Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Sedefin yeni serüveni

Sedefin yeni serüveni

20. yüzyıla doğru İstanbul'da sedef kakmacılığının etkisinin azalmasına karşın, yine aynı yüzyılın ikinci yarısında Gaziantepliler, bu sanatı İstanbul'dan devralarak sürdürmeyi başarmışlar.

Ünlü sosyolog Mübeccel Kıray, "Kentleşme Yazıları" adlı eserinde, 20. yüzyılın, modern sanayi toplumları için örgütler çağı olduğunu belirtiyor. Ardından da "Modern sanayi toplumu, her an kendini örgütlemeye hazırlıklı oluşuyla varolur" diyerek, toplumsal örgütlenmenin önemini vurguluyor.

Öte yandan, sosyolojik açıdan ilişkilerin bu denli kolay gelişmediğini de ayrıca belirtmek gerek. Örneğin yine Mübeccel Kıray açısından bakınca; "Toplumsal yapısal gelişim, doğası gereği, gitgide karmaşıklaşır. Örgütler genişlerken ve karmaşıklaşırken, gerçekleşen en önemli değişimlerden biri de yönetsel aygıtın gelişmesi ve iş bölümünde uzmanlaşmanın artmasıdır" şeklinde bir sonuca da ulaşmak mümkün, Günümüzde Türkiye, bu sosyolojik modellemeye ilişkin örneklerle ne kadar doludur, burası biraz tartışmalı. Ancak bugün Gaziantep'te, bu özel yapılanmayı çağrıştıran ve özellikle alt gelir gruplarının zorlamasıyla sanayileşme sayılabilecek bir örgütleşme süreci izlenebiliyor.

Gaziantep'te, yaklaşık 50'nin üzerinde sedefçilikle uğraşan farklı boyutlarda irili ufaklı işyeri var. Burada çalışanların sayısı l .500 civarında ve aileleriyle birlikte bakıldığında bu sayı 5.000'i bulabiliyor. Günümüzde ulaşılan noktada sedefçiler, kendilerine bir de, "Antika Tüfek ve Sedef Kakmacılar Odası" adıyla dernek bile kurmuşlar. Sedefçilik denince küçük bir açıklama daha yapmak gerekiyor, çünkü terim, sanki Gaziantep'te eski geleneksel bir "el sanatı" ile karşı karşıya olduğumuz izlenimini veriyor. Oysa sedefçiliğin ya da sedef işletmeciliğinin Gaziantep'te bir geleneği yok ve hiç olmamış. Dahası dışarıdan bir usta ya da becerikli bir girişimci tarafından da kente getirilmemiş. İşte sedefin Gaziantep serüveni sayılabilecek ilginç sosyolojik ve antropolojik yönü de burada ortaya çıkıyor.

Gaziantep'te sedefçiliğin başlangıcında üç isim öne çıkıyor: Arif Demir, Remzi Demir ve Mehmet Bıyık. Üç usta da günümüzde sağ, ancak bu kişileri, en azından başlangıçta "usta" diye tanımlamak, büyük bir yanılgı. Çünkü sedefçiliğin başlangıcında Gaziantep'te konunun bir ustasının henüz bulunmaması bir yana, tutunduğu dönemlerde de, bu üçlü, usta tanımının çok ötesine geçmişlerdi. Gaziantep sedefçiliğinin ilk çıkışı
1960'lı yılların başlarına denk geliyor. Her üç ustanın da kendisine göre başlangıç anıları var. Ancak ortak ve benzer yaklaşım; antik sayılabilecek, eski tüfek, tabanca ve kılıç gibi eşyaların tamir edilmesi sırasında, sedeften yapılmış bölümlerinin onarımında ortaya çıkmış Gaziantep sedefçiliği.

Bunun da kendi içindeki öyküsünü Remzi Demir şöyle anlatıyor: "Kaçakçılığa engel olmak için bu yıllarda Güneydoğu sınırı mayınlanıyor, sınırdaki tarlalar da bedeli karşılığında kamulaştırılıyordu. Kilisli bir aile de bu sıralar, özellikle pistol ve tüfekler toplayıp Ankara'ya İstanbul'a satmaya uğraşıyordu. Ama bunların önemli ölçüde tamir edilmesi gerekiyordu ve bizler de bunları sedef dahil her yönden onarıyorduk. Bu aile bir süre sonra Gaziantep'i bırakıp İstanbul'a yerleşti.

Biz de birkaç usta, kendi başımıza bu işi kotarmaya çalıştık. Antika pistolleri toplayıp tamir ederdik. Özellikle İstanbul Kapalıçarşı'da Süryani ve Yahudi satıcılar bunları adeta elimizden kaparlardı." Gaziantep sedefçiliğinin İstanbul etkili yönünü antropolog Phillip Kottak gelenek-kültür bağlamında şöyle yorumluyor: "İnsan toplulukları, sadece alışagelmiş toplumsal etkinlikler ve ilişkiler çerçevesinde değil, aynı zamanda ortak bir geleneğe açık olma yoluyla da örgütlenirler."

