Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Ünlülerin yatakhane anıları

Ünlülerin yatakhane anıları

Birçok ünlü yatılı okulda okudu, sıkı dostluklar kurdu ve özel anılara sahip oldu. İşte onların yatılı okul maceralarından renkli kesitler...

Yatılı okulda okuyanların ayrı bir dili var sanki. Sadece onların bildiği türden dostlukları... Hayatı daha kolay öğrenen, seçmekten çabucak vazgeçen, kendi işini kendi yapmayı boyu henüz uzamamışken becerebilen, ama ne olursa olsun geceleri yalnız kalan bir çocuk. Yalnız kaldığı için de, diğer yalnız çocuklara sarılan, belki en iyi dostlarını o anlarda bulan, ömür boyu da birbirlerini kaybetmeyen çocuklar. İyi midir, kötü müdür yatılı okumak, hepsinin yanıtı farklıdır herhalde.

Ama onların hiç unutmadığı özel zamanlardır yatılılık günleri. Bugün ünlü olan pek çok isim yatılı okullarda okudu. Başarılarında yatılı okulun etkisi nedir bilinmez ama onların özel dostlukları ve özel anıları olduğu kesin.

"Geceleri pencereden kaçar, meyhaneye giderdik"
Haldun Dormen (Tiyatro yönetmeni)

Robert Kolej'de benim dönemimde Bülent Ecevit, Tunç Yalman, Ümit Özdoğru, Hamit Belli, Rahmi Koç vardı. Rahmi Koç'la yatakhanelerimiz yan yanaydı. Geceleri yatakhanenin penceresinden kaçardık. Meyhaneye gider ya da Bebek'te dolaşır, sonra yine pencerelerden girerdik içeriye. Ecevit, ben okula girdiğimde son sınıftaydı. Aynı oyunda görev aldık. "Antigone"de birlikte çalıştık. O esvap tertip heyetindeydi, yani kostümleri yapıyordu, dekoratördü. Ben de korodaydım. O oyunun davetiyesi hâlâ bendedir.


"Arkadaşlarımızın memleketten gelen yiyeceklerini yerdik"
Işıl Kasapoğlu (Tiyatro yönetmeni)

Galatasaray'da yedi yıl yatılı okudum. Geceleri yatakhaneden okula, okuldan bahçeye, bahçedeki demir parmaklıkların üstünden de Beyoğlu'na kaçar ve yakalanmazdık. Yan yatakhanede Fikri Sağlar kalıyordu. Çok disiplinli bir okuldu. Geceleri mum yakıp yatakhanede kitap okur, rol aldığımız oyunlara yatakhanede çalışırdık. Kaçmak dışında pek isyan çıkarmazdık. Yalnız unutmuyorum, "Hababam Sınıfı"ndaki gibi Anadolu'dan gelmiş arkadaşların dolaplarını açar, memleketten gelen yiyeceklerini yerdik.

"Biz İzmirli kızları sevmedik çünkü sözlerinde durmadılar"
Tamer Şahinbaş (Sağlık ve Eğitim Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı)

Tarsus Amerikan Lisesi'nde okurken sömestr tatili için evlerimize dönecektik. Müdürümüz "Yataklarınızı yenileyin, temiz olarak bırakın. İzmir Amerikan Koleji'nden kızlar gelip yataklarınızda kalacak" dedi. Hevesle yataklarımızı tertemiz bıraktık. O arada müthiş diyaloglar geçiyor, "Kimin yatağında en güzel kız yatacak, bu nereden anlaşılır? Kokudan" şeklinde. Tatilden döndük. Herkes akşam yatağına atladı.

"Benimki şöyle güzel, seninki sarı saçlı, mavi gözlü" diye konuşmalar geçti birkaç gün. Bizim katın muavini Mr. Murray ile de muhabbeti koyulaştırmıştık, "Kızları gördünüz mü?" diye. Sonunda "Bu gezi iptal oldu, kimse gelmedi buraya" dedi. Büyük hayal kırıklığı oldu. Sonra İzmirli kızları bir daha sevmedik çünkü sözlerinde durmadılar.

"Gece uyuyan arkadaşlarımın kafasına toz mürekkep döktüm"
Erol Günaydın (Oyuncu)

Galatasaray Lisesi'nde yatakhanenin en yaramazıydım. O zamanlar tükenmez kalem böyle kurşun kalem gibiydi. Akmıyordu, toz halindeydi. Geceleri kalkıp üç kişilik çetemi topluyor ve uyuyan arkadaşlarımın kafasına jiletle kazıdığım toz mürekkebi döküyordum. Tabii bunlar gece terliyorlar. Saçları, kafaları mosmor uyanıyorlar. Ben okula, mor kafalılar hamama! Mürekkep de öyle yıkanmakla kolay kolay çıkmıyor. Bunlar hamamda yıkan babam yıkan.

