Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Türkiye'ninki aramızda kaz var sistemi

Türkiye'ninki aramızda kaz var sistemi

Dünyanın en prestijli sivil toplum örgütlerinden biri olan Yolsuzluk İnceleme Uzmanları Örgütü (ACFE), çalışmalarından ötürü ona yolsuzlukla mücadelede büyük ödülü verdi.

Birkaç günlüğüne Türkiye'ye gelen Gürsel'e hem yaptığı işi hem de hayat hikayesini konuştuk. Dünyada en fazla yolsuzluk yaşanan ülkelerden biri olarak bilinen Türkiye'den çıkıp İsviçre gibi bir ülkede nasıl yolsuzlukla mücadele örgütünün başına geçebildiğini öğrenmeye çalıştık. Yolsuzlukla mücadelenin püf noktaları nedir, örgütün Endonezya'da bile ofisi var da niye Türkiye'de yok, diye sorduk. Türkiye'nin yolsuzlukla mücadele konusunda çok geri olduğunu düşünüyor. Ofis açma konusunda ise TÜSİAD'dan Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'a kadar başvurmadığı yer kalmamış ama kimseden bir cevap alamamış.

Yolsuzlukları inceleme uzmanlığı gibi bir meslek mi var artık?
Tabii. 1990'ların sonuna kadar yolsuzluğun ülkelere maliyeti tam anlaşılamamıştı. ENRON skandalı ve İtalya'nın süt ürünleri şirketi Parmalat'taki gibi yolsuzluklardan sonra yaptığımız işin önemi daha iyi anlaşıldı. Bu meslek eskiden beri var ama organizasyonu yeni. Şu anda inanılmaz bir hızla genişliyor örgüt. Çünkü dünya uyandı.

Siz örgütün İsviçre ofisinin başkanısınız. Nasıl oldu bu?
1998'te üye oldum. Tam üye olmak için bir sınavı geçmeniz gerekiyor. Önce elinize 4 bin soru ve bir ay çalışma süresi veriyorlar. Sonra o 4 bin sorudan kurayla çekilmiş 250 soruyu 250 dakikada cevaplamanızı istiyorlar. Bunun sonunda bir sertifika alıyorsunuz. 1999'da Almanya'daki ACFE'nin eğitim direktörlüğüne getirildim. O sırada European Council on Occupational Fraud (Avrupa Çalışanların Yolsuzluğu Konseyi) kuruldu. İsviçre'nin o konseye girmesi için hazırlık kurulundaydım. Sonra da secimle ACFE'nin İsviçre başkanı oldum.

Örgütte çok hızlı yükselmişsiniz.
Ben artık bizzat tahkikat yapmaya gitmiyorum. Aynı zamanda BM Dünya Sağlık Örgütünün müfettişi olduğum için buna zamanım olmuyor. İsviçre'deki Webster Üniversitesi'nde yolsuzluk inceleme dersleri veriyorum. Bir sanıkla nasıl konuşmak gerek, niçin böyle bir mesleğe ihtiyaç var, bir şirkette yolsuzluk olduğu zaman ne yapacaksınız gibi tahkikat teorisine ve pratiğine katkıda bulunacak makaleler yazıyor, yayınlıyorum. Seminerler veriyorum.

Bu makaleler, seminerler kimler için?
30 bin üyemizi belirli aralıklarla sürekli eğitiyor, güncelliyoruz. Eğitim konferanslarına şirketlerin üst düzey yöneticileri, polisler, özel mali denetim şirketleri, savcılar, yargıçlar, muhasebe müdürleri, maliye görevlileri geliyor. Hepsinin ihtiyaçlarına göre özel programlar hazırlıyoruz. Ayrıca şu ana kadar en büyük yolsuzluk suçlarını işlemiş adamları getirip anlattırıyoruz, nasıl yaptıklarını.

İçinde uygulama yöntemleri bile olan çok geniş bir program yani.
Evet, aynen öyle. Bizim ACFE'yi yolsuzlukla mücadele üniversitesi gibi düşünün. Eğitimin en temelinde dört bölüm yer alıyor. Yolsuzluğu önleme, bulma, inceleme, en sonda da verileri rapora dönüştürme kısmı var.

ÜCRETSİZ TELEFON HATTI VAR İHBARLAR ORAYA GELİYOR
Yolsuzluğu önlemenin yolu nedir peki?
Şirket ya da devlet çalışanlarının eğitimi. Bulmanın ise farklı bir sürü yolu var. Eğer küçük bir şirketse kimse şikayete gelmiyor. Benim söylediğim belli olur, diye. O yüzden 'hotline' diye ücretsiz bir telefon hattı kuruluyor. İnsanlar isimlerini vermeden hattı arayıp yolsuzluğun yerini ve zamanını söylüyor.

Ne yapıyorsunuz ihbar geldiğinde?
İhbarın geldiği şirketin sahibini ya da tepe yöneticisini arayıp haber veriyoruz. Eğer isterse incelemeye gidiyoruz.

Karşılıksız mı?
Biz kár amacı gütmeyen bir kuruluşuz ama incelemeyi yapan uzmanlar çalışma sırasında saatine 450 Euro ücret alıyorlar.