"İstanbuliye tarzı"
Remzi Demir, 1966''larda bunun Gaziantep'te bir iş olarak kabul edilmediğini ve çırak bile bulamadıklarını söylerken, işler de yavaş yavaş rayına oturmaya başlamış. Öyle ki, Mehmel Bıyık da aynı dönemde İstanbul Kapalıçarşı'yla çalışmaya başladığında, alıcılar kendisine, "İstanbul 'daki müzeleri bir gez de, bize daha başka neler yapabilirsin bir görelim" demişler. Böylelikle bütün ustalar İstanbul müzelerindeki özellikle sedef kakma eserleri inceleyerek, benzerlerini yeniden Gaziantep'te üretmeye başlamışlar.

İşte bu nedenle, Arif Demir sedefçiliğe bu dönemde "İstanbuliye" dendiğini vurgulayarak, "Bu İstanbuliye tarzı, Mısır ve Suriye'de yapılandan çok farklıydı ve günümüzde bizim burada yaptığımız işler, bu İstanbuliye'nin Antep'teki devamından başka bir şey değil." Tabii işler ilerleyip geliştikçe, model ve esinlenenin de sınırları genişlemiş. Arif Demir, sedef işlemeli bir "Osmanlı mavzerinin" yapılışını ve sedeflerini incelemek için, Antep'ten Maraş'taki müzeye üç defa gittiğinde, bekçi onun tüfeği çalmasından bile kuşkulanmış.

Gaziantep işi İstanbuliye sedefçiliğinin Suriye, Mısır, Uzakdoğu ve Kuzey Afrika'daki sedef işçiliği ile aralarında önemli ölçüde ayrılıklar bulunuyor. O nedenle Gaziantep işçiliğinin özel bir tarzı olduğu bile söylenebilir. Bu fark daha çok yapım tekniği, motif çeşitliliği ve sedef uygulanan alanın kullanımı biçiminde ortaya çıkıyor. Gaziantep İstanbuliyesi'nde sedefler kakma-kazıma yöntemiyle imleniyor ve seçilen ahşap malzeme ise, tartışmasız "ceviz ağacı" olmalı.

Sedef işlemeler için seçilen malzeme, öncelikli olarak tatlı su midyesi, ikinci olarak da deniz midyesi kullanılıyor. Tatlı su midyesinin kalın ve beyaz olması ve taşlanma sırasında kolay kırılmaması, ilk tercih nedeni olmuş. Deniz midyesi ise griye çalan rengi ve yüksek kırılganlığı nedeniyle fazla tutulmuyor. Ancak, tropikal denizlerden gelen renkli midyelerde epeyce tutuluyor. Gaziantepli ustaların deniz ve tatlı su midyesi dışında, uygulamada kemik ve boynuz gibi tercihleri de var. Suriye ve Mısır gibi Arap ülkelerinde ise, süsleme malzemeleri arasında polyesterin de bulunması, kaliteyi düşürüyor.

Gaziantep İstanbuliyesi sedef işçiliğinin bir başka önemli yanı da, motiflerin etrafına bir sınır hattı gibi sarı ve beyaz metal telden ince bir kontürün yerleştirilmesi. Sarı metal pirinçten; beyaz kontur, gümüş ya da alüminyum telden kakılıyor. Arap ustalar ise, kontur çizgilerini dökme kurşunla gerçekleştiriyorlar, bu da desene kaba ve eğri büğrü bir görüntü veriyor. Sedefleme işlemi bittiğinde, Gaziantepliler malzemeyi parlatmak için üç kat "gomalak" denilen özel bir cila kullanılıyorlar. Gomalak cilaya zeytinyağı da karıştırılıyor ve bu karışımın ahşabı tüm haşere ve böceklerden yüzyıllar boyu koruduğu söyleniyor. Suriye ve Mısır'da ise vernik sürülüyor.

Vernik tüm malzemenin yüzeyini parlatıyor, ama malzemenin içine işleyen ve ona destek veren bir özelliği yok. Gomalak ise ahşabın içine işleyerek derinlemesine koruyor. Gaziantep'teki en önemli ayrılıklardan birisi de, motifler kadar ahşabın da belli bir görsellik içinde kullanılması. Yani, zemindeki koyu renkli ceviz ağacının da görünmesi önemli, böylece üzerindeki beyaz renkli sedef motifler daha çarpıcı biçimde öne çıkıyor. Arap ustalar ise, tüm yüzeyi iç içe geçmiş minik süslemelerle doldurup, tam anlamıyla "arabesk" bir görüntüye ulaşıyorlar. Bir başka deyişle, Suriye ve Mısır işçiliğinde malzeme adeta motiflere boğulmuş bir duruma getiriliyor. Böylece ağaç yok ediliyor. Tabii, bunun anlamı, söz konusu motiflerin önceden bir polyestere basılıp kullanılması, sanatın turizme feda edilmesi demek. Sedef ve plastiğin sınanması için Antepli ustalar, bir iğnenin çakmakla ısıtılıp sedefin üzerine batırılmasını öneriyorlar. Eğer sedef yerine plastik kullanılmışsa, sıcak iğne doğrudan malzemenin içine batıyor.

