Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Sinemalarda korku filmleri bolluğu

Sinemalarda korku filmleri bolluğu

Beyazperdede 1930 ve 1950'leri anımsatan bir korku filmleri bolluğu var. Bizde de bu hafta iki film birden vizyonda. John Cusack'ın başrolünde oynadığı "Kimlik", bu sezon gösterime giren korku filmlerinin iyilerinden.

Korku sinemasının 'altın çağı'nı 1930'ların ilk yarısında, en uzun süreli canlılığını ise 1950'lerin sonlarından 1970'lerin başlarına kadar yaşadığı kabul edilir. Ancak araştırmacı Andrew Tudor'un yaptığı istatistiki bir çalışma, vizyona giren filmler içinde korku filmleri oranının tarihte en yüksek (ilk defa yüzde 10'dan fazla) olduğu dönemi 1978-83 olarak saptıyor.
Gerçekten de sinemaya gitme alışkanlığını ve sinemasever kimliğini 1970'lerin sonlarında ve 80'lerin başlarında kazananların o yıllara ilişkin olarak belleklerinde kalıcı biçimde yer etmiş izlenimlerden biri o dönemde beyazperdelerde bir korku filmleri bolluğu olduğudur. İşte o zamanlar sanki usulca geri gelmiş gibi. Örneğin bu hafta vizyona "Identity/Kimlik" ve "Final Destination 2/Son Durak 2" ile iki korku filmi birden girmiş oldu ve zaten bu sezon perdelerimizden en az bir korku filmi pek eksik olmadı. 'O eski güzel günlerin' bir süredir ve en azından bir süreliğine geri dönmüş olduğuna dair tüm emareler mevcut: Her şeyden önce piyasaya çok sayıda yeni korku filmi çıkıyor, bunların birkaçı kalburüstü, birkaçı 'kalburaltı' (!), çoğu ise sıradan ama izlenebilir ürünler. Bu furya içinde 'büyük bütçeli', kadrosunda en az bir star barındıran ürünler de geldi, çok daha mütevazı yapımlar da. Ayrıca bu canlanmanın farklı ülke sinemalarına da yansımış olması 'deja vu' hissini artırıyor. Üstelik ülkemizde vizyona giren korku filmleri, buzdağının ucu olmasa da tamamı da değil, kaçırmış olduğumuz ürünlerin sayısı da bir hayli fazla.

Son dönemde beyazperdelerimize gelen korku filmleri içinde kanımca en 'dört dörtlük' olanı İspanyol sinemacı Alejandro Amenabar'ın Hollywood sermayesiyle çektiği "The Others/Diğerleri"ydi. Daha önce adını gişe şampiyonu "Altıncı His" ile duyurmuş olan Hint asıllı Night Shyamalan'ın "İşaretler"i de oldukça iyi yapılmış, işin zanaat kısmı mükemmel -düpedüz ürkünç bir filmdi, ancak finalinde "her işte bir hikmet vardır ve bundan sual olunmaz" mesajının gözümüze çok kaba saba biçimde sokulmasıyla bir çuval inciri berbat ediyordu ne yazık ki. Amerikan sinema endüstrisinin daha alt basamaklarından, marjinlerinden gelen "Jeepers Creepers" ise aksayan kimi yönlerine karşın tam da 1970'lerin habis ruhlu korku filmlerini anımsatan dikkate değer bir janr filmiydi. Diğer Amerikan korku filmleri içindeyse "Hayalet Gemi" bütünü itibariyle kaydadeğer olmasa da salt grotesk açılış sahnesiyle belleklerde az da olsa yer eden bir filmken, Wes Craven'ın "sunduğu" "Onlar" ise hem film boyunca başarılı bir gölge ve ışık kullanımı içeren nitelikli çerçeve içi tasarımlarıyla, hem de kabus gibi final mizanseniyle belli ölçüde takdiri hak ediyordu. Bu arada çok uluslu bir ortak yapım olan "Ölüm Bizi Gözetliyor" da takriben son yarım saatinde belirgin bir nitelik sıçraması gerçekleştirip bu filme bilet aldığınıza ilişkin içinizde birikmeye başlamış pişmanlık duygusunu fazlasıyla bertaraf ediyordu.

