Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Seyahatin evrimi(2): Keşif merakı

Seyahatin evrimi(2): Keşif merakı

Hindistan deniz rotasının çizilmesi, Amerika'nın keşfi ve dünyanın çevresinin dolaşılması, bilinen dünya coğrafyasını yerle bir etti. Son demlerini yaşayan 15. yüzyıl, kapitalist üretim biçimlerinin gelişmeye başladığı, siyasal ve toplumsal alanda köklü değişimlerin yaşandığı bir çağdı.

Kaşiflerin verdiği bilgiler o kadar büyük bir ilgi uyandırmıştı ki, Lothringende'ki St. Die'de bilimsel keşiflerin yaygınlaşmasını amaçlayan bir cemiyet kuruldu. "Taşı toprağı altın diyar" Amerika tasvirleri, el ilanları, kurutulmuş egzotik bitki kolleksiyonları pek revaçtaydı. Yabancı ülkelere özgü "acayiplikler", oradan getirilen hayvanlar ve köleler, ressamlara model oluşturuyordu. Hayvan sirkleri kuruluyor, panayırlarda papağan, maymun, gergedan gibi nadir hayvanlar teşhir ediliyordu. İnsanın ufkunun sınırlı olduğu ve dünyanın bilinmeyen yerlerinde efsanevi yaratıkların yaşadığına dair saf denilebilecek bir düşüncenin hakim olduğu bu dönemde, "putperestler" ve "yamyamlar" la ilgili en uyduruk hikayeleri bile zevkle dinleyecek çok sayıda kişi bulmak mümkündü. Tüm bunlar, merak, yolculuk ve macera hevesinin yanı sıra, bu ülkelerdeki zenginliklere sahip olma hırsını da körüklüyordu.

Coğrafyacılar, doktorlar, alimler ve palazlanan burjuvazinin temsilcileri tacirler de keşif yolculuklarına çıktılar. Örneğin, Portekizli doktor Garcia da Ortas Hindistan'da 35 yıl kalmış ve 1563 tarihli notlarında, gözlemin o zamana dek antik çağın öğretilerine bağlı kalan bilimden daha değerli olduğunu savunmuştu.

"Dünya vatandaşı olmak istiyorum"

16. yüzyılda aydınlar, dönemin ünlü şahsiyetleriyle görüş alışverişinde bulunmak üzere, hümanizmin anavatanı İtalya'ya, Fransa, Hollanda ya da Rotterdamlı Erasmus'un yanına Baısel'e gidiyorlardı. Antikçağın kültür varlığını incelemek ve skolastik dogmaları sorgulamak istiyorlardı. "Bir dünya vatandaşı olmak istiyorum, her yer evim olsun, daha da önemlisi, her yere seyahat edebileyim" diye yazar Erasmus bir mektubunda. İnsanlar yalnızca bir görev ve belli bir hedef uğruna yolculuk etmiyordu artık. Yolculuk kendine özgü bir eğitim biçimi halini almıştı. Yolculuğun amacı sonunda varılacak hedef değil, ilginçliğinin yanı sıra, tehlikeleri de barındıran o uzun yolun kendisiydi.

Turizm sektörü filizleniyor
17. yüzyılda gündemde olmak isteyen herkes, seyahate çıkmak ve kibirli bir ifade takınıp, rahatsız arabalar, sert yataklar ve kötü şaraplardan şikayet ederek yolculuğunu ayrıntılarıyla anlatmak zorundaydı. Seyahat, bir bakıma mevki sahibi kişilerin eğitim ve eğlence programının bir parçasıydı. Rönesans döneminde keşif ve araştırma amacıyla yurtlarından ayrılan önemli seyyahları, Avrupa'nın prensleri, soylular, müstakbel devlet adamları, zengin vatandaşların oğulları izliyordu artık. Bunlara yaverler, saray dalkavukları, hizmetkarlar ve arabacılar eşlik ediyordu.

