya başladıkça, benim için yeni bir dünya oluşmaya başladı. Buralı biri olarak, atası, ağası, anası, babası buralarda yaşamış biri olarak, kan bağı olarak değil belki ama tarihsel olarak akrabalarıma ulaştığımı hissediyorum.

Eşiniz, sizi Urartulularla paylaşmaktan mutlu mu?
Çok mutlu. Hiçbir sorun çıkmadı, çıkmaz da zaten.

Peki çocuklarınız da sizin bu özelliğinizden nasiplerini aldılar mı?
Benim 11 çocuğum var. Kızları okutamadım. Çok pişmanım okutamadığım için. Erkekler ise okumayı başardılar. Onların başarılarıyla avunuyorum artık. Birkaç çocuğumun adı da zaten benim bu merakımın bir sonucu. Örneğin ilk müdürümün adı Ersin'di, bir çocuğuma onun adını koydum. Türk Tarih Kurumu'nun eski asbaşkanı Afet İnan Hanımefendi var. Burayı ziyarete geldiği gün, eşim doğum yaptı. Bir kızımın adını da Afet koydum bu nedenle.

Urartuca size para da kazandırıyor...
Çeşitli objeler yapıyorum, üstünde Urartu dilinde çoğunlukla tanrı ya da kral isimleri yazılı. Onları satıyorum burayı ziyaret eden turistlere. Bu sayede kazandığım paralarla okuttum çocuklarımı.

Bu taşlar bir serginin de parçası olacak...
Evet. İstanbul Üniversitesi Eski Çağ Tarihi Bölümü'nden Prof. Dr. Oktay Belli ve Araştırma Görevlisi Zeynep Konuralp'in kontrolünde hazırlanan bir sergi. 10 Ekim'de İstanbul'da Yapı Kredi Kültür ve Sanat Merkezi'nde başlayacak Urartu Sergisi'nde hazırladığım objeler sergilenecek.

Peki ne bekliyorsunuz devletten?
Tek şey bekliyorum. Versinler bana 25-30 öğrenci. Onlara Urartu dilini öğreteyim. Tek kuruş para istemiyorum. Ders verebileceğimiz bir sınıf ve masrafları karşılasınlar. Vanlı gençlere ya da meraklılarına Urartu dilini öğreteyim. Bu dil, benim ardımdan sadece akademisyenlerin bildiği bir dil olmak zorunda kalmasın.
(Tempo)
623
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.