Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Tam isabet...

Tam isabet...

Nişancılık tanrı vergisi, ama yetkinleşmek mümkün. Peki nasıl? Gözlerini eğit, duyularınla işbirliği yap, bedeninle düşün.

Düzenli aralıklarla art arda fırlayan bıçaklar, genç kızın başından ayağına, bedeninden sadece birkaç santim uzağa dizi dizi saplanıyor. Son atışta ise, hedef alınan başın üstündeki iskambil kâğıdı mıhlanıyor. Bu dudak uçuklatan gösteri, Moira Orfei sirkinin bıçak atıcısı Giasper Busnelli için çocuk oyuncağı. Busnelli, aynı zamanda eşi olan asistana bıçak atmakla yetinmiyor. Bir arbaleti (tetikli yay) kaptığı gibi, başının üstündeki elmayı Giyom Tel misali vuruyor.

Busnelli'nin, sirkin elverdiği en uzun mesafe olan 15 metreden hedefini kaçırması olanaksız. Gerçek şampiyonlarsa, hedeflerini 6 kat daha uzaktan vuruyorlar. Örneğin, Koreli Chung-Chang-Sook, aynı hedefi 90 metreden tam 36 kez üst üste vurarak, ok atmada dünya şampiyonu oldu: Kayısı büyüklüğünde bir hedefti bu. Okların saatte 250 kilometre hızla fırladığı bu yarışlar yalnızca isabetlilik değil, tam anlamıyla birer güç gösterisi.

Nişancılık karşılaşmalarının en önemlileri olimpiyatlarda görülüyor. Bu atıcılık yarışmalarında, saatte 130 kilometre hızla giderken, her seferinde 15 farklı yönden gelebilen yumruk büyüklüğündeki bir diski 80 metreden vurmak gerekiyor. Bu alandaki dünya rekoru İtalyan Marcello Pittarelli'ye ait. Pittarelli, Almanya'nın Suhl kentinde, 1996 yılında yapılan olimpiyatlarda 150 diskin 150'sini de vurdu.

Nişancılık nedir?
İster tenekeyi ister topu isterse okla bir hedefi delmek olsun, bu spor atletlerden çok önemli bir şey istiyor: nişancılık. Peki, nişancılık nedir? İsabet ettirme oranı nasıl artırılıyor?
Öncelikle, tek bir çeşit nişan alma yöntemi yok, en azından iki tane var. Birincisi, hareketsiz hedeflere nişan almak. Örnekler arasında, elbette bazı atıcılık yarışları sayılabilir, ama hentbol, futbol, hatta basketbolü de örnek gösterebiliyoruz. Ne de olsa, hareketsiz kaleye ya da potaya nişan alınıyor.

İkinci tip nişancılık, hareketli hedefleri vurmaya dayalı: Örneğin, uçan disklerin ya da pervane şekilli minik hedeflerin nişanlandığı ve kuşları öldürmeyi gerektirmeyen yarışmalar. Herkesin bu sınıflandırmadan memnun kaldığını söyleyemeyiz. Antropolog Desmond Morris, hareketli olsun olmasın, savunmasız ve korunaklı hedefler arasında ayrım yapıyor. Bowling lobutları, oklamak için konulmuş hedef tahtası, hatta kanadı kırık bir uçamayan kuş, savunmasız-korunaksız birer hedef.

Takım sporlarında korunan kaleler, uçan bir kuş, iyi gizlenmiş bir kukla ise, korunaklı ya da savunulan hedeflerden. "Kısacası, korunaklı bir hedef avdır ve avlar keklik gibi avlanmamak için direnirler" diyen Morris'e göre avlanmak heyecan verici. Büyük Hakan'ın gol atması, avını vuran avcının sevincinden, onu yenme utkusundan farklı bir duyguya yol açmıyor. Acaba, bu yüzden mi futbolun hayran kitlesi okçuluktan daha geniş?

Nişancılığın ölçütleri
Futbolun ustaları boş vakitlerini başka ayak oyunlarıyla da geçiriyor. Mesela, Torino'nun efsanevi orta saha oyuncusu Eusebio Castiglaino havaya bozuk para atıp bir tekmede ceketinin cebine tıkmakta ustaydı. O zaman, iyi nişancı olmanın ölçüsü ne? İtalyan milli atıcılık takımının doktoru Francesco Fazi yanıtlıyor: "Yüzde 50 yetenek, yüzde 25 antrenman, yüzde 25 güdülenme."