Avrupa'da "grand tour"la birlikte yurtdışı gezileri de başladı. Çok geçmeden, turizmin bu ilk biçimiyle geçinen bir dizi sektör ortaya çıktı. Yolcular, gümrük barakasının olduğu kent kapısından geçip tozlu yol giysilerini değiştirir değiştirmez, kar peşinde koşan birtakım kişilerin hücumuna uğruyorlardı. 1701'de gezgin Heinrich von Huysen şöyle yazar: "İnsanın ağzından girip burnundan çıkan rehberler, kartvizitlerini bırakmayı ihmal etmez, sizi bürolarına davet ederler. Onlara vereceğiniz ücrete saraylara, kiliselere girişte ödenen paralar dahil değildir. Nihayet, yararlı hizmetlerini sunan perukacılar, terziler, muhabbet tellalları, özel uşaklar, ayakçılar, arabacılar gibi her cinsten adam sökün eder."

Kaplıca turizminin rahatlatıcı etkisi
Kaplıcaların rahatlatıcı, şifalı, özellikle de eğlenceli yönleri, bu turizmin yeniden canlanmasına neden oldu. Baden-Baden, Karlsbad, Kissingen, Pyrmont gibi merkezler canlı bir karmaşaya, sınırsız bir taşkınlığa sahne oldu. Bu yerlere gidebilmek için her türlü hastalık bahane ediliyordu. Genellikle ince bir tülle örtünülerek hep beraber banyo yapılır, kaplıcaya ve şarap getirtilir, müzik dinleyerek eğlenilir, öpüşüp koklaşılırdı. Endişeli kocalar tarafından tedaviye yollanan çocuksuz kadınların bulduğu şifayı anlatan çok sayıda öykü bulunur. Bir hicivde de yazıldığı üzre, kadınların kaplıca tedavisi" sona erdiğinde, yakınlara ve hizmetçilere türlü hediyeler alınır, kocaya da bir çift güzel boynuz götürülürdü.

Seyyahlara hayati öneriler

İlk güzergah haritaları, yalnızca en iyi güzergahları gösteriyor, bir de mesafeleri belirtiyordu. 17. yüzyılda Latince yayımlanan bazı kitaplarda tarihi anıtlar ve sanat eserleri de ayrıtılarıyla betimlenir. Fakat o dönemin en iyi gezi rehberi, zenginlerin seyahatlerine saray kahyası olarak eşlik eden ve hemen hemen tüm Avrupa ülkelerini kapsayan güzergah haritaları hazırlayan Martin Zeiller tarafından kaleme alınmıştır. "En İyi Seyahatin Nasıl Gerçekleştirileceği Üzerine Düşünceler" adlı rehber, işlek güzergahları, kentleri, şatoları, kaleleri, dönemin zevkine uygun gezilip görülecek yerleri sıraladıktan sonra, yolculukta nelere dikkat edilmesi hususuna dair pratik önerilerde de bulunur.

Zahmetli gümrük ve pasaport işlemlerini açıklar, burun kanaması , kabızlık, kusma, gaz, baş ağrısı, veba, yılan ve akrep sokmasına karşı çeşitli ilaçlar tavsiye eder. Zeiller en ümitsiz durumları dahi ıskalamaz: Bir kurt ya da ayı tarafından takip edilen gezgin ölü gibi yere yatmalı ve nefesini tutmalıdır. Sınırdan geçerken, saatini , kolyesini yahut yüzüğünü üzerinde taşısa iyi olur, aksi halde yüksek vergiler ödemek zorunda kalabilir. Ayrıca gezgin kimse, su içmeden evvel, bardağın içine bir diş sarımsak atmalıdır ki zehirlenmekten korunabilsin.

Zeiller dışında çeşitli yazarların yazdıkları rehberlerde yer alan öneriler de pek caziptir doğrusu. Örneğin, çok sıcaklarda çıkılan gezintilerde, öğlenleri birazcık uzanılmalı, fakat herhangi bir haşaratın vücuda girmesini ve büyük bir felakete sebebiyet vermesini önlemek için ağzın bir mendille örtülmesi ihmal edilmemelidir. Geceleri, hırsızların dikkatini çekmeyecek kaba bir kumaştan yapılmış uzun bir mantoya bürünülmeli, para kesesi iyi saklanmalıdır. Beklenmedik bir soygun durumunda varını yoğunu yitirmemek için ayakkabının astarının içine mutlaka birkaç altın dikmekte fayda vardır. O dönemdeki işret arkadaşları daima içkiye ve dövüşe düşkün olduklarından, meyhanede çıkan kavgalardan uzak durulması gerektiği tembihlenir.