28 Gün Sonra, Matrix'i geçti
Korku sinemasındaki canlanma kuşkusuz Amerikan sinemasıyla sınırlı değil. "Cut/Haykırış" ile Avustralya'dan, bir trash film sayılabilecek "Slash/Hasat" ile de Güney Afrika'dan bile korku filmleri beyazperdelerimize uğradılar. Ancak göründüğü kadarıyla Amerika dışında bu sahada son yıllarda nispeten en üretken ülkeler İspanya, Britanya ve bu ülkeyle ortak yapımlar dolayısıyla Almanya. İspanya'dan gelen "Los sin nombres/Kurban" ve "Darkness/Karanlık" sıradan ama beklentilerinizi yüksek tutmazsanız izlenebilir kıvamdaki filmler kervanında yerlerini aldılar. Avrupa yapımı korku filmleri içinde en ses getireni ise Britanya'dan gelen "28 Gün Sonra" oldu. Düşük çözünürlüklü ucuz bir dijital kamerayla çekildiği için ne yazık ki en büyük perdelerde görsel olarak pek cazip duramayan "28 Gün Sonra"nın en korkunç kısmı zombi saldırıları değil, salgından kurtulmuş askerlerin, kendilerine sığınan çaresiz siviller içindeki küçücük kız çocuğunu bile cinsel açlıklarını doyuracak bir kurban olarak görüp yetişkin gibi giyinip makyaj yapmaya zorlamaları. "28 Gün Sonra" sürpriz biçimde dünya pazarlarında büyük ilgi gördü; hatta bu yılın bütçesine göre elde ettiği hasılat miktarı en yüksek filmi olarak (1'e 5, bu oran örneğin "Matrix:Reloaded"da 1'e 2 bile değil) CNN'in ekonomi programlarına bile konu oldu. Öte yandan festivaller ve elden ele dolaşan korsan kopyalar dışında pek takip edemediğimiz Uzak Asya korku sineması ise kendi başına apayrı bir olgu olarak değerlendirilmeli. Dünya sinemasında son yılların en kültleşmiş korku filmi olan "Ringu"nun (1998) kendisini değil Amerikan yeniden çevrimini izlemekle yetinmek zorunda kaldık. Çok şükür Ringu'nun yönetmeninin yeni filmlerinden "Karanlık Sular" (2002) önümüzdeki aylarda vizyona girecek ve umarız diğerlerine yol açacak.

Tabii kaçırdığımız ve kaçırmak istemediğimiz korku filmleri Asya menşeli ürünlerle sınırlı değil. Britanya yapımı kurtadam filmi "Dog Soldiers/ Köpek Askerler" (2002) ve özellikle bütün dünyada hem korku filmi müdavimlerinin hem de feminist film analizcilerinin ilgisini çeken Kanada yapımı kurtkadın filmi "Ginger Isırıp Koparıyor" (2000) şimdilik kaçırmış gibi göründüğümüz ama henüz yeterince eskimedikleri için vizyon şansını tamamen de yitirmemiş kaydadeğer isimlerden yalnızca bazıları. Amerikan sineması sözkonusu olduğunda ise '13. Cuma' serisinin 10. filmi "Jason X"i (2001) atlayan dağıtımcılarımız, en azından hem bu serinin 11'nci, hem de 'Elm Sokağı'nda Kabus' serisinin 8'inci filmi olma özelliklerini birlikte barındıran "Freddy vs. Jason/Freddy, Jason'a Karşı"yı (2003) es geçmezler herhalde..
(Radikal)
481
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.