Tahkikat yöntemi nedir sizin örgütünüzün?
Bana en son Sırbistan'daki bir demir şirketinin patronundan telefon geldi. 'Ben şirketimde yolsuzluk olduğundan şüpheleniyorum, müfettişlerime de güvenmiyorum, gelip araştırın' diye. Böyle bir durumda önce bir ay şirketin hesaplarına bakıyoruz, ikinci ayda kapıyı çalıyoruz. O noktada bizim mesleğin iki yalanı devreye giriyor. Birinci yalan bizden, 'Size yardım etmeye geldik'. İkinci yalan onlardan, 'Hoşgeldiniz'... Bir ay boyunca onların yanında hesapları kontrol ediyoruz. Sonra gidiyoruz. Bir ay daha onlardan habersiz gene hesaplara bakıyoruz. Sonuç olarak elimizde 3 aylık bir araştırma oluyor. Verileri karşılaştırıyoruz. Yolsuzluk olduğunu tespit edersek daha detaylı inceleme başlatıyoruz ki bunun için İngilizce'de Fraudit diye bir kelime geliştirildi. Yani Fraud (yolsuzluk) ve audit (denetleme) kelimelerinin birleşimi.

Peki sizin uzmanlar kimliklerini gizleyerek mi giriyor şirketlere?
Hayır. Patronlar şirketlerinde bizim uzmanımızın çalışmasını istiyor. Herkes biliyor onun kim olduğunu.

Çalışmanız sırasında nasıl bir metod izliyorsunuz?
Birinci amaç yolsuzluğu bulmak değil, şirketi yolsuzluklara karşı korumak. Mesela kasaya ve bankaya aynı kişi bakıyorsa, bu bizim için red flag (kırmızı bayrak) dediğimiz bir alarm. Bizim uzman o zaman diyor ki, hakim de sen, savcı da sen, böyle olmaz, bu çelişen işleri ayıralım.

AMERİKA'DA HER YIL 600 MİLYAR DOLARLIK YOLSUZLUK OLUYOR
ACFE'nin yaptırımı var mı? Buldunuz yolsuzluğu, ne oluyor?
Bizim görevimiz şirketin en üstüne bildirmek. Diyelim ki, şirketin belli elemanlarının çete gibi 100 bin dolar çaldığını ortaya çıkardık. O adamlara ne yapılacağı tamamen şirketin tasarrufu.

Yargıya götürmeniz gerekmiyor mu?
Mahkeme açılır, hakim bu yolsuzluğu nasıl buldunuz diye çağırırsa gidip ifade veririz. Şirketin çeşitli seçenekleri var: 1. içerde disiplin tedbiri alabilir, 2. hukuk davası açar, 3.ceza davası açar, 4. yolsuzluğu yapanla bir nevi anlaşmaya varır, 5. hiçbir şey yapmaz. Avrupa ve Amerika'da hukuk davası açmak oldukça pahalı. Şirket yönetimi yolsuzlukla kaybettiğinden daha fazla para kaybedebilir, o zaman başka tedbirler almaya çalışıyor. Ama bir şirketin bizim bulduğumuz yolsuzluğa karşı sessiz kalması da, onun prestijini düşürür tabii.

Şirketler yolsuzluk söz konusu olduğunda da neden özel mali denetçileri çağırmıyor?
Çünkü bazen yolsuzluğun sebebi bizzat o denetçiler olabiliyor da ondan. Tıpkı ENRON skandalında yaşanan Arthur Andersen rezaletinde olduğu gibi. Zaten artık Amerika'da da bu durumlara karşı bazı düzenlemeler yapıldı. Şirketler, denetçileriyle çok içli dışlı olmasınlar diye yeni bir kanun çıkardılar. Artık bir şirket, mali denetçisi ile en fazla 5 yıl çalışabiliyor.

Şu anda Amerika'da yapılan yolsuzlukların durumu nedir peki?
Amerika'da her yıl 600 milyar dolar yolsuzluklarla buhar olup uçuyor.

TÜRKİYE'NİNKİ 'ARAMIZDA KAZ VAR' SİSTEMİ
Türkiye'de yolsuzlukları yargılama ile ilişkili yasal sistem güncel değil, iç denetim sistemi anlayışı yetersiz. Son zamanlara kadar bankalar büyük ölçüde sağlıklı denetim dışında kalmıştı. Denetleme yapanların formasyonu zayıf. Bankalar yeminli murakıplarının sayısı az. BDDK'nın elemanları yetişmiyor. Teftişler çok yavaş oluyor. Halbuki para çok hızlı akıyor. Türkiye'de hep her şey olup bittikten sonra olay mahaline gidiliyor. John Wayne filmlerindeki gibi. Banka iflas ettiğinde anlıyoruz olup biteni.

