Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Star olmak beni yıprattı!

Star olmak beni yıprattı!

Hürriyet gazetesi yazarı Hakan Gence Ajda Pekkan'ın 5 gün boyunca yanındaydı ve hergün yaşadıklarını anlattı. İşte o yazı...

Sadece bir CD ötemde duruyordu ve bana en yakın arkadaşımdan bile yakındı.
Aşıkken, hüzünlüyken, içiyorken ya da mutluyken onun şarkıları bana eşlik ediyordu.
Konserlerindeki performansları ve hiç değişmeyen muhteşem fiziği de her defasında beni büyüleyip kendine aşık etmeye yetiyordu. Ama nihayetinde o hep sahnede uzaktan gördüğüm, bazen dokunacak kadar yakından izlediğim ama uzanamadığım Süperstar'dı.
Ee ne de olsa yıldızlar ulaşılmaz değil mi? En azından ben öyle sanıyordum.
Geçen hafta "Ajda Pekkan kabul etti, beş gününü onunla geçireceksin" haberini alınca önce şaka sandım.
İlk 10 dakikahavalara uçtum ama sonra bir silkelendim, omuzlarıma ağır bir yük bindi.
Birçok gazeteci Süperstar'a sadece üç soru sormak için günlerce uğraşıp, bir kare fotoğraf için saatlerce beklerken ben beş gün beş gece onunla yaşayacaktım.
Peki ona nasıl yaklaşacaktım? Yoğun temposunda nasıl sorularıma cevap bulacaktım? Ya onu sıkarsam ve 'artık bitti' derse ne yapardım? Gazeteye ne hesap verirdim?
Kafamda bu deli sorular büyük gün geldi çattı...

Pazartesi günü saat 10.00'da Boğaz kenarındaki Arnavutköy semtindeki evine ulaşmak için yola çıktım ve macera başladı. Ajda Pekkan bir apartman kadını değil, ona ferah ve özgür ortamlar mutluluk veriyor. Ama bir süredir kardeşi Semiramis Pekkan'a daha yakın olmak için Arnavutköy'de yeşillikler içinde bir sitede yaşıyor.
Semiramis Hanım onun alt kat komşusu. En büyük zevkleri de sık sık bir araya gelip dizi izleyerek sohbet etmek. Apartmanın bir katı, yani sağlı sollu iki dairesi Ajda Pekkan'a ait. Sitenin girişinde sizi korumalar karşılıyor. Hürriyet'ten geldiğimi söylediğimde Süperstar'ı arıyorlar, kısa bir beklemenin ardından "Tamam yukarıya çıkabilirsiniz" onayını alıyorum.

TELEFONLAR HİÇ SUSMUYOR

Asansörde hemen parfümümü tazeliyor, ağzıma naneleri atıyor ve dairesinin kapısını çalıyorum. Karşımda Ajda Pekkan'ın eli ayağı ve bu beş gün boyunca bize en çok yardım eden isim: Etel Sason. Etel'in telefonları hiç susmuyor. Biriyle konuşurken hattında hop yeni biri... iPad'ine sürekli mailler düşüyor: "Ajda Hanım'a mutlaka ileteceğim... Ajda Hanım şu an müsait değil... Ajda Hanım şu an uyuyor..." diye kimseyi kırmadan herkese yanıt vermeye çalışıyor. Benim payıma düşen de: "Hakan Bey, Ajda Hanım birazdan gelecek" oluyor ve Etel yeniden telefonlarına dönüyor.

BEYAZ KAPILI YATAK ODASI

Süperstar'ın dairesinin geniş bir salonu var. Salonun oturma bölümü spor, alanı daha klasik mobilyalarla dekore edilmiş. Oturma grubunun hemen yanında bir piyano ve konser öncesi provaları için küçük bir kayıt stüdyosu bulunuyor. L koltuk, hem büyük ekran plazma televizyonunda dizilerini izlerken, hem de arkadaşlarıyla sohbet ederken evde en çok vakit geçirdiği yerlerden biri. Masa sandalyeleri ve bazı yastıkları imitasyon leopar deseniyle kaplı. Salonun en ilginç yanı, aynı zamanda Ajda'nın beyaz kapılı yatak odasına direkt bağlanıyor olması. Ama orası sadece bir yatak odası değil. Ayrı bir daire... Süperstar orada sporunu yapıyor, duşunu alıyor, giysi odasında rahat rahat kıyafetlerini seçiyor ve kendini hazır hissettiğinde misafirlerinin karşısına işte o büyük beyaz kapının ardından çıkıyor.

