Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Sultan'ı gitti Nadide'si kaldı

Sultan'ı gitti Nadide'si kaldı

90'lı yıldızı parlayan ardından duraklama dönemine giren Nadide Sultan, geri döndü.

Biz onu Nadide Sultan olarak tanıdık. 90'lı yıllarda hayatımıza "Vuslata Beş Kala Diyerek" girdi ve bir daha oradan çıkmadı. O yıllarda fiziksel görünümü biraz da olsa parçalarının önüne geçmişti. Ama şimdilerde konservatuar eğitiminin hakkını verdiğini gösterdi ve bomba gibi bir albümle karşımıza çıktı. Nadide Sultan'ken Nadide'S oldu. Ve Sultan ile S tamamen gitti...

İşte Nadide ile yapılan keyifli sohbet...

İki yıl sonra yeni bir albümle geldiniz. Kaçıncı albümünüz oldu?
Geçen albümüm maksi single idi. Onu da sayacak olursak yedinci albümüm oldu.

Diğer albümlerden farkı nedir yeni albümünüzün?
İlk defa bir ekibim oldu. TMC ile anlaştım. Mustafa Karahan ve onun kurduğu koca bir ekiple seçtik repertuarı. Ben hiç bu şekilde çalışmamıştım. Parçaları ya plak şirketi seçmişti ya da ben seçmiştim. İlk defa hikâyemi ekibimle birlikte yazdım. Onlar alanında uzman bir ekip. Ya menajer var, ya basın danışmanı insanlar vardı ekipte. Sonra gittik tüm şarkıları demo yaptık, gitarla söyledik, farklı yorumlarla söyledik. Bu yolla seçince tam kalbimi titreten şarkıları seçme şansım oldu. Demoları dinleyen insanların benim sesimden şarkıları duyup, en doğru kararı vermeleri söz konusu oldu.

Sonrasında peki?
Titizlikle seçilince güzel bir albüm oldu. Siz şarkıları çok severseniz, herkes seviyor. Şarkıları seçmek 8-10 ay sürdü.

Kararsızlıklar olmadı mı seçim yaparken?
Çok tarzım olmadığını düşündüğüm ama çok sevdiğim şarkıları demo yaptık. Demo yaptığımız şarkıları şirkette dinlerken oylama yaptık. Mustafa Karahan'ın adil bir yöntemi vardır. Ekibi toplar ve şarkıları oylatır. En son sözü bu oylara göre kendisi söyler. Hiç bana uymayacağını düşündükleri şarkılar repertuara girdi. Özellikle de bir arkadaşımız, "Bu şarkı olmaz" dedi... (Basın danışmanı Ferda Kervan'ı işaret ediyor)

Ferda Hanım, hangi şarkıydı o?
Cem Özkan'dan Dön Bana. "Nadide pop söylüyor, Nadide'ye olmaz" dedim. Bağdaştıramadım bir an.

(Bu sırada sözü Nadide alıyor) Mustafa Karahan, bana "Sen hiç kimseye söyleme, şarkıya demo yap gel, toplantıda dinletelim" dedi. Orkestradaki arkadaşlar da "Nadide bu ne alaka?" dediler. Söyleyince, "Ay çok güzel oldu" dediler. İkinci bir repertuar toplantısı oldu. Mustafa Bey, "Size bir şey dineleteceğim" dedi ve parçayı dinletti. Ferda da, "Yok! Bu o mu? Güzel olmuş. Ters köşe yaptınız ama" dedi. Gitti içeri Cem Özkan'ı aradı, o da mutlu oldu.

Nasıl bir şarkı oldu peki?
Çok değişik oldu. Nakarata gelene kadar kimse anlayamıyor. Nevzat Yılmaz ona öyle bir aranje yaptı ki, ara nağmesini de değiştirdi. "Dön Bana Yeniden Ne Olur" kısmına gelene kadar farklı geliyor. Nakarata gelince de "Aaa, bu şarkı mıydı?" dedirtiyor. Tam olması gerektiği gibi oldu. Bu benim başarım değil. Aranjörümün başarısı. Çok hoşumuza gitti. Cem Özkan, "Tanıyamadım şarkıyı, çok iyi olmuş" dedi.

