Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Şimdi moda 'sosyelitler'

Şimdi moda 'sosyelitler'

'Bakımlı erkek' önemli bir gelir kaynağı olabilirdi ilgili endüstri için. Metroseksüellik, bakım ve güzellik ürünü firmalarını ihya etti. Şimdi 'sosyelit' kavramı çıktı ortaya. Sahi 'elit' nedir?

Her yaz bir çağdır ve her yaz kendi modasını üretir. Bunu bilen moda endüstrisi her yıl yaza girerken yeni bir şey icat eder. Bir parfüm, bir saat, bir giysi o yılın yazını damgalar.

İnsan mevsimler içinde en çok yazın imgeler topladığından (bu belki de insanlar en çok yazın
'yaşadıkları' veya hayat en çok yaz aylarında zenginleştiği içindir) o yılın imgeleri arasına 'o' moda olan şey de takılır kalır. Yıllar geçer o imge kendisini taşıyan nesneyle (ve tersi) birlikte anımsanır. Nesnelerle bütünleşmiş imgelerin belleğe zaman içinde ve mekânlar arasında yaptırdığı yolculuklar malum.

Bütün bu söylediklerim biraz daha 20. yüzyılla ilgili bir gerçekti. Bir anlamda donuk, durağan, canlılıkları kendilerine ait nesneler üretmek o yüzyılın karşımıza çıkardığı jbir şeydi. Elbette 19. yüzyılda da benzeri oluşumlar vardı.

Şimdi, Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi'nde devam eden çok etkileyici serginin de gösterdiği gibi, bütün yüzyıllar kendilerine özgü bir modayı üretmiştir. Fakat süreçlerin değişim hızı, oluşumların etkileme gücü 20. yüzyılda, farklı bir anlam kazanmıştı. Bu çağın bilhassa son 20 yılında karşımıza çıkardığı bambaşka bir gerçek var: Kimlik.

Her şey kimlik
20. yüzyıl, neyle uğraşırsak uğraşalım hayatı bir kimlik sorunu olarak algıladığımızı, yaşadığımızı bize unutamayacağımız şekilde öğretti. Ulusal kimlik gibi 'makro' kavramlardan cinsel tercihlere dönük 'mikro' kavramlara kadar her şey kimlikti, kimlik her şeydi. Çoğul kimlikler, çoklu kimlikler hayatımızı işgal eden yeni kavramlardı.

Bununla birlikte 20. yüzyıl bir başka şeyi daha kafalarımıza iyice yerleştirdi. Her şey modadır. Modanın etkilemediği, belirlemediği hiçbir şey yoktur. Hatta, eğer bir şey moda haline gelmiyorsa, o kadar değerli değildir. Bu nedenle, moda, 20. yüzyıla dışsal bir kavram değil, tam tersine ona yerleşik, içkin bir olgudur. Bu, 1960'ların ortaya çıkardığı, hayatın 'pop'laşmasıyla kendisini gösteren bir durum.

Bu açıdan bakınca modanın değer katan mı, yoksa bir şeyi ucuzlaştıran bir açılım mı olduğunu anlamak güç. Ama bunların hiçbiri modanın etkisini, önemini azaltmaz. Tersine onun hayatı nasıl teslim aldığını gösterir. O kadar ki, 'moda varsa hayat da vardır' demek hiç de o kadar yanlış bir şey olmasa gerek. Modanın bu etkisi kimlik konusunda da görülen bir şey. Belli yaşama biçimleri belli modalarla örtüşüyor, moda haline geliyor.