Türkiye'ninki 'Aramızda kaz var' sistemi. Bu Anadolu'da oynanan bir oyundur. Herkes gözünü kapatıyor ve nedensiz devamlı 'Aramızda kaz var' diye bağırıyor. Gözünü açan, ebe tarafından susturuluyor. En son gözünü açan kaz oluyor. Hiçbir yolsuzluk bir belgede iz bırakmadan veya birileri tarafindan bilinmeden yapılamaz.Yani Türkiye'de uzun süre birileri olan biteni biliyor ve göz yumuyor. Yapılan bir araştırmaya göre Türkiye'de bir yolsuzluk ortalama 24 ayda ortaya çıkıyor. 6 ayda ortaya çıkan çok az.

1 MİLYON YOLSUZLUK ORTAYA ÇIKARDILAR
ACFE (Association of Certified Fraud Examiners) Yolsuzluk İnceleme Uzmanları Örgütü, FBI ajanı ve kriminoloji uzmanı Joseph T. Wells tarafından kuruldu. Devletlerden bağımsız bir organizasyon. Merkezi Teksas'ta. Dünya çapında 30 bin yolsuzlukla mücadele uzmanı, çoğunluğu Amerika'da olmak üzere 104 ofisi var. Kanada, İngiltere, Arjantin, Endonezya, Avustralya, Hong Kong, Hindistan, İsrail, Kore, Malezya, Yeni Zelanda, Filipinler, Polonya, Suudi Arabistan, Singapur, Güney Afrika, İsviçre, Birleşik Arap Emirlikleri'nde ofisleri bulunuyor. Birincil amacı yolsuzlukla mücadele konusunda bilgi dağıtımı, diğeri de eğitim. 100'den fazla üniversiteye yolsuzlukla mücadele eğitim paketleri gönderiyor. Kitaplar basıyor, seminerler veriyor. Üyeleri, şu ana kadar 1 milyon şüpheli vaka ve yolsuzluğu açığa çıkardı. Wall Street Journal, New York Times ve CNN gibi medya organları tarafından en güvenilir ve prestijli örgüt seçildi.

50 ülkeden sadece 2'sinde hiç yolsuzluk olmadığı ortaya çıkıyor: Türkiye ve Rusya!

Sizin örgütünüzün Türkiye'de niye ofisi yok?
Çünkü Türkiye'de kimse buna yanaşmamış şimdiye kadar. Maliye müfettişi arkadaşlarıma söyledim, TÜSİAD'a dört-beş kere yazdım. Maliye Bakanımız Kemal Unakıtan'a şahsen yazdım. Cevap bile vermediler. Haklılar tabii Türkiye'de hiç yolsuzluk yok! Bu zaten kayıtlara da geçti.

Nasıl yani?
PricewaterhouseCoopers dünyanın 50 ülkesinde ekonomik suçları araştıran bir çalışma yapıyor. Sizin şirketinizde yolsuzluk var mı, nerede ve nasıl, yolsuzluğu yapanlar kaç yaşındaydı, kaç yıldır sizinle çalışıyorlardı filan diye ülkelerin en büyük şirketilerine soruyorlar. 50 ülkeden sadece 2'sinde hiç yolsuzluk olmadığı ortaya çıkıyor, yani şirket yöneticileri öyle diyor. Türkiye ve Rusya. Türkiye'de 52 büyük şirketle konuşulmuş.Yorumu size bırakıyorum.

Türkiye'nin yurtdışındaki prestiji nasıl?
Çok kötü. Yolsuzlukların en çok yapıldığı, sistemin buna en müsait olduğu ülkelerden biri olarak görülüyor.

Sizi yolsuzlukla mücadele eden bir örgütün başına getirmeleri çok ironik o zaman?
Tek pasaportum Türk pasaportu olduğu halde, benim Türk olduğumu pek kimse bilmez. Ama Türküm diye de şüpheyle bakacak değiller.

HALUK GÜRSEL
1967 yılında Mülkiye'yi (Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültresi) birincilikle bitirdi. Maliye müfettişliği sınavını da birincilikle kazandı. Müfettişliği sırasında Maryland Üniversitesi'nde master yaptı. O dönemde yazdığı para bazı analizi (reserve money) tezi, şu anda IMF'nin kullandığı parasal kontrol kavramını dayandırdığı ilk 5 çalışmadan biri. 1977'de Hazine genel müdür yardımcısı oldu. Hükümet değişip, Başbakan Süleyman Demirel, maliye bakanlığına İsmet Sezgin'i getirince daire başkanlığından, daire başkan yardımcılığına indirildi. Gerekçe olarak da önceki hükümete (Ecevit) hizmet etmesini gösterdi. Gürsel, bunun üzerine istifa etti. Bir ara Erol Sabancı'yla çalışmaya başladı. Londra'da Türkiye'nin ilk dış bankası olan Ak International Ltd.'i kurdular. Tam o sırada Financial Times'da Birleşmiş Milletler teftiş elemanı arıyor diye bir ilan gördü, başvurdu. 327 kişi içerisinden seçilerek göreve kabul edildi. 11 Eylül 1980'de Türkiye'den ayrıldı. O günden beri BM Sağlık Örgütünde müfettiş ve ACFE'nin İsviçre Başkanı olarak çalışıyor. BM adına çoğu Latin Amerika ve Afrika'da olmak üzere 70-80 ülke gezmiş. Şu anda 59 yaşında ve İsviçre'de yaşıyor.
462
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.