Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Seyahatin evrim(3): Gelişen teknoloji, fakirleşen ruh

Seyahatin evrim(3): Gelişen teknoloji, fakirleşen ruh

Trenler; hızları, dakiklikleri ve artan kapasiteleri ile yolculuğun çehresini değiştirdi. Kalabalık insan gruplarını taşıyan ilk ulaşım aracı olan tren, bu özelliğiyle örgütlü turizmin de önünü açtı. Kaçınılmaz son ağır ağır yaklaşıyordu.

Bundan yüz elli yıl önce seyahat çok zaman isteyen, masraflı, meşakkatli bir işti; şikayetlerin ardı arkası kesilmiyordu. İnsanlar arabaları bozulmadan, kemikleri kırılmadan hedeflerine vardıklarında mutlu oluyorlardı. Hantal at arabası yaygın kitle turizmini kaldıracak halde değildi artık. İşte tam da bu sıralarda gelişen sanayiye paralel yapılan bir dizi teknolojik buluş, trenlerin ve buharlı gemilerin temellerini attı. İlk tren hattı, 25 Eylül 1825'te Stockton-Darlington arasında hizmete girdi.

Ancak bu durum bazı kesimlerin tepkisini çekti. Örneğin Almanya'da bir prens, "Her ayakkabıcı ve terzinin benim kadar hızlı seyahat etmesini istemiyorum" diyerek seyahatin demokratikleşmesine de ateş püskürüyordu. Her ne kadar aristokrat sınıf, hız eşitliğinin önünü alamamış olsa da, mevki sistemi devreye sokularak, sıradan insanlarla yüzyüze gelme riski bertaraf edildi.

Trenler, hızları, dakikleri ve artan kapasiteleri ile yolculuğun çehresini değiştirdi. Kalabalık insan gruplarını taşıyan ilk ulaşım aracı olan tren, bu özelliğiyle örgütlü turizmin de önünü açtı. Seyahat de ucuzlamıştı aynı zamanda. Bilet fiyatlarının onda bir oranında düşmesi, seyahatin daha geniş toplumsal sınıflara ulaşmasını sağladı. Tren garlarına kurulan oteller, güzergahın dışında kalan ortaçağ hanlarının ve kocaman ahırlı posta menzillerinin yerini aldı.

İlk tur organizasyonları ve Cook fenomeni

Tur organizasyonları çok eskilere dayanır aslında. Daha 1400'lerde seyahat acentaları Kudüs'e gidecek hacı adaylarına Venedik'te kalacak yer sağlıyor, kentin çevresinde geziler düzenliyor ve geçiş sözleşmeleri yapıyorlardı. Fakat demiryollarının sunduğu olanakları görüp, tur düzenleyen ilk kişi, marangoz, gezici vaiz İngiliz Thomas Cook'tur. Cook, Derby-Rugby tren hattında, kişi başına bir şilin gibi indirimli bir fiyata özel turlar düzenliyordu; 5 Temmuz 1841'de beş yüz yetmiş kişiyi Leicester'dan Loughborough'a götürüp getirmişti- çevre gezisi ve çay molası dahil.

Hızını alamayan Cook, sürekli yeni özel turlar geliştiriyor, gençlere yönelik geziler, gündüzleri gezemeyen işçiler için "ayışığı turları" düzenleyerek, seyahati yaygınlaştırmaya çalışıyordu. Cook, 1851 yılında, 165 bin kişinin Londra Dünya Fuarı'nı ziyaret etmesini örgütleyerek kırılması güç bir rekorun sahibi de oldu. Cook'un düzenlediği, ücreti peşin ödenen ve belirli bir sayıya ulaşıldığında ıskonto uygulanan küçük ya da büyük gruplarla yapılan bu turlara her şey dahildi: Yol masrafı, tren ve bilet gemileri, otel odası, aydınlatma, ısınma, turist vergisi, bagaj taşıyıcısı, bahşişler, yeme-içme, seyahat sigortası, kredi mektupları, vize, ülkeye giriş izni, döviz bozdurma, ören yerlerine ve müzelere giriş ücretleri ve tercüman ücreti.

