Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Tanrıçalar duymasın

Tanrıçalar duymasın

Hülya Avşar'dan sonra, Tamer Karadağlı'nın eşi Arzu Balkan. Artık kadınlar kendilerini aldatan eşlerini affediyor. Oysa antikçağda durum çok farklıydı.

Hızır Tüzel
Radikal


Tamer Karadağlı meselesi ilgimi çeker oldu. Eşini aldatıyor, bu ortaya çıkınca, 'Evet aldattım ne olacak, biz de erkeğiz sonunda' diyor. Bu ilk oluyor gibi geldi bana. Örneğin, bir önceki versiyonda Kaya Çilingiroğlu eşi Hülya Avşar'ı aldattığı ortaya çıktığında pek böbürlenmemişti.

Aslında bu gibi durumlarda günümüzde eşlerin açıklamaları daha ilginç oluyor. Örneğin Hülya Avşar, neredeyse 'Bir kere olmuş ne olacak, ne de olsa çocuğumun babasıdır' gibi bir şeyler söylemişti. Şimdi Arzu Balkan da 'Bu okuldan kaçmak gibi bir şey ara sıra olabilir' dedi harbiden.

Eşlerin içişlerine karışmayı hiç sevmem ama Lynn E. Roller'in yazdığı, araştırmacı yazar Betül Avunç'un Türkçeleştirdiği ve 'Homer Kitabevi' tarafından yayımlanan 'Ana Tanrıça'nın İzinde' adlı süper kitabı okurken hep bunlar aklıma geldi... Kitap, Anadolu kültüründen dünyaya yayılan ve hep var olan ana tanrıçaları anlatıyor. Bir erkek olarak annelerimizin ve eşlerimizin ya da sevgililerimizin hep 'ana tanrıçalarımız' olduğuna inanırım. Onlara, horozlansak filan da, onlar hep bizim ana tanrıçalarımızdır. Lakin, magazinel olaylara baktığımızda antikçağdan günümüze tanrıçalar da değişmiş galiba.

Konuyu yıllardır arkeoloji çalışmaları yapan bu konuda çeşitli kitaplar yazan Betül Avunç ile görüştüm. İstanbul ve Troya'yı anlatan kitaplarıyla özellikle çocuklara arkeoloji ve tarih sevgisi aşılamaya çalıştığını söyleyen Avunç'un yazdığı 'Güneş'in Oğlu' adlı bir çocuk oyunu iki sezondur Şehir Tiyatroları'nda sahneleniyor.

Betül hanım kim bu ana tanrıça?
Ana tanrıça bizim kültürel mirasımızın bir parçası. Anadolu'da ortaya çıkmış ve tüm antikçağ dünyasını etkilemiş güçlü bir figürü. Arkeoloji eğitimi görmüş bir yazar, bir kadın ve bir anne olarak, bu kitabı Türkçeye kazandırmak beni çok mutlu etti. Ana tanrıça, Orta Anadolu'da yaşayan Frigyalıların tanrıçası. Oradan Yunan ve Roma dünyasına geçmiş, sıradan insanlardan imparatorlara dek bir sürü insan ona tapınmış yüzyıllar boyu. Frigyalılar tanrıçaya Matar Kubileya (Dağın Anası) diyorlarmış. Yunanlılarla Romalıların tanrıçanın özel adı olarak kullandığı Kibele'nin (Cybele)Frig dilindeki bu Kubileya'dan (dağ) türetildiği sanılıyor.

Niye ona ana tanrıça demişler peki?
Kibele antik kaynaklarda doğanın, insanların, hatta tanrıların anası olarak nitelendiriliyor ama, bizim anladığımız geleneksel anne kavramıyla pek bağdaşmıyor. Daha çok bir yönetici, her şeye egemen bir güç konumunda. Antikçağdan kalan bir sürü heykeli, kabartması var, ama kucağında bir çocuk görene aşkolsun!

Hiç sevgilisi filan yok muymuş?
Sadece Attis diye genç bir sevgilisi var, o da zaten dengi değil. Kibele anaçlıktan ziyade, erkeklere boyun eğdiren hükmedici, ürkütücü bir tanrıça olarak tanımlanıyor. Gerektiğinde çok zalim olabilen, hele aşkta ihaneti asla affetmeyen bir kadın o. Söylencelerde bu yönü özellikle vurgulanmış. Kendisine ihanet eden sevgilisini öyle bir pişman ediyor ki, adam kendi cezasını kendi eliyle verecek hale geliyor.

Nasıl yapmış bunu?
Tanrıça, genç ve yakışıklı çoban Attis'e tutulur. Attis de onu sever. Ne var ki sevgilisinin her yerde gözü kulağı olan bir tanrıça olduğunu unutan Attis'in bir kaçamak yapacağı tutar. Aklı başına gelince de sevdiği kadının ayaklarına kapanıp af diler. Neler mi der? Tabii ki bu duruma düşen bütün erkeklerin eşlerine söylediklerini. Aslında komploya kurban gitmiş, çünkü kızın biri kendisine tuzak kurmuş...

Aynı Tamer Karadağlı'nın açıklamaları gibi yani...
Aynen. Söz konusu kız Pessinus Kralı'nın kızı da olsa, anlaşılan o günden bugüne değişen bir şey yok, erkekler hep suçsuz, hep komplo kurbanı nedense! Her neyse, Kibele artık Attis'e ne dedi, nasıl baktıysa, orasını bilmiyoruz tabii ama affetmediği kesin, çünkü oğlan o saat pişmanlıktan çıldırarak, kendini hadım edivermiş. Sonra da kan kaybından ölmüş.
Delikanlı çocukmuş yani, yine de iyi ki, biz erkekler antikçağda yaşamıyoruz. Bizimkiler hemen affediyor.

Kibele'nin o ana dek kılı kıpırdamamış olsa da, delikanlı ölünce üzüntüsünden kendini dağlara vurmuş, sevgilisinin yasını tutmuş. Düşünsenize, bir erkeği bu sonuca katlanmaya razı olacak kadar yıkıcı bir tutkuyla seven bir kadın. 'Öbür türlü üzüleceğime böyle üzüleyim, yasını tutayım daha iyi' diye düşünmüş herhalde.

'Affeden' Hera'nın izinde...
Eskiden kadınlar böyle miymiş yani, affetmezler miymiş ihaneti?
Bildiğiniz gibi Yunan mitolojisi Zeus'un çapkınlık öyküleriyle doludur. Ölümlü ölümsüz pek çok kadınla beraber olur ama her seferinde karısı Hera'ya kendini affettirmeyi ve evliliğini sürdürmeyi becerir. Günümüzde de pek çok kadın gerek anaçlıktan, gerekse başka sebeplerden dolayı böyle evlilikleri sürdürmek zorunda kalmıyor mu? Bu bağlamda her kadın bir ana tanrıçadır diyemeyiz. Ana tanrıçalık biraz cesaret işi. İcabında yalnız kalmayı, ömür boyu üzülmeyi göze almayı, ama ihanete asla katlanmamayı gerektiriyor.

O zaman bizimkiler Hera'nın soyundan gelmiş, ne dersiniz?
İronik olarak öyle. Erkeğin kaçamaklarını hasıraltı edip düzeni bozmayan, saygın çift imajını sürdürmeye çalışanlar Hera'nın soyundan gelenler. Erkekleri şımartıp tepesine çıkaranlar bu kadınlar.
(Radikal)
525
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.