Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Sinemada yolun yarısı

Sinemada yolun yarısı

Kadir İnanır, makul bir sinema sektörü olsa televizyonun lafını bile etmeyecek.

İnanır filmleri sağda

Kesinlikle Türkiye'nin en güzel gülen adamı. Ayrıca yaş aldıkça daha da etkileyici oluyor. Kadir İnanır'a bu hafta gösterime giren Memduh Ün ve Tunç Başaran'ın birlikte yönettiği 'Sinema Bir Mucizedir'den yola çıkarak sorularımızı yönelttik.

Sinema sizin için mucize midir?
Paris'e ilk gittiğim zaman Champs Elysées'yi hiç yadırgamadım, nasıl Fatsa'dan Beyoğlu'na geldiğim zaman yadırgamadıysam! Çok iyi biliyordum Beyoğlu'nu. Sinemadan başka hangi kaynaktan bu kadar net bilebilirsin? Oluşturduğunuz dünyada ya kendi insanınızın ya da tüm dünya insanlarının ortak sorunlarına laflar söylüyorsa, eleştiri, övgü yapabiliyorsa, en güzel duygularınızı besliyorsa, aşağı yukarı bütün sanat dallarını içinde barındırıyorsa tabii ki bir mucizedir. Bence atom silahından daha etkili. Atom bombası ile insanları yakarsınız ama bir filmle de bütün insanları perişan edebilirsiniz ya da yüceltebilirsiniz. Amerika silah sanayinden hemen sonra ikinci sanayi durumuna getirirken boşuna mı yapmış? Ayrıca asla yok olmuyor. Ben ölmeyeceğim derken buna sığınarak söylüyorum. Gün geliyor ki, öyle filmler seyrediyorum, bir tek ben sağım aralarından. Ama orada herkes canlı, konuşuyor, gülüyor. Bu mucize değil de nedir?

Sizin için mucizelerle gelen bir şey miydi sinema yoksa emek işi miydi?
Hiç hesapta yokken oldu. Ben doktor olacaktım. Ama bir arkadaşım bir yarışmaya resmimi göndermiş, hayat trafiği aniden başka bir yöne gitti. Bir inatla oldu. Abimle dalaşmasaydım belki olmayacaktı. Çünkü o yarışmaya resmi benim gönderdiğimi sanıyordu, halbuki değildi. "Biz seni okutmak isterken sen nelerle uğraşıyorsun?" dedi. "Yapmadım, yaptın, yapmadımyaptın!" "E peki o zaman yaptıysam gidiyorum" dedim. Ama ondan sonrası tamamen yaptığım işin önemini çabuk kavramak ve orada başarılı olmanın yolunun aşırı dikkatten, çok çalışmaktan, gözlemekten, araştırmaktan geçtiğini kavrayarak oldu. 36 yıl, 182 film, hep başarılıyım.

Filmde 50'li yıllarda, Antep'te bir çocuğun sinema aşkı anlatılıyor. Sizin çocukluğunuzda Fatsa'da sinema önemli miydi?
Tabii. Filmde gösterilen o filmleri, ben yazlık sinemalarda gördüm. Kendim gidiyordum. Üç tane kışlık, iki tane yazlık sinema vardı Fatsa'da. Şimdi Fatsa'da 1500 kişilik bir sinema var, o da benim hatırım için duruyor. O zamanlar yer bulamazdınız sinemada. Ama o zamanlar benim kasabamla Antep'teki sinema anlayışı farklı.

Nasıl farklı?
Savaştan çıkmış, Suriye sınırında, yoksul, nüfusunun yarısını Kurtuluş Savaşı'nda kaybetmiş bir şehre bir sinema kuruyor Nakip Ali. Bence devrim. Filmde kullanmadık ama adam sinemaya insan getirmek için ne metodlar buluyor. "Herkese bedava" diyor. Herkes dalıyor, iki üç sandalye veriyor insanlara. "Bize de ver" dediklerinde "Sandalye parayla" diyor! Haç filmi getiriyor, "Yedi defa seyreden hacca gitmiş oluyor" diyor. Bütün bunları yapan, çok ileri görüşlü bir adam. Nakip Ali, uydurulmuş bir tipleme değil, çocukları ve torunları orada yaşıyor. Bana adamın biyografisini gönderdiler, oğlu yazmış. Kime verdiysem üçüncü satırda bu bu sensin dediler. Adam çılgın, devrimci!