Başka nasıl şarkılar var?
İki tane Greek şarkımız var. Onu da bir yönetmen arkadaşımın Yunan şarkıları arşivinden dinledim. Önerdiği 8 şarkının içinden bunları seçtik. Bir tanesine söz yazdırmakta çok zorlandık. O kadar tatlı bir melodisi var ki. Çok önemli söz yazarları yazdı. Ben de yazdım. Sonra Müfide İnselel'e başka bir Yunan şarkısı bulduk. Müfide, iki parçaya da söz yazdı. Ertesi sabah gözünde gözlüklerle uyumadan geldi. Birlikte koro çocukları gibi Mustafa Bey'in yanına gittik. Yunancayı açıp, üzerine sözleri söyledik. Nakaratta şirketteki hanımlar da "Hayat aşktan yana hiç mi gülmez bana?" diye eşlik etmeye başladı. Hoş bir enerji çıktı, sanki eğlence yerine gitmişiz gibiydi. Çok eğlendik. Ondan sonra onun da demosunu yaptık. Müfide birkaç saat içinde iki şarkıyı birden yazmış. Tam harflerin verdiği melodiye oturtmuş müziği.

AŞKIN HALLERİ

Toplam kaç şarkı var?
10 şarkımız var. Albüm genel olarak akustik

İçinde aşkın halleri var?
İlk şarkımızda diyoruz ki, "Taşındım yüreğinden". Bir ayrılık var burada. Sonrasında da, "İçimin İstanbul yanı, neredesin? Bana yine can der misin?" diyoruz. Yani geri çağırıyoruz. Arkasından da "Ne olur söyleyin, beni sordu mu?" diyoruz. Hani birisiyle ayrılırsın, ortak arkadaşlarınız olur ve "Beni sordu mu acaba?" dersiniz ya, onun gibi. Ardından da "Dön Bana Yeniden Ne Olur" deniyor. "Aşk beni de al", "Hayat Aşktan Yana" gibi şarkılarımız var. Tam aşk albümü. Sonbahar ve kışa gidebilecek, ömürlük bir albüm...

Aşk var isyan var. Size dişi Halil Sezai diyebilir miyiz?
Tarzımız benzemiyor ama... Bir aylık aşklar gibi değil ömürlük aşklar gibi. Plajda çalsın bir daha çalmasın gibi değil. Şarkılar aylarca dinlenebilecek bir albüm. Stüdyoya gitmediğim için daha az dinler oldum, başka hazırlıklarımız oluyor. Şarkıları özleyip, otomobil açıyor dinliyorum. İnsan çok heyecanlanıyor. Bu albümün diğerlerinden farkı daha uzun ömürlü olabilmesi için uğraştığım bir çalışma. Çok daha ticari tercihler olabilirdi ama biz "Bunlar hızlı patlayacak ama uzun ömürlü olmalı" şeklinde çalışmalar yaptık.

Ama şarkılar internette patladı. Eskiden elimizde bir kaset olurdu şimdi hemen internetten satılabiliyor...
Çok garip. Kaset döneminin sonuna denk geldim.

"ACAYİP BİR DÖNEMDEYİZ"

Ben hâlâ kaset döneminde kalmış gibiyim.
Walkman vardı mesela, yeri ayrıydı. Benim ilk dönemimde kaset daha fazla çıkıyordu, CD az çıkmaya başladı. Sonra bu oran tam tersine döndü. CD'nin yerini de internet aldı. Hayat çok hızlı. Heyecan verici bir sürece tanık olduk. Bizden sonrakiler nelere tanık olacak kim bilir? Geçen gün arkadaşımla caddede yürürken teyzeler gördüm, "Biz bu yaşa gelince belki de çocuklar kay kay ile caddede uçuyor olacak. Biz de 'Yapma çocuğum, düşeceksin' diye bağıracağız" dedim. CERN'de dünya değişiyor. Kim bilir neler yaşanacak? Biz televizyonla doğduk. Televizyonda İstiklal Marşı okunup, televizyon kapanırdı. "Kapanmasaydı, bir gün kapanmayacak ben de annemleri uyutup izleyeceğim" derdim. Biz bilgisayara "Bu ne ya? Canavar mı?" diye yaklaştık. Bizden 3- 5 yaş küçük olanlar ilk gençliklerine bilgisayarla başladılar. Biz "Bu ne ya?" der şekildeyiz. Aranjör bir şarkıyı aranje ediyor, bana mail atıyor. Ben önceden bir aranjeyi dinlemek için aranjörün stüdyosuna, şirkete giderdim. Bir daha yapıldığında bir daha giderdim. Üzerine basıp, okuyup, demo yollayabiliyoruz. Acayip bir dönemi yaşıyoruz.

Sultan tamamen gitti değil mi?
Benim kimliğimde üç tane ismim var. Birini söylesem biri alınır, diğerini söylesem öbürü alınır. Bana hep "Nadide" diyorlar. Nadide olarak kaldık. Sultan gitti. Form doldururken çok zor oluyor. Öbür adınla yaz, hatalar oluyor.