Cook'un kurduğu firma uluslararası turizm organizasyonunda çığır açtı,onu yeni şirketler izledi. Bunlardan bir tanesi de Berlinli Carl ve Louis Stangen kardeşlerin kurduğu seyahat acentasıydı. Stangenleri'in 1878'de düzenlediği ilk dünya yolculuğu müthiş bir sansasyon yarattı. Sabit bir fiyata ve kapsamlı bir programa sahip böyle bir yolculuğun organizasyonu, büyük çabalar ve ince hesaplar gerektiriyordu. Zira o dönemde deniz aşırı ülkelerdeki ulaşım tarifesi, konaklama ve fiyatlar hakkında yeterli bilgi yoktu. Dünya turu sekiz ay sürdü; pahalılığı nedeniyle yalnızca yedi kişinin katılabildiği turda; beyefendiler San Fransisco'daki Çin mahallesinde rahatça gezebilsinler diye Stangen, özel bir dedektif bile tutmuştu. Hızını alamayan Stangen, daha sonra Papa'nın huzuruna kabulturu dahi düzenledi; üstelik erkekler için frak, kadınlar içinse siyah tül peçe ve koyu renk elbiseler kiralamayı da ihmal etmedi.

Ulaşım şirketleri kendi seyahat acentalarını kurmaya başladı zamanla. Tur programları giderek zenginleşiyor, acentalar yoğun bir reklam faaliyeti içine giriyorlardı. Toulouse-Lautrec gibi sanatçılar, seyahat afişleri hazırlıyor, gazeteler, kültür sayfaları ve ilanların da yer aldığı gezi ilaveleri veriyordu. Hediyelik eşya üreten yeni ve karlı bir sektör ortaya çıkmış, eski kartpostal ve gravürlerin yerini fotoğraf almıştı. Geze rehberlerinin baskısı çoğaldıkça sayfa sayısı azalıyor; içerikleri daha nesnel hale getiriliyordu. Nihayetinde ekonomik düzen, insanlığın en eski özlemini ele geçirmiş, seyahat "her şey dahil" satın alınabilen bir mala dönüşmüştü. Turizm başlı başına dev bir sektördü artık.

"Alternatif turizm" modelleri ve kumar tutkusu

19. yüzyılda, özellikle kumarhanelerin bulunduğu beldeler büyük bir ziyaretçi akınına uğradı. Yeni zenginler, fayton, valiz ve şapka kutularıyla aristokratların gittiği kaplıcalara giderek, onlara öykünüyordu. Kaplıcalara giden sonradan görme zengin güruhu piyasa yapma fırsatı buluyor, kumarhanelerde rulet oynayarak, ekonomik güçlerini sergiliyorlardı. Kaplıcaları şifa arayan hastalardan ziyade, aristokratlar, yükünü tutmuş fabrikatör ve rantiyeciler, burjuva özentisi sonradan görmeler ve iflah olmaz kumarbazlar dolduruyordu. Çeşitli ülkelerden gelen "parlak" bir topluluk her sene içmeleri ve kaplıcaları dolduruyordu. Su gibi para akıtılıyor, ev kiralanıyor yahut lüks otel odalarında kalınıyordu; elbette sıkı bir unvan, statü ve servet ayrımına uygun olarak.

İsviçre hayranlığı ve spor tutkusu Alpler'deki dağcılığın temellerini oluşturdu. 1857 yılında Londra'da ilk Alp turist kulübü kuruldu. 1856-1863 yılları arasında Alpler'deki sayıları elli beşi aşan ve daha önce hiç kimsenin bilmediği doruklara tırmanan İngiliz dağcıları çığır açtı. Yeni bir doğa duygusu oluşuyordu; romantik doğa tutkusunun yerini doğaya meydan okuma anlayışı almaya başladı. İnsan doğanın bir parçası mıdır yoksa doğa alt edilmesi gereken bir düşman mı? İşin çivisi çıkıyordu. 1893'te İsviçre'de ilk kayak fabrikası kuruldu. Kayakların spor amaçlı kullanımı hızla yaygınlaştı ve kış sporları ortaya çıktı. Akabinde ikinci bir tatil imkanı ve sezonu tabii...

Köşkleri andıran büyük palas oteller, özel sanatoryumlar, pansiyonlar, işaretlerle donatılmış yollar, dağ rehberleri, kurtarma ekipleri ve kayak öğretmenlerinin hazır ve nazır oldukları kış spor merkezleri kuruldu. İsviçre'nin 1882'de 4.2 milyon olan yatak kapasitesi , 1910'da 22 milyona çıktı.