İnsan doğayı yeniden keşfediyor

Rousseau'nun doğaya, öze ve sadeliğe dönüş çağrısı yaptığı, aynı zamanda İsviçre göllerinin ve dağlarının eşsiz tasvirleriyle Yeni Heloise (1761) adlı romanı, dönemin Avrupası'nda büyük ilgi gördü. Yeni bir doğa aşkı türedi, kentlilerin dört duvar arasından çıkıp, el değmemiş kırlara akın etmelerine sebep oldu. Daha 1784'te ünlü İngiliz tarihçi Edward Gibbon, İsviçre'nin eskisi gibi sakin olmadığından, her yerin yabancı işgali altında olduğundan yakınıyordu. Geniş elbiseleri, şapkaları ve güneş şemsiyeleriyle kadınlar, dönemin pek de rahat olmayan kıyafetleri içinde beyler, iyi para ödedikleri ama en az kendileri kadar korkan rehberler eşliğinde, dağ yamaçlarında salınıyorlardı.

İskoçya, Alsas, Harz boydan boya geziliyor, yeni baştan keşfediliyordu. Hartz'ın en yüksek dağı Brocken'daki küçük kulübeye sabahın köründe gidip soğuktan tir tir titreyerek, güneşin doğuşunu beklemek çok modaydı.

Seyahat ülkesi İsviçre'de gezginler, manzara ve kentlerin aslına uygun yapılmış tasvirlerine bayılıyor, hatıra olarak evlerine götürüyorlardı. Sonunda bazı uyanık İsviçreli sanatçılar, metal baskı resimleri yayınevlerinde çoğaltarak satma yoluna gittiler. Ucuz gravürler ve 1850'den sonra yaygınlaşmaya başlayan fotoğraflar, günümüze değin gelen kartpostalcılık sektörünün de ilk adımıydı.

Seyahatin vazgeçilmez unsuru: Plajlar

İngiliz gezginler bütün dünyayı dolaşıyor, canlı bir seyahat trafiğine neden oluyor, metal gravür satışını ve rehberliğini karlı bir iş haline getiriyorlardı. Kıta Avrupası'na çok para akıttıkları gibi bazı yeniliklere de önayak oldular. 18. yüzyılın ortalarında deniz suyunun yararlı olduğu kanıtlandıktan sonra, Dr. Richard Russell dünyanın ilk plajını Bringhton'da hizmete açtı. Bu plaj çok geçmeden büyük rağbet gördü.

Fransa'da 1767'den itibaren Dieppe plajına gidilmeye, 1777'de Ren nehrinde yüzülmeye başlandı. Plajlar giderek yaygınlaştı ve seyahatin vazgeçilmez unsurlarından biri haline geldi. Bununla birlikte, denize gelenler, hayli sert plaj yönetmeliklerine uymak zorundaydı. Boyundan dize kadar kapalı deniz giysileri pek edepliydi ve etek ucuna geçirilen kurşun şeritler, eteğin savrulmasını önlüyordu. Çok sayıda kişi, pardösülere ve şallara bürünmüş bir halde, deniz kenarında oturuyor, yahut kumsalda uzun yürüyüşlere çıkıyordu. Denize ve erkek ayrı ayrı yerlerde giriyordu elbette. Bu zorunluluk, örneğin Almanya'da 1902'de kaldırıldı ve ilk aile plajı Westerland'da açıldı. Yanında hanım olmayan beylerin bu plaja girmesi ve fotoğraf makinası getirilmesi kesinlikle yasaktı.
(Haberin devamı için ilgili başlıkları tıklayınız)
(e-kolay Haber)
473
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.