Dönem filmi olması zor mu oldu?
Dönem filmi çekmenin zorluklarını bilen bilir. İngiliz 800 yıl önceki hikâyesini bugünkü Londra'da çekebilir, Fransız da öyle. Dokunmuyorlar çünkü tarihe. Burada Antep'i Kilis, Nizip dahil dolaşıyorsun, cadde cadde monte edip şehir merkezi yaratıyorsun. Mesela Suriye'den araba getirildi, bir günlüğüne. Orada boyandı, üzerine Çayırağası yazıldı, o araba bir sahnede arkadan geçti yalnızca. Onun için Altın Portakal'a kızıyorum, niye yoğun emeğe saygı göstermediniz diyorum. O zaman, peliküle çekilmişle dijitale çekilmiş filmleri ayrı yarıştıracaksın. Sanat göreceli bir şeydir, bir jüri beğenmez, birisi baştacı yapar. Kendi adıma ödül meselesini asla gündeme getirmiyorum. Beğenmeme hakkı var, nasıl ki ben her şeyi beğenmiyorsam, birisi de bizim yaptığımız işi beğenmeyebilir, bu doğal. Ama emeğe saygısızlık...

Çocukluğunuzda hangi oyuncuları ya da ne tür filmleri severdiniz?
Öyle bir bilinç yok o zaman. Sadece sinemaya gitmek ve sinemadan çok hoşlanmak var. Ben Haydarpaşa Lisesi'ne 62 yılında geldim, 14 yaşındaydım. O güne kadar o zamanlar oynayan hiçbir filmi kaçırdığım söylenemez. Filmler arasında ayrım yapmadım. Türk filmleri de vardı. Eşref Kolçaklar, Ekrem Boralar, Ayhan Işıklar.. O dönemlerde, bütün Türk filmlerini izledim. Ne gariptir ki, o izlediğim filmlerin başrol oyuncularıyla sonradan film çekme şansım oldu. Bunun tarifi yok! Haydarpaşa Lisesi'ne gelince haftasonları Kadıköy'deki sinemalara giderdik. Yatılı okuyordum.

Yatılı okulda okumak ne kazandırdı?
Bugün ne söylüyorsam bu toplumla, ülkeyle ilgili temelinde Haydarpaşa Lisesi'nden aldığım eğitim yatar. Anadolu'nun her köşesinden gelmiş insanların ortak dünyası da yatar. Sinematografimde Anadolu'nun her köşesinden fotoğraflar var. Ben oralara gittiğimde yabancılık çekmiyorum, çünkü oralı arkadaşlarım var. Dillerini, yemeklerini, tavır ve davranışlarını biliyordum. Güçlü bir okuldu, mezun olan herkes Teknik Üniversite'ye giriyordu. Ama ben edebiyat okudum. Ama ben Teknik Üniversite'de profesör olsaydım, oranın başı olurdum.

Klasik olacak ama Koç burcu olmanızdandır belki de?
Koç burcu değilim! Bizim nüfus kağıtlarımız günü gününe alınmıyordu ki. Baban ne zaman isterse. Karadeniz'de ya da Anadolu'da bütün çocukların doğumgünleri 1, 5, 10, 15, 20... Nüfus memuru uğraşamaz öyle! Ben harman zamanı doğmuşum, Ağustos'un 20'sinden Eylül'ün 10'una kadar. Başak burcu gibi. Ama ben astrolojiye inanmıyorum, yarı bilim çünkü.