Bazı geceler de kimi öğrencilerin başına gider, bardaktan bardağa su boşaltarak onları yatağa işetirdim. Yatakhanede belki 100 kişi kalıyordu. Herkesin bir lakabı vardı. Benim lakabım da Tışın Erol'du. Kovboylar öyle ateş eder ya. Ben de kovboy hikayeleri anlatır, "tışın tışın" derdim. Adım öyle kaldı.

"Mesut Yılmaz'da çocukken de devlet adamı ağırlığı vardı!"
Erol Evgin (Müzisyen)

İstanbul Erkek Lisesi'nde yedi yıl yatılı okudum. Ailem İstanbul'daydı ama o zamanlar yatılı okumak zorunluydu. Çok zorluk çektim annemden, babamdan, sıcak yuvamdan ayrı kaldığım için. Akşamları sessiz sessiz ağlardım. Birçok çocuğun da ağladığını hatırlarım. Yatakhane arkadaşlıkları bambaşkadır. Şu anda benim onlarca kardeşim var.

Prof. Ali Çetin Sarıoğlu, Ali Saydam, Mehmet Şükrü Tekbaş, Mahir Vardar, Mesut Yılmaz, Turgut Yılmaz benim dönemimde birlikte okuduğum kişiler. Hepsiyle aynı yatakhaneyi paylaştık. Mesut Yılmaz, Alman Lisesi'nden gelmişti. Okulun tartışmalarında hep Mesut birinci gelirdi. O, kendini hep politika için planlamıştı. Devlet adamı ağırlığı ve ciddiyeti vardı çocukken de.

"Yatakhanedeki dolabın üstüne bir Özdemir Asaf şiirini pergel ucuyla kazımıştım"
Ferhan Şensoy (Oyuncu)

Bir Ülkü abimiz vardı. Galatasaray Lisesi'nden mezun, çok sevilen bir abimizdi. Ticaret hocamızdı, aynı zamanda da müdür muaviniydi ama kendisine "abi"den başka bir şey dememizi istemezdi. Ben de yatakhanedeki dolabın üstüne bir Özdemir Asaf şiirini pergel ucuyla kazımıştım. Şiir şu: "Ben bekar adamım / param yok ki karım olsun / geceleri şeytan girer rüyama / sağolsun." Bir gün Ülkü abi yakaladı beni yatakhanede, "Abi ne yaptın, mahvettin dolabı. Bu Galatasaray'ın dolabı" diye uzun bir fırça çektikten sonra gözleri de çok iyi görmez, yanaştı dolaba. Okudu şiiri. "Sen mi yazdın bunu?" dedi. "Hayır, Özdemir Asaf'ın şiiri" dedim. Yanımdaki arkadaş "Abi, Özdemir abinin şiiri" diye bağırdı. Dolaba sarıldı, öptü, sonra bana sarıldı "Canım kardeşim Ferhan, belki de bu Özdemir abinin dolabıydı" diye.

"Aynı yatakhaneyi paylaşan 13 kişilik bir gruptuk. Siyasal'a birlikte kayıt yaptırdık"
Uluç Gürkan (TBMM eski Başkan Vekili)

Tarsus Amerikan Lisesi 1964 mezunuyum. Hem ortaokulu hem liseyi yatılı okudum. Aynı yatakhaneyi paylaşan 13 kişilik bir gruptuk. Liseden sonra hepimiz farklı üniversitelere kayıt olmuştuk. Ancak tekrar bir arada olabilmek için hepimiz kayıtlarımızı sildirip Siyasal'a birlikte kayıt yaptırdık. Yurtsa yurt, evse ev hep beraber kaldık. Lise yıllarında Cenap Erenben bir yatakhaneyle iki kat aşağısında bulunan sınav odası arasında bir kopya düzeneği oluşturmuştu. Sınavdan erken çıkan yatakhaneye koşar, düzenekten Cenap'ın kulağına soruların cevaplarını okurdu. Bu sistem, hiçbir zaman ortaya çıkmadı ve Cenap mezun oldu."