SAAT 11.00'DE UYANIYOR

Ajda'yı her sabah salondaki o L koltukta oturup beklemem gerekiyor. Bu bekleyişlerin süresi 25-40 dakika arasında değişiyor. Çünkü her sabah uyandıktan sonra yerine getirdiği bazı ritüelleri var. Eğer o gün konseri veya özel bir programı yoksa en geç saat 01.00'de yatağında oluyor ve 11.00'den önce kalkmıyor. Uyurken en önem verdiği şey evde çıt çıkmaması. Aynı zamanda odasının camları panjurlarla içeriye en ufak bir ışık sızmayacak şekilde kapatılıyor. Uyandığındaysa ilk iş panjurlarını kendisi açıyor. Sonra 15 dakika yatağında uzanarak zaman geçiriyor. Hemen ardından asistanını arıyor ve yatağından çıkmadan günün programını alıyor. Kahvaltısı tepsi içinde yatağına geliyor.
Kahvaltı tepsisinde, küçük peynir çeşitleri, domates, maydanoz, yeşil biber, organik bal, reçel ve farklı tahıl ekmeği çeşitleri var. Bazı sabahlar bunlara yarım simit eklenebiliyor. Spor yapacağı günlerdeyse midesini boş bırakmak ve rahat hareket etmek için müsli veya yoğurtla birlikte mısır gevreği yiyor. Spor sonrası en büyük zevki yumurta beyazıyla yapılmış maydanozlu omlet yemek. Sahanda yumurtaya ekmek banarak yemeye bayılıyor. Benim gibi bir fast food manyağı bile onu bu beş gün içinde fast food yemeye yanaştıramıyor.

YAKINDAN TAM BİR FISTIK

Neyse dönelim ilk güne... Odasının beyaz kapısı açılıyor ve Süperstar kanlı canlı karşımda. Herkesin merak ettiği "Ajda yakından nasıl görünüyor?" sorusuna hemen cevap vereyim: Emin olun yüzünde neredeyse yok denecek kadar az makyajla bile çok ama çok fıstık! Tavırlarındaysa hem sıcak bir kız, hem şarkısındaki 'cool kadın' var. Elimde bir sürü soru, kafamda yapmak istediğim bir sürü şey... Heyecanla anlatmaya başlıyorum. O ise çok sakin, sadece gülümsüyor ve "Bana istediğini sorabilirsin ama hadi önce alışverişe çıkalım" diyor.

NİŞANTAŞI'NA DEĞİL MARKETE

Şoförüne bilgi verildikten sonra arabası hazırlanıyor ve Range Rover ile yola çıkıyoruz. Ben Nişantaşı'na ya da İstinyepark'a gideceğimizi sanırken arabanın güzergâhı değişiyor. Şaşırdığımı hemen fark eden Ajda Pekkan 'Hakancığım fırsat buldukça markete gidiyorum seninle de bir market alışverişi yapmak istedim" diyor. Bu beş gün boyunca her an yanımızda olacak fotoğrafçı arkadaşım Emre Yunusoğlu'nu arıyorum hemen ve marketin önünde buluşarak alışverişe başlıyoruz.

YARIM KİLO TULUMBA

Önce ekmek reyonuna gidiyoruz. Ajda Pekkan ekmek çeşitleri arasından tahıllı olanları seçiyor. Sonra organik ürünlere yöneliyoruz: Yoğurt, süt, peynir çeşitlerinin az yağlı ve organik olanlarını tercih ediyor. Sepetimizin vazgeçilmezi tabii ki müsli ve mısır gevreği. Ajda Pekkan tatlı yemez, aç yaşar sananlar yanılıyor. Tatlı reyonuna takılıyor ve yarım kilo tulumba tatlısı paketlettiriyor. Denemek için sepetine bir çikolata atmaya çalışıyorum. Ama yakalanıyorum. Önünde diz bile çöksem o çikolataya Ajda'yı ikna etmek mümkün değil.

EVİ DUTY FREE GİBİ

Krem ve şampuanların bulunduğu reyona geldiğimizde Süperstar "İşte en sevdiğim yer" diyor. Marka ayırt etmeden başlıyor denemeye. Hindistancevizli vücut kremlerine bayılıyor, bir tane bana bir tane de kendisine alıyor. Bu arada evi de zaten duty free mağazası gibi. "Cildim çok kuru. Birkaç krem sürdükten sonra ancak nemleniyor" diyor. Peki gün içinde neler kullanıyorsunuz? diye soruyorum: "Önce serum, sonra yine bir serum ve nemlendirici krem kullanıyorum" cevabını alıyorum. El, ayak ve vücut kremleri ayrı ayrı. Ama kremleri önce elinde deniyor. Markette fotoğraf çektiren hayranlarının ardından eve doğru yola çıkıyoruz. Yorgunluk kahvelerimiz yapılırken biz de erkekler ve ilişkiler hakkında sohbet etmeye başlıyoruz...

YILLARDIR KENDİMİ TAŞIYORUM

Kadınlar arasında laflar vardır: "Şekerim bir kadını taşımak çok zor" derler. Kim kimi taşıyor! Ben zaten yıllardır kendimi taşıyorum. Türkiye'de imgesini değiştirmeye çok çalıştım ve sanırım başardım. Kadınlar güçlü olmalı. Bir tarafta kadın, bir tarafta güçlü sanatçı duruşum ve bir tarafta insan duruşum var. Bir de kadınlar çok güçlü gibi dursa da aslında çok nazik ve naifler. Akıllı kadın erkeğin arkasındaki ikinci CEO'dur. O yüzden hayat kadınla erkeğin karşılıklı paylaşması ve güven duymasıdır. Ama nerede? Ben bunu çevremde de göremiyorum!"

1107
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.