Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Şöhret kabus gibi

Şöhret kabus gibi

"Yabancı Damat" dizisi ile şöhreti yakalayan Nehir Erdoğan, en büyük kabusunun da yine şöhret olduğunu açıkladı.

Nehir'in fotoğrafları sağda

"Yabancı Damat" dizisinin Nazlı'sı Nehir Erdoğan, artık "Her şeyle çok barışığım, mutluyum" diyor, ama ünlü olma yolunda geçmişte ödediği bedelleri de unutmuyor. Erdoğan, bugüne kadar şöhretten dolayı yaşadığı duygusal dalgalanmaları ve hayatının dönüm noktalarında etkili olan isimleri Elele dergisine anlattı.

Basında pek yer almıyorsunuz. Bilinçli bir tercih mi bu?
Bu hiç de kolay olmadı. Çünkü birden basının çok ilgisini çeken bir medya karakteri haline geldim. Bunun için hiçbir şey yapmamış olmama rağmen öyle buldum kendimi.

Peki basına karşı bu kalkanı nasıl oluşturdunuz?
İşimle ilgili ortak çalışmalarım olacaktır basınla, ama onun dışında kapımın önünde kamera gördüğümde ya da Taksim'in Tünel'indeki bir kafede -ki iki buçuk sene öncesinden bahsediyorum- beş tane kamera gördüğümde kendimi çok çaresiz hissediyorum. Çünkü benim hiç muhabir arkadaşım yok. Hiç kanal yöneticisi tanımıyorum. Sistemin ne olduğunu da bilmiyorum. Bir de sürekli yeni genç oyuncular çıkıyordu ve ben de konservatuvar mezunu olmadığımdan ne olduğumu çözemediler. Manken mi, sunucu mu, oyuncu mu? Onu anlatana kadar iki sene evden çıkmayıp, puzzle ve DVD yığınları arasında yaşadım.

Bir nevi hapis hayatı yani...
Yapmam gerekiyordu. Çünkü anlatmaya çalışmak da aslında o sistemin parçası haline gelmek oluyordu. En kolay şey, teması kesmek olacaktı.

Bir röportajınızda "Şöhretten korkuyorum" diyorsunuz, neden?
Kendiliğinden öyle bir süreç gelişti. İlk önce, üst üste iki yaz, cep telefonumu dahi almadan Amerika'ya kaçtım. Belki de abarttım biraz, ama öyle gelişti benim dünyamda. Sabah kapı çaldığında, "Anne açma, gazeteciler geldi" diyordum refleks olarak. Kabus görerek kalkıyordum o dönem.

İzmir'den İstanbul'a geliş ve şov dünyasına geçiş nasıl olmuştu?
İstanbul'a, Marmara İşletme'yi kazandığım zaman geldim. O aslında planlanmış bir şeydi. Babam konservatuvara girmeme izin vermiyordu. Ben de bari onun istediği bölüme gireyim, ama İstanbul'a geleyim istedim. 17 tercihin 17'sini de İstanbul yaptım, ama babama "Aa, ben 1 tanesini yapmıştım, tutmuş" dedim! Çok zor bir yaz geçirdim, çünkü bütün aile birbirine girdi İstanbul'a gideceğim diye. İstanbul korkunç bir şehirdi babama göre. En sonunda babamla İstanbul yolunu tuttuk.

Konservatuvar isteği ne oldu?
İlk başlarda çok vardı böyle bir isteğim. Ama zamanla bir savunma mekanizması geliştirdim ve "İyi ki girmemişim" demeye başladım. Ta ki 27 Mart'ın Dünya Tiyatrolar Günü olduğunu unuttuğum güne kadar! Hemen kendimle yüzleştim. Aynı dönemlerde babamın hastalık haberi geldi. Onun için okula asıldım, en azından dört yılda bitirip kendi istediğime yöneleyim diye. Bu sırada TRT'deki TelePazar programı denk geldi. Zorla izin aldım babamdan.

O dönemdeki ustanız kim oldu?
TRT'de TelePazar'da çalıştığım büyüğünden küçüğüne herkesten çok şey öğrendim. Montaj stüdyosuna kadar giriyordum. Kamera arkası, dış çekimler, röportajlar yaptım. Bir ay sonra kendi anonslarımı yazmaya başladım. Derken "Koçum Benim" dizisi başladı. İlk dizimdi, ama kendi dublajımı kendim yapacağımı söyledim. Şüpheyle baktılar tabii. Yönetmenimiz Serdar Akar'dı, bana çok yardımcı oldu. Aynı şekilde Tarık Abi (Akan) de öyle... Babamın ölümü ve okulumun bitmesi aynı döneme denk geldi. Babamın ölümünü atlatmak için daha çok çalıştım. Bir ara dört işte birden çalışıyordum! Sonra filmler oldu.

