Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Türk hamamının dayanılmaz cazibesi

Türk hamamının dayanılmaz cazibesi

Yabancılara, Türkiye veya Osmanlı deyince akıllarına ilk olarak neyin geldiği sorulsa, çoğunluk "Türk hamamı" cevabını verecektir. Günümüzde artık sayıları parmakla sayılacak kadar azalan hamamlar, yüzyıllarca Osmanlı ve Türkiye kültürünün en önemli ve renkli öğelerinden biri olarak varlığını korudu.

Bir tepsi börek, zeytinyağlı dolma; çeşit çeşit meyve, tatlı, reçel, şerbet ve göbek taşına oturmuş şarkı söyleyen etli butlu kadınlar... Doğaldır ki hemen zihinlerimizde kadınlar hamamı canlanıyor. Anneleriyle beraber hamama gelen erkek çocukların büyüdükleri için artık kadınlar kısmına giremeyecekleri düşünüldüğünde, natırlar anneleri eğlenceli bir şekilde "haftaya kocanı da getir hanım!" sözüyle uyarırlarmış.

Erkek ve hamamının ayrı olmadığı "tek hamamlar" ya da "kuşluk hamamı"nda , gündüzler kadınlara ayrılır, erkekler sabah erken saatlerde ya da gece yıkanırmış. Kadınlar öylesine gümbürtülü, öylesine cümbüşlü eğlenirlermiş ki, hamamın temizlenmesi iki saate yakın sürdüğünden erkekler pek bir şikâyet edermiş. Yine evlilik çağına gelmiş genç kızlar, önce hamamda görücüye çıkarlarmış.

Hamamda kocakarılar nasıl bayılır?
Yine yakın zamana kadar İstanbul'da rastladığımız ayı oynatıcıları, ayıları geriye yatırarak yaptırdıkları hareketi, "Hadi göster bakalım, hamamda kocakarılar nasıl bayılır?" komutuyla başlatırlardı. "Hamam anası", "hamam parası", "hamamın namusunu kurtarmak", "hamam gibi olmak", "han hamam sahibi" ve daha yüzlercesi...

Günlük yaşantımıza girmiş deyimler, hatta Avrupalı gözünde Osmanlı ya da Türk denildiğinde ilk akla gelen sözcük. Edebiyatta, sinemada, anılarda ayrı bir yere sahip, oryantalizmin gizemli dünyasındaki baş mekân. Dört yanı çevrilmiş işlemeli duvarları ve kubbeli yapısıyla sadece temizlenilen bir yer değil, toplumsal hayatın vazgeçilmez bir parçası, tellağı, natırı, külhanbeyi ile yaşayan ve kuşaklar boyu aktarılan bir kültürün simgesi...

Temizlenme kültürü
Temizlenmenin tarihi günümüzden yüzbinlerce yıl öncesine gidiyor. Farklı coğrafyalardaki farklı kültürler, temizlik konusunda benzer gelenekler ve ritüeller geliştirdiler: Hindistan'da Ganj Nehri'nde, Mezopotamya'da Fırat ve kollarında, eski Mısır'da Nil sularında...

Yıkanmak için kapalı yerler inşa etme tarihi Hindistan, eski Mısır, antik Ege ve Yunan uygarlıklarına kadar uzanıyor. Mezopotamya'da Dicle kıyısında M.Ö. 859-824 yılları arasında hüküm sürmüş Asur kralı III. Salmanasar'a ait olduğu saptanan hamam, Türkiye-Suriye sınırı yakınlarındaki Resülayn'da M.Ö. 3. yüzyıla ait şehir kalıntılarındaki evlerde bulunan banyo yapmak için kullanılan özel bölmeler, yine Anadolu'da Gaziantep yakınlarında M.Ö. 1200'lere tarihlenen Geç Hitit dönemine ait hamam kalıntısı bunlara örnek olarak verilebilir.