Keskin bir göz de şart mı? "Hiç de değil. Olimpiyat şampiyonu Andrea Benelli'nin 14'te 10 görme kaybı vardı ve gözlükle, kontakt lensle yarışanlar var. En önemli öğe, hedefi gözde değil, kafada canlandırmak. Hedefin nerede olduğunu bilmek şart." Nitekim, tüfeğiyle hedefleri gözü kapalı vuranlar inanılması güç TV gösterilerinin bir parçası.

Çok iyi bir el-göz eşgüdümünün sağlanması da olmazsa olmaz bir koşul; yani, kolların-bacakların görsel uyaranlara uyumlu tepkiler göstermesi gerek. Bu öyle bir raddeye varmalı ki, beyin tepki vermeden refleksler durumu idare etsin. Yeni motor zekâ teorisinin desteklediğine göre, bacaklar ve ayaklar beyinden bağımsız hareket edebiliyor. Beyincik, hedefin hız, yön ve uzaklığına göre değişen konumu uyarınca gerekli ayarlamaları yapıyor.

Mesafe ayarı
Motor sığanın yanı sıra, hedefin uzaklığına göre uygulanacak doğru kuvveti hesaplamak gerekiyor (en azından ok ve yay için). Ancak, tüfek kullanılsa bile, silahın geri tepmesini göz ardı etmemek şart ve kesinlik ayarı milimetrik ölçülerde yapılmalı. Yoksa, metrelerce uzaktaki hedef bir o kadar farkla ıskalanabiliyor. Hele bilardo tam bir satranç oyunu.

Her bir topun çeşitli kombinasyonlarda nereye gideceği, birkaç hamle ilerisi ve rakibin müdahalesi, yüzde 100 kesinlikle ölçülemeyecek karmaşık hesapları şart koşuyor. Bıçak atıcıları dahil, bütün atıcıların ruhsal dengeyi koruması işlerini kolaylaştırıyor. Çünkü, heyecan en azından ellerin titremesine yol açabiliyor ve hedefi vurmaya yoğunlaşmak, hatta istekli olmak gerekiyor.

Ve tabii konsantrasyon...
En büyük güçlük de konsantrasyonu korumak. Tekrarlanan atışlarda ıskalamamanın en büyük koşulu bu. Olimpiyatlarda art arda 144 ok atmak gerektiğinde sıkılmak, doğrusu hiç istenmeyen bir durum. Hele, eşinizin dış hatlarını hedef alarak bıçaklar attığınızda...

Bu koşulların çoğu yeteneğe, yani doğuştan gelen yatkınlığa bağlı. Yetenek doğuştan itibaren gözlemlenen bir öğe. Mesela, bir basketçinin potaya isabet ettirmesi, zaman ve mekânı hissetmesine dayanıyor. Topu geç ya da erken atmak, geçen zamanı öngörmek demek. Mekân duyusu ise, basketçinin hareketi, onu engelleyen rakipleri ve potanın atıcıya göre değişen konumuyla ilintili. En kesin yetenek ölçüsü ise, gözü kapalı basket atabilmek.

Bütün insanlar bu temel özelliklere belli ölçülerde sahip. Ancak, sağlıksız bir insanın yetenekli de olsa iyi performans gösteremeyeceği apaçık. Zamanlama, bedenin gereksinimine göre atarak kan pompalayan kalbe bağlı. Kalp krizi veya ritim bozukluğu zamanlamayı derhal ve olumsuz etkiliyor. Ya herkesin atıcılığını iyileştirmesini sağlayan ortak hileler var mı? Şampiyonları eğiten uzmanlara sorduk:

Nasıl geliştirebiliriz?
Dönen top: Gözlerin eşgüdümlenmediği, bir gözün diğerine üstün geldiği durumlar mevcut. Oysa, üçboyutlu uzayı kafatasımızın önündeki sağlı sollu gözlerimizle, stereo olarak, yani derinlik duygusuyla algılıyoruz. Bir tenis topunu fileye koyup sarkaç gibi sallamak ve bu sırada gözleri başımızı çevirmeden topa sabitlemek, gözlerin eşgüdümlenmesini kolaylaştıran bir egzersiz.

Bazı basketbolcüler, rasgele yanan lambalar döşenmiş bir duvarda çalışıyorlar. Işıkları yanar yanmaz kapatıp, el-göz koordinasyonunu sağlıyorlar.

Futbolcular da esnek halılarda ayak oyunları yaparak çalışıyorlar. Bir küpün üstüne oldukça dengesiz şekilde yerleştirilmiş masaya abanarak, yanıp sönen ışıkları açıp kapıyorlar. Çoğunluksa eski sistemi uyguluyor: ip atlama.
445
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.