AŞK YOK

Ben de çok çektim. Üniversite hayatımda babamın ikinci adı "Metin" değil "Meti" olarak geçti...Onun da ön adı var, benim de ön adım var. Her neyse! Hayat aşktan yana hiç mi gülmez gerçekten?
Benim için şu anda aşktan yana değil. Tanışma ihtimalim de yok. Şirkete gidiyorum, konsere gidiyorum. Eğlenmeye gitmek, sosyal ortam falan yok

Neden? Havaalanında biriyle çarpışırsınız, elinizdeki repertuar kâğıtlarınız yere saçılır, o da toplar... Olmaz mı?
Ama ona verecek kafam da yok. Aşk şarkıların içinde kalsın. Biriyle birlikte olursam 3. günde ayrılır, "Bu nasıl iş?" der ve gider...

İlişkiler uzun sürmüyor..
"Seni anladım" deseler de olmuyor. Ünlülerle birlikte olan erkekler zorlanıyor. Ünlü erkeklerin eşleri biraz daha az zorlanıyor. Kadınlar daha çilekeş ya. Kıskançlık olursa daha da zorlaşıyor iş. Onlar için üzülüyorum. Ünlüler için de zor

MÜZİK, KONSERVATUAR VE EĞİTİM

Bu arada müzik eğitimi alan biri olarak yeni çıkan müzisyenleri nasıl buluyorsunuz?
Aranje, stüdyo tekniği, ses kayıt tekniği çok ilerledi. 90'lı yılların başındaki pop müziği de hoş bulurum. Şimdi de gençlerin alternatif işlere ilgi göstermesi benim çok hoşuma gidiyor. Şu andaki müzik dinleyicisi de daha birikimli ve daha iyi seçici. Kendilerine sunulandan çok araştırıp, dinliyor

Herkes albüm çıkarıp, şarkı söyleyebilir mi? Madem teknikler değişti
Doğru şarkı, doğru aranje olursa neden olmasın. Ama gönül ister ki konservatuardaki arkadaşlarımın hepsi yıldız olsun. Dünyada da böyle değil. Ciddi bir karizma olması gerekiyor. Konservatuarda da keşfedilmemiş ciddi yetenekler var.

Konservatuar ortamı da bir başkadır. Üniversitede giderdim yanlarına biri çalar bağlama, biri çalar gitar. Söylerdik...
Ne kadar güzel değil mi? Çok keyiflidir konservatuar. Şu anki pek çok isim konservatuar terbiyesini, ortamını yaşamış olsalardı çok farklı olurdu. Ben mesela af ile geri döndüm okula. Biterken nasıl üzüldüm anlatamam. Okulda "Nerede master yapsam?" diye düşünürdüm. Konservatuar eğitimine devam etmek istiyordum. O ortam çok güzel. Öğrenmek bitmez. Ben bu işi yapıyorsam, ne kadar şanslıyım ki sevdiğim işi yapıp para kazanıyorum. Sokaktaki pek çok insan mutsuz. 32 yaşında yeniden geri döndüm okula. Dönüşüm çok güzel oldu. Camiadaki herkesin şu eğitimi tatmasını isterim.

Albümden sonra neler değişti?
Her albümden sonra duyduğum panik, heyecan aynı. Ama bu benim sanki ilk albümüm gibi. "Ben çok güzel bir iş yaptım" diyerek paniğimi bastırıyorum ki bu benim için çok ciddi bir değişim. Kendi şarkılarımı özlüyorum- ki ben bunu düşünmemiştim.

Konservatuara girdiğinizde bu noktaya geleceğinizi düşündünüz mü?
Düşünmedim valla

Kim keşfetti?
Garo Mafyan. Vokal yaptığım bir şarkıcı benden bahsediyor. Ben de vokal yaptığım insanlar tarafından, "Albüm yapacak" diye lanse edildim. Benim için bir şeyler yapmaya çalıştılar. Garo Mafyan albüm çalışmasındaydı, beni dinledi. "Köpek gibi şarkı söylüyorsun, asılıyorsun, canavar gibisin" demişti. Hayatımda farklı bir süreç başladı böylece. Nasıl bir süreçte olduğumun farkında değildim. Konservatuara üçüncülükle girdim.

Son olarak mesajınız var mı?
Kaliteli müziği dinlesinler, bu albümü de dinlesinler istiyorum.

(Habertürk)

520
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.