Arkeolojik çalışmalarda farklı tarihlere uzanan hamam kalıntıları bulunmuş olsa da, günümüz hamamlarına çok benzer işlevler gören, içi ısıtılan, sıcak su akan binaların yaygın olarak ilk kez M.Ö. 5. yüzyılda Atina'da kullanıldığı kabul ediliyor. Bu daire planlı yapılar, dikdörtgen planlı yan odalarla destekleniyor ve sobayla ısıtılıyordu.

Orhan Yılmazkaya'nın yazdığı "Aydınlık Kubbenin Altındaki Sıcaklık: Türk Hamamı" adlı kitapta, tarihsel süreç içerisinde hamam kültürü ve Osmanlı İmparatorluğu'nda hamamlar geniş bir şekilde anlatılıyor. Kitapta, ilk adımı Yunanlıların atmasına rağmen, bağımsız hamam yapılarının gelişiminin Roma uygarlığı ile birlikte geliştiği belirtiliyor. Kesin olmamakla birlikte M.Ö. 1. yüzyılda mimar Sergius Orata'nın, yakılan merkezi bir ateşten elde edilen sıcak hava ile hamam binasını ısıtmayı ilk kez başardığı düşünülüyor.

Roma hamamları
M.Ö. 33'te Roma'da 170 genel hamamın olduğu belirtiliyor: "Romalılar hamama 'thermea' derlerdi. Bu ifade binlerce yıl içinde çok az değişerek Türkçe'ye de girmiştir. Bazı bölgelerde kaplıcalara hâlâ termal adı verilir..."

Bilinen ilk genel Roma hamamı Pompei'deki Stabia Hamamı... Bu hamam M.Ö. 150 yılına doğru inşa edildikten sonra eklerle genişletilmiş. Dünya tarihine Romalılar tarafından armağan edilen hamam geleneği, Roma İmparatorluğu'nun M.S. 5. yüzyılın başında yıkılmasıyla eski mimari ihtişamını kaybetmiş olsa da, Doğu Roma'da (Bizans) sürdürüldü.

Görkemli yapılar olan Roma hamamları, Osmanlı da dahil olmak üzere kendisinden sonra gelen İslam uygarlıklarının yıkanma kültürlerini büyük ölçüde etkiledi. Hamam, Türkçe'de "ısıtmak, sıcak olmak" anlamındaki Arapça "hamm" sözcüğünden geliyor. Hamam sözcüğü yaygın olarak günümüzde de kullanılmakla beraber, Anadolu'nun bazı bölgelerinde hamama "sıcak" ya da "ısıcak" da deniyor.

Yaşamın bir parçası
"Türk Hamamı"nın tarihine bakıldığında, erken dönem Yunan ve Roma dönemleri ile Bizans mimarisinin yoğun izleri hemen görülüyor. Ancak, bu hamamların sadece temizlik amacının dışında, toplumsal hayatın olmazsa olmaz bir parçası haline gelmesi ise, Osmanlılar sayesinde gerçekleşiyor. Türk hamamının tarihi, doğu ile batı karışımının bir tarihçesi.

Anadolu Selçuklu İmparatorluğu'nun sonrasında Bizans yakınlarında gelişen ve İstanbul'u fetheden Osmanlı İmparatorluğu, önemli eserleri bu kentte inşa etti. Üçüncü Osmanlı Padişahı I. Murat, 1326'da Bursa'yı fethederek başkent yaptıktan sonra, Bizanslı bir mimara eski bir kaplıcayı tamir ettirip hamam olarak hizmete açtı. Eski-Yeni Hamam adıyla bilinen bu hamam Bursa'da halen çalışıyor. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u aldıktan sonra, kentte 5'i büyük olmak üzere toplam 19 hamam yaptırdı. İstanbul'a yaptırdığı ve bugün mevcut olmayan ilk hamam, Irgat Hamamı adıyla biliniyordu.