Öyle yaşamak, bütün moda sisteminin en temel kavramıyla söylemek gerekirse, bir şeyin göstergesi, göstereni oluyor. Bu, kimlik söz konusu olduğunda da böyle. Kimlikleri de bir moda halinde içselleştiriyoruz. Che Guavera bir tanıklıktı, doğrusuyla, yanlışıyla. Şimdi, ona yakılmış şarkıyla dans edenler var; resminin basıldığı tişörtü giyip jaguar arabayla dolaşanlar. Her moda olan şey sadece gösterge olmakla kalmıyor, yeni anlamlar da yükleniyor. Artık, modanın Che'si, tarihin Che'sinden farklı, kendisine özgü bir şey. Bu yeni oluşuma bakıp tarihtekiyle belli özdeşlikler kurmuş olanların dövünmesine gerek yok.

Fakat, bundan daha fazlası da var. Şu sıralarda gazetelere yansıyan yepyeni kavramlar çıkıyor ortaya. Bunlardan yaz başında görüleni 'metroseksüel'di. Doğal karşılamak gerek. Yaza girerken yeni bir imaj gereksiniliyordu. 'Bakımlı erkek' önemli bir gelir kaynağı olabilirdi ilgili endüstri için. O mantık içinde bu kavrama yüklenildi. Metroseksüellik, bakım ve güzellik ürünü firmalarını ihya etti. Şimdi, yaz ortasında da 'sosyelit' kavramı çıktı.

Yaz demokrat bir mevsim
Onu da doğal karşılamak gerek. Çünkü, yaz, biraz 'demokrat' bir mevsimdir. Bir pantolon bir gömlekle veya bir mayoyla herkes güneşin ve göğün altında eşittir. Ama bazıları kendilerini eşit görmez. Onlar biraz daha eşit olmak isterler. Onu da kendi cemaatlarını oluşturarak sağlarlar. Sosyete denilen şey budur. Ama sosyete de son kertede bir cemaattir.

Bütün cemaatler gibi o da kendi ortalamasını, sıradan değerler sistemini yaratır. Sıkıcı olmaya başlar. Farklılaşmak, ayrıksı olmak isteyeni boğar. O zaman da sosyelit kavramı bulunur. Hem belli bir cemaatin üyesi olmak hem de görmemişliği, sonradan görmüşlüğü dışlayan elitizmden izler taşır bazı insanlar(!) Yüklendiği başka anlamlara rağmen sosyelitizmin en gerçek tanımı bu. Ama o
'elit' denilen nedir, ayrı sorun.

Faşizmin başlangıcı
Bunlar da bir yaz aşkı gibi gelip geçici olan şeyler. Bir süre sonra bu türden kimlikler başka moda kimliklere bırakır yerini. O kesin. Ama iki şey var ki, onu belirtmeden geçmemek gerek. İlki, elitizm, sanıldığı kadar şanlı bir şey değil. Çok ürkütücü bir kavram olmakla birlikte faşizmin bir başlangıç noktasıdır.

Aman dikkat! İkincisi, sosyelit kavramının altında yatan seçkincilik Türkiye'de farklı tezahür ediyor. Batı'nın gelişmiş burjuvazisinin seçkinciliği saklamaya, gizlemeye, alçakgönüllülük görüntüsüne dayalıdır. Oysa Türkiye'de seçkincilik denildiğinde abartılar çıkıyor ortaya.

Gene Batı burjuvazisinin bu değindiğim alçakgönüllülük içinde, doğallık çerçevesinde çözdüğü her şey burada snobizmin/züppeliğin bir parçası haline geliyor. Bunun altında da seçkincilikle seçicilik arasındaki farkı bilmemek yatıyor. Türkiye seçkinci olacağım derken snopluk ve eklektik olma batağına saplanıyor. Oysa öteki zaten boşaltmak, safraları atmaktır. Şunu da unutmamak gerek: 'sosyo' ön ekli bir kavram daha var: 'sosyopat'.

O da sosyal uyumsuzluğu olanlara verilen bir ad ki, galiba iki kavram arasında Türkiye'de bir bağlantı bulmak zor olsa gerek ne de yanlış. Yaz, sadece aşkların değil kimlik bunalımı ve arayışlarının da mevsimi. Herkese şifalar dileriz.
(Radikal)
229
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.