Yatılı okulda zorlandığınız oldu mu?
Benden önce rahmetli abim okumuştu, o bitirdi ben geldim, ben bitirdim bizim Levent geldi. Ama çocuğum, dev bir binada bırakıp gittiler beni. O koridorlar bana uzun bir tünel gibi geliyordu. Sonra gittim, ne kadar da kısaymış dedim!
Filmde Demokrat Parti'nin ilk yılları da var. Fatsa enteresan bir yer. 70'lerde Terzi Fikri'yi çıkardı mesela. Ama esas oradaki oluşumu sağlayan çocuklar Kızıldere'de öldüler. Terzi Fikri onlardan eğitim almıştı. Türkiye'deki siyasal anlamda ilk toplu yürüyüş Fatsa'da yapıldı. 1968 fındık yürüyüşü. Fatsa'nın coğrafi yapısının ve nüfus ağırlığını oluşturan katmanlardan kaynaklanan bir özelliği var. İlerici görüşlü insanların yoğun olduğu bir yer.

Siz o dönemlerde ne yaşadınız?
1959 yılı, ya altı ya da yedi yaşındayım. Bizim evde de radyo vardı. Hep beraber doluşup dinliyoruz. Türkiye'de herkes iktidardaki DP'nin organize ettiği Vatan Cephesi'ne katılıyor. Bizim eve gelip başladılar saymaya. Vatan Cephesi'ne katılanlar: Ahmet İnanır, Ömer İnanır, Zekeriya İnanır, Elmas İnanır... En sonunda Kadir İnanır dedi. Kulaklarımla duydum, ben de katılmışım. Yedi yaşında Vatan Cephesi'ne katılır mı bir çocuk? Hâlâ şaşkınım, bu yaşa geldim. Türkiye'de kim varsa Vatan Cephesi'ne katıldı diyorsun, insanların kafalarını allak bullak ediyorsun. Onun için film enteresan benim için, o dönemi yaşadım. Onun sonrasında ihtilal oldu işte! "Elleri bağlı olmayarak yerlerini aldılar!"

Türk sinemasının önemli dönemlerine tanık oldunuz. Başladığınız zamanla şimdiyi karşılaştırırsanız ne görüyorsunuz?
Yılda 150 film çekiliyordu. O zamanlar ülkede sinemadan başka sosyal hayatı renklendirecek başka bir unsur yok. Sinema baştacı. Televizyonlar çıktıktan sonra bedava filmler geldi. Artık reklam gelirini almak için televizyonlar dizi yapıyor. Çok güzel, hangi kadroyla yapacaksın? Senarist, oyuncu, yönetmen yok, yapımcı çok. Ne oluyor, ben yazarım diyor birisi, alıyor eski filmleri, adları değiştirerek yazdım diyor. Ben daha önce oynadığım sahnelerle en az 50 defa karşılaştım. Ben oynamışım, sadece isimler değişmiş, diyologlar bile aynı. İnsanda utanma sıkılma olur!

Dizide oynamak mutlu etmiyor mu?
Sinema endüstrisi hızla gelişse asla düşünmem televizyon. Yorucu ve sorunlu bir iş. Senaryoyu gönderiyorlar, ama ikinci ya da ondan sonraki bölümlerin sinopsisleri yok!

Bütün herkes hızla şehirleşmeye çalışırken siz sanki taşralı köklerinizden asla kopmak istemediniz, yanılıyor muyum?
Doğru söylüyorsun. Toprak her şeyin anasıdır, varoluş topraktan. Gidiş nereye? Toprağa.... Toprağın dokusu, kokusu, ürettikleri hayatın ta kendisidir. Oradan koptuğun zaman sen de kopmuş olursun. Şehir ne demek, binalar yıkılır gider!Toprak gider mi? Bütün bu canlıları var eden ve onları besleyen toprak değil mi? İnsanın varoluşunun kaynağı, onu nasıl reddebilirsiniz? Kaldı ki benim yaşadığım topraklar, en önemli kaynak. Türkiye cennet! Kusuru var ama, pis ve cahil!

Tekrar yönetmenlik yapacak mısınız?
Her an olabilir. Bir dizi var onu kabul edersem zor, ama anlaşamazsam, bir tane Osman Şahin'in bir hikâyesi var onu çekmek istiyorum.
Nazan Özcan-Radikal İki
395
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.