Osmanlı'da hamamlar, külliye denilen ve bir bütünlük gösteren cami, imaret, kütüphane, medrese gibi yapıların yanında yapıldıkları gibi, tek olarak da inşa edilmişlerdi. Çoğunlukla bir külliye hamam yapılacaksa, inşaat yıllarca sürebildiği için, işçilerin temizliğini sağlamak amacıyla önce hamam yapılıyordu. Vakıf yapısı olan hamamlar, yüzyıllar boyunca gelir getiren mekânlar olarak da korundu.

Osmanlı hamamlarının farkları
Osmanlı ve Roma hamamları benzerlikler gösterse de, belirli noktalarda birbirinden ayrılıyor. Temel farklardan birisi, Roma hamamlarının gerek açık gerekse kapalı alanlarının büyüklüklerinin bir daha hiçbir uygarlıkta tekrarlanmamış olması.

Osmanlı'da, her Roma hamamında mutlaka bulunan sıcak ve soğuk havuzlar yok. Osmanlı hamam kültüründe havuzlar, ancak şifa amaçlı kaplıcalarda, içinde uzun süre geçirmek için yapılıyordu ve bu havuzlara yıkanarak girmek gerekiyordu. Belirgin farklardan bir başkası da, Osmanlı hamamlarının dış görünümünün Roma hamamlarının aksine süslü olması.

Orhan Yılmazkaya, kitabında Osmanlı hamamının mimari yapısını tüm ayrıntılarıyla anlatıyor. Osmanlı hamamları mimari iç düzenlemesi açısından dörde ayrılıyor: Soyunma yeri, ılıklık, sıcaklık ve külhan... Hamama, soyunma yerine açılan bir kapıdan giriliyor. Soyunma yerleri, ya ahşaptan küçük odalar ya da kâgir olarak yapının en büyük bölümünü oluşturuyor. Bu tipteki soyunma yerinin kubbesi, sıcaklık kısmının kubbesine göre çok daha büyük ve ihtişamlı.

Mimar Sinan'ın Ayasofya Hamamı, Çinili Hamam, Çemberlitaş Hamamı, Ortaköy Hamamı, Kılıç Ali Paşa Hamamı, Süleymaniye ve Beyazıt hamamları, büyük kubbeli yapılara örnek. İstanbul'da en büyük kubbeli hamam, 17 metrelik soyunma yeri, kubbe çapı ve 27 metre yükseklikle, günümüzde çarşı olarak kullanılan Mahmutpaşa Hamamı...

Osmanlı hamamlarında soyunma yerinin ortasında genellikle fıskiyeli bir havuz bulunuyordu. Hamam mimarisinin ilk örneklerinde kapalı soyunma yerleri yoktu. Alanı çevreleyen sedirlerin üzerinde açıkta soyunuluyordu. Bu bölümdeki en önemli geleneklerden biri de, mermer çay ocaklarıydı.

Taş işçiliğinin en güzel örnekleri sayılan bu ocakları bazı hamamlarda hâlâ görmek mümkün. Yanı sıra, soyunma yeri kâgir kubbeli inşa edilmiş tüm hamamlarda bu bölüm, "çatı feneri" ya da "aydınlık feneri" denilen açıklıktan ışık alıyor. Ilıklık, sıcaklığı hamamın sıcaklık bölümüne oranla daha düşük bölüme verilen ad. Burada aşırı sıcaktan rahatsız olanlar ve hastalar yıkanıyorlar.

Bu bölümde halvetler, dinlenmek ya da masaj için mermer sedirler, tıraşlık ve tuvaletler bulunuyor. Ilıklık ile dar ve alçak bir kapıyla ayrılan sıcaklık kısmı, hamamın yıkanılan bölümleri. Sıcaklık bölümünde, üzerine yatıp terlemek ya da masaj yaptırmak için kullanılan göbektaşı bulunuyor.