"Adana'da en fazla kaçıp sinemaya giderdik. Bunun için de etütlere girmezdik"
Erkut Yücaoğlu (TÜSİAD eski Başkanı)

Tarsus Amerikan Lisesi'nden 1965'te mezun oldum. Yatakhanelerimiz oldukça büyüktü. Küçük sınıflarda 40 kişilik yatakhanelerde kalırdık. Son sınıflara doğru, bu sayı 10'a düşerdi. Tabii samimi paylaşımlar yaşadık. Küçük sınıflarda okula intibakla başlayan birliktelik ileride birlikte yapılan kaçamaklara dönüştü. Gerçi Adana'da kaçmak için çok yer yoktu, en fazla kaçıp sinemaya giderdik. Bunun için de etütlere girmezdik. Ciddi bahaneler arardık. Etüde girmemenin bir yolu revirde olduğunu söylemekti. Hazırlık ve ortaokul birinci sınıfta bizlerin büyük sınıflar kadar haklarımız yoktu. Maçlarda oynamamıza büyükler izin vermezdi. Basketbol oynayabilmek için akşamdan top çalıp, sabah 5'te kalkıp ünlü Stickler binasının önündeki yarım basket sahasında oynardım. Sonunda basket takımının kaptanı oldum.

"Yemekhanede herkes yemek yerken ışıkları kapatıp kaçardık"
Ufuk Uras (ÖDP eski Genel Başkanı)

Hazırlık ve orta 1'de iki yıl yatılı olarak okudum. Kolejin bahçesinde baraka şeklinde bir yemekhane vardı. Biz yemek yedikten sonra halen yemek devam ederken oranın ışıklarını kapatır, kaçardık. Aradan 20 yıl geçtiği için artık bunu itiraf edebilirim. Nedense herkes yemek yerken ışıkları kapatıp kaçmak bize keyif verirdi. Bütün arkadaşlarımız eve giderken biz yatılılar baş başa kalırdık. Bu bir dostluk oluştururdu. Kadıköy Maarif'in deniz kıyısında olması sebebiyle kaçma imkanı olurdu. Biz genellikle topluca kaçar, 25 kuruşla Kurbağalı Dere'yi geçer, Fenerbahçe'deki antrenmanları izlerdik.

"Adnan Menderes ve Safiye Ayla için okuldan kaçmıştım"
Hikmet Sami Türk (Adalet eski Bakanı)

En önemli anılarım okuldan kaçmakla ilgilidir. Bir kez Adnan Menderes'i dinlemeye gitmek için kaçmıştım. Bazen de konserlere giderdik. Saray sinemasında Safiye Ayla'yı dinlemek için kaçmıştık. Dönüşte ise kapıda Yusuf Ağa vardı. Ona yakalanmadan içeriye girmek zordu. Bazen Ortaköy'den kayık kiralar, denizden okula girerdik.


"Bizim sarhoşlar rakı şişeleriyle koğuşa dökülmeye başladı"
Hasan Pulur (Gazeteci)

Son sınıfta 14 kafadar bir koğuş bulduk. Bizim koğuşa rahat olduğu için göz koyanlar vardı. Bir gün muallim muavin Kör Salih bir çocuğu gönderdi. Başından beri biliyordu bizim muzırlıklar yaptığımızı, çocuğu ajan olarak göndermiş. Çocuğun da bir şeyden haberi yok. Akşam boş rakı ve şarap şişeleri bulundu, içleri dolduruldu. Bir arkadaş yemekhaneden bıçak aldı. Akşam koğuşa geldik, soyunduk. Bizim sarhoşlar ellerinde rakı şişeleriyle dökülmeye başladı. Biri bıçağını gösterdi. Çocuğu korkuttu. Sabah kalktık. Kör Salih 06.30'da kapıda duruyordu. Bizi çekti kenara. "Kim rakı içiyor?" diye sordu. "İnadına o çocuk orada kalacak, çocuğu kaçırmak için yaptınız ben biliyorum" dedi. Çocuk "kalmam" dedi ve gitti.

"Annemin ballarını yemek nasip olmadı"
Hilmi Yavuz (Yazar)

Kabataş Erkek Lisesi'nde son sınıftayız. Ben evci yatılıydım. Annem yatılı okulda be-nim iyi beslenemediğimi düşünüp elime bir çıkın verirdi okula giderken. Onları yatakhanede dolaba koyardım. Fakat dört yıl boyunca, annemin hazırladığı o ballar, reçellerden yemek nasip olmadı. Bu işlerin kokusunu Hasan Pulur almıştı. Kendisi giderek şişmanlıyordu, ben sıskalaşıyordum. Hasan o günden bugüne hiç değişmedi.
422
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.