Artan sanayileşmeyle birlikte, karanlık fabrikalardan, boğucu atölyelerden ve havasız dairelerden çıkıp doğaya açılma ihtiyacı zorunluluk halini aldı. Kent dışına geziler, kafeler, büyük bahçeler, ailece geçirilen Pazar günlerinin değişmez mekanları haline geldi. Yüzyıl dönümünde büyük bir günübirlik yürüyüş hareketi ortaya çıktı, zira yaz tatili hala pek az kişiye nasip oluyordu. Memurlar ve işçiler ancak 20. yüzyılda (uzun tartışmalar sonunda) yasa ya da toplu sözleşmeler uyarınca ücretli izin hakkını elde edebildiler. Bu durum, tatil kavramını ve bugünkü niteliğiyle turizm kavramının ortaya çıkmasını sağladı. Bilin bakalım kim kazandı?

Otomobil : Son darbe

İlk otomobilli gezginlerden birisi olan Bierbaum; 1902'de, pardösüsü, koruyucu gözlüğü, ve yağmur tentesiyle, sekiz beygir gücünde olan ve saatte ortalama 25-35 km hız yapan bir arabayla Berlin'den yola çıkarak, Prag ve Viyana üzerinden İtalya'ya gitmişti. Bierbaum "Otomobille Duygulu Bir Yolculuk" adlı günlüğünde insanları hayrete düşüren ve sansasyon yaratan otomobiliyle çıktığı üç ay süren geziyi anlatmıştır. O dönemde yolların bozukluğu nedeniyle sürekli patlayan lastiklerin yanı sıra, yakıt kıtlığı (İtalya'da benzin hala eczanelerde litreyle satılıyordu) ve ateşleme sorunları yüzünden sık sık mola vermek zorunda kalmıştı.

İsviçre'den geçtiği sırada iri bir polis tarafından hışımla durdurularak , arabasının önüne öküz bağlamadığı için para cezası ödemek zorunda kalmıştı. Kendi kendine hareket edebilen bu araca o bölgede yürüyüş temposunda gitmesi emredilmişti. Elbette bu direniş uzun sürmedi, 1912 yılında ilk karayolları haritası yayımlandı. Otobüsler, küçük trenlerin yerini almaya başlamış, küçük kaplıca ve plajlara yolcu taşımaya başlamışlardı. Kamping yerleri, basit çadırların yanı sıra, konforlu karavanlarla doldu giderek. Bir zamanların alay konusu olan "atsız arabalar" turizm trafiğinin en önemli taşıtı haline geldi.

Bugün ve yakın gelecek: Iskalanan ruh

İnsanlığın en eski düşü, havada bir kuş gibi süzülme arzusu , balonları, pervaneli uçakları, helikopteri, ses duvarını aşan jetleri icat etti. Son yirmi otuz yılda uçaklar Atlantik hattındaki gemilerin yerini aldı, ünlü lüks gemiler de dev yüzen otellere dönüştü.

Motorlu taşıtların sayısındaki artışı karşılayabilmek için, daha güçlü otoyol ağları inşa edildi. Otobanlar, köprü ve tünelleriyle uluslar arası transit yollar, otopark ve dinlenme tesisleri kuruldu. Öyle bir trafik oluştu ki, yeni bir kavimler göçü yaşanıyor sanki.

ABD'deki seyahat acentaları aya ve uzaya tur rezarvasyonları yapıyorlar artık. İlk uzay turisti Baykonur uzay üssünden havalandı, sağ salim dünyaya döndü. Japonlar, altmış kişilik bir "space hotel" i dünya yörüngesine oturtmanın planlarını yapıyor.

Amerikalı bilim adamları altmışlı yılların sonundan beri,sanal dünyaların keşfiyle uğraşıyor. Bilgisayar teknolojisi, insanların siber uzayda hareket etmelerini olanaklı kılmaya başladı. Yakın bir zamanda bilgisayarı olan herkes, kendisinin seçtiği bir araç içerisinde seyahate çıkabilecek. Sanal bir dünyada, bilgisayar kaskı ve eldivenleriyle yabancı yerlere, oraya hiç ayak basmadan dolaşabileceğiz, ne mutluluk!

Belki de Alexander von Villers şikayet etmekte haklıydı: "Para, para, sırf para. Böyle bir şeye kim dayanabilir ki? Kimse bana böyle bir seyahatin zevkli yanlarından bahsetmesin, kesinlikle inanmam. Bir Tizian'ı görmeyi müze görevlilsine mi borçlu olacağım? Hayır kalsın; siklamenlerin, fındıkların ve yabangüllerinin açtığını görmeyi tercih ederim."
(e-kolay Haber)
579
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.