Göbektaşının çevresinde, duvar boyunca, mermer setlerin üstüne aralıklarla yerleştirilmiş sıcak ve soğuk su kurnalarıyla, mermer kurna taşları uzanıyor. Bu bölüm halvetlere açılıyor. Halvet, Arapça ıssız, yalnız kalınan yer anlamına geliyor.

Mimari de yansımış
Osmanlı hamam mimarisinde sıcaklık bölümünde en çok kullanılan biçim, eski Türk mimarisinden esinlenerek yapılan kare biçimli, haça benzeyen, dört eyvanlı, köşelerde halvetler olan plandı. Bu tarzda eyvanlar ve halvetler ana bölmeye göre yükseltilmişti. Plan, Türk mimarisinde medreseler ve evlerde de yaygın olarak kullanıldı. Bir diğer biçimse, kubbenin altındaki yuvarlak sıcaklık bölümüne halvet hücrelerinin açıldığı tarzdı. Daha çok kaplıcalarda kullanılan bu biçim, Anadolu'daki Roma dönemi kaplıcaları ve hamamlarından esinlenmişti.

Vücudun tatmini, temizlik ve bedenden fışkıran tazelik duygusu... Soyunma yerinde yudumlanan demli bir bardak çay... Kadınlar hamamında saatlerce yıkanmaktan yanakları al al olmuş genç kızlar ve bu güzelliği gören erkeklerin iltifatlarından utanıldığından, hamamdan eve faytonlarla yapılan dönüşler... Hamamlar, toplumsal hayatta, görünürde İslami kuralların hüküm sürdüğü, son derece kapalı Osmanlı toplumunun, zevk ve eğlencenin zaman içinde her çeşidini yaşadığı, günümüzdeki kafeterya ya da gece kulüplerinin bekli de evrim öncesi haliydi.

Divan Edebiyatı'nda "hammamiye" türünü doğuran, 19. yüzyılda Tosyalı Aşık Mustafa'nın yazdığı 150 kıtalık destana konu olan, ortaoyunu ve Hacivat-Karagöz'ün konusu olarak Türk tiyatrosuna giren hamam, kuşaklar boyunca taşınacak kültür öğelerimizin başında geliyor.

İstanbul'un ünlü hamamları...
Çemberlitaş Hamamı: 1584'te III. Murat'ın annesi Nurbanu Sultan tarafından Üsküdar'daki Atik Valide Sultan Külliyesi'ne gelir sağlamak amacıyla yaptırıldı. Mimar Sinan'ın eseri olan hamam, günümüzde çifte hamam olarak hizmet veriyor.

Cağaloğlu Hamamı: 1741'de I. Mahmut tarafından Ayasofya Camii'ne gelir getirmesi amacıyla inşa ettirildi. Hamamın planlarını Başmimar Süleyman Ağa yaptı, ancak Abdullah Ağa tarafından bitirildi. Halen çifte hamam olarak hizmet veriyor.

Süleymaniye Hamamı: Mimar Sinan'ın "kalfalık eserim" dediği Süleymaniye Camii ve külliyesiyle birlikte 1557'de yapıldı. Beyazıt'taki hamam 2001 yılında turistik amaçlı olarak çalışmaya başladı.

Galatasaray Hamamı: Galatasaray Lisesi'ne temel oluşturan Galata Sarayı Ocağı İçoğlanları Kışla-Mektebi'nin yeniden inşası sırasında 1715'te yaptırıldı. Hamam'a 1965'te kadınlar kısmı eklendi.

Büyük Hamam: 1533'te, hemen yanındaki cami ile beraber Mimar Sinan tarafından yapıldı. Kasımpaşa'daki hamam, günümüzde de çifte hamam olarak kullanılıyor.

Ağa Hamamı: I. Ahmet'in Kiler Ağası Malatyalı İsmail ağa tarafından 1610'da yapıldı. Çifte hamam olarak yaptırılan Üsküdar'daki Ağa Hamamı hala bu şekilde çalışıyor.
(Focus)
686
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.