Bu aralar nasılsınız?
Bu aralar her şeyle çok barışığım. Mesela bu yaz galiba kaçmayacağım Amerika'ya.

Bir dönem Hıncal Uluç sizi çok övdü. Onun desteğini nasıl aldınız?
TelePazar ekibinde herkesle birlikte Hıncal Uluç da her zaman çok güzel şeyler öğretti.

Sizi refere etmesi kariyerinize belli bir ivme kattı sanırım...
O beni hiç refere etmedi, aksine ben "Koçum Benim" dizisine başlayacağımı söylediğimde "Kızım ne gerek var, okulun var, burada çalışıyorsun" gibi şeyler söyledi. Yazılarında da benden hiç bahsetmezdi.

Yapmayın, bahsetti canım!
Daha sonradan söylemeye başladı. Gerçek katkı budur bence. Çünkü birdenbire "bizim de TelePazar'ımızda Nehir adında bir kız var" gibi şeyler yazmadı. Aksine hep çok çalışmaya teşvik etti beni.

Size verdiği ve hiç aklınızdan çıkmayan bir öğüt var mı bu piyasaya ait?
Salı toplantılarımız çok önemliydi. Televizyonculuk adına çok şey öğrendim. Cümleye "evet"le başlamayacaksın, "hep beraber izliyoruz" gibi klişelerden kaçınacaksın. İlk magazinsel dedikodum çıktığında çok panik olmuştum ve o da "Sakin ol, bu işler böyledir. Garip döner. Bugün böyle olur, ama yarın arayıp gel seni Şamdan'a kapak yapalım derler. Yeni bir şey ortaya çıktığında bunlara hiç cevap vermeyeceksin, hayır bile demeyeceksin" dedi.

Peki, şimdi de aynı şekilde görüşüyor musunuz?
Çok sık görüşemiyoruz. O zaman aynı programda olduğumuz için daha yoğun görüşüyorduk. Tabii ki zaman zaman konuşuyoruz, telefonda sohbet ediyoruz. Ama ben Hıncal Uluç'un keşfettiği biri değilim...

Oyunculuk anlamında hedefiniz ne?
Hem zaman ne gösterecek diyorum, hem iyi ve zorlayan bir sahne geldiğinde çok hoşuma gidiyor. Öyle büyük cümlelerim ve büyük hedeflerim yok, ama hep zevk alarak, hep daha iyisini yaparak oyunculuğu sürdürmek istiyorum.

Yabancı Damat, çok şahane bir dizi. Bu sezon bitecek mi?
Seneye devam ediyor. Son karar bu.

"Nazlı" olmak ve profesyonel oyuncularla birlikte olmak size ne kattı?
Nazlı olmaktan çok, böyle bir ekibin içinde olmak çok çok şey kattı... Hepsine teşekkür borçluyum. Her şeyi bambaşka görmeye, daha bilinçli düşünmeye başladım oyunculuk üzerine. Hepsinden bir şeyler öğreniyorum. Öğrenmeyi bırak, hepsi keyifle izleyeceğim isimler.

ESTETİK KAYGILARIM YOK
Estetik kaygılarınız var mı?
Hiç yoktur! Geçen gün manikürcüm "Nehir Hanım, ben gittim aldırdım bacağımdaki varisi, sizde de var, aldırın" dedi. Aman, bacağımın arkasında, görmüyorum bile! Hayatımda hiç cilt bakımına gitmedim. Hiç solaryuma girmedim. Beni çok mutlu eden bir şey yaşadım: Dizideki çocuk kaçırma sahnelerinden sonra Macide Tanır telefon açıp o sahnelerde makyajsız oynadığım için teşekkür etti, "Demek ki gerçek bir oyuncusun" dedi. Ama bir tek annem kızıyor, çünkü o kızını hep çok güzel görmek istiyor!

Bir de ağız kayması durumu var...
Ben bunu takmıyorum ki! Bu çok özgüvenli bir duruş gibi gelebilir, ama hiç alakası yok, çok özgüvensiz olduğum zamanlar da oluyor. Sadece böyle şeyleri takmıyorum.

Hiç aşık oldunuz mu?
Tabii ki oldum.

Şu an mutlu musunuz?
Şu an çok mutluyum.
(Hürriyet)
167
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.