Ceviz ağacı ve malzeme
Ayrıca Antep'te ceviz ağacının iki yıl gibi bir süre bekletilip fırınlanması da önemli bir fark; aksi taktirde sedefler bir süre sonra yuvalarından dökülebiliyor. Gaziantep'te sedefin yerleştirilmesi, sıvama denilen yöntemle yapılıyor. Bunun için, kesilmiş sedefler ceviz ağacının talaşı ile beyaz tutkal karışımı özel bir yapıştırıcıyla tutturuluyor. Karışımın başka bir yararı da, tüm desenler arasındaki olası mikroskobik boşlukların özgün maddeyle kaplanıması. Bu yöntemle yapıştırılan sedefler ile tüm yüzey, 4 ya da 5 kez birlikte, ama farklı zımparalarla zımparalanarak cilalanmaya hazır hale getiriliyor. Arap geleneğinde ise, sedefler motiflere sürekli telle birlikte işleniyor. Yani tellerin kontur hattı oluşturma dışında, sedeflere destek işlevi de var.

Bu da görsel açıdan bir kalabalıklık oluşturuyor. Oysa sedef eşyalar üzerindeki tel işçiliği Gaziantep'te de önemli, ama buradaki ustalar işledikleri teli sedefin birkaç milim dışında tutarak, onu sedefi tamlayan fazladan bir süsleme öğesi olarak kullanıyorlar. Ancak, Gaziantep'te "telkari" denilen ve telin, ahşabın bazı geniş boşluklarında kendi basma bir küçük bezeme olarak kullanımı da var. Tel, önceden keskiyle açılmış kanallara özel tahta tokmakla hafifçe dövülerek yerleştiriliyor. Telin, İstanbul'daki kullanımına baktığımızda, sedefkarların amaçları şöyle sıralanabilir: Öncelikle, teller ince çekilmiş gümüşlendi ve tahta ile sedef arasında dekoratif bir geçiş sağlıyordu. Tellerin diğer amacı, sedefin üzerine ışık yansıtmasıydı. Teller ağaçtaki gevşemeyi engellediği gibi, yuvanın boyutlarının da sabit kalmasını sağlayarak, mıhlamaya yardımcı oluyordu.

Gaziantep'in asıl önemli özelliği ise, başlangıçından beri sedef işçiliğinin gün geçtikçe gelişip incelmesi, yani uzmanlaşmaya doğru giden eğilimi. Bunu, ustalığın gelişmesi diye nitelemek mümkün. Sonucu olarak, morinerde de, eskiye göre artan bir çeşitlilik gözleniyor. Gaziantepli ustalar Arapların yaptığı sedefleri biraz kabaca buluyorlar. Sedeflerin biçimlenip işlenmesinde ise, çark ve taş kullanılıyor. Aynı sistem önceleri de ayakla işleyen çarklarla yapılırmış, ama günümüzde bu iş için elektrik kullanılıyor. Gaziantep'te bu işin "eskisi" yok. Osmanlı geleneğinde sedef kakma için ceviz ağacının yanında gül ağacı da kullanılıyormuş. Tabii şimdi gül ağacını bulmak olanaksız.

Kültürün önemi
Gaziantep'te geleneği olmayan bir el sanatını sıfırdan başlayıp, neredeyse bir endüstri durumuna getiren kentliler, şimdi önlerinde daha büyük ve yeniden açılım sorunuyla karşı karşıyalar. Bu da, antropolog Bozkurt Güvenç'in deyimiyle, önce "kültürlenme" sorunu gibi duruyor. Prof. Güvenç'in dediği gibi; "Kültürleme var olanı iletirken, kültürlenme yepyeni kültür nüvelerinde yeni filizleri yaratır ve besler."

Gaziantepli ustalar, yıllar önce yeni kültürlerin zorlamasıyla yeni değişimleri gerçekleştirmişler. Değişimin temelinde yatan benzer zorlama, aynı kişi ve kuruluşları bu kez de, daha yeni bir toplumsal değişim için zorlamaya başlamış. Sorunun bu yönü ise, tam anlamıyla sosyolojik gibi. Kırk yıl gibi kısa bir sürede önemli düzeye getirilen sedefçiliğin endüstri olarak gelişimini sürdürebilmesi için, kent sınırlarını aşması gerek. Oysa üreticilerin aile isimlerine baktığımızda, tüm üretimin birkaç ailenin elinde toplandığını görüyoruz. Özellikle bu işi kuranlar, ailelerini bir arada tutmak için işin dışarı açılmasını da pek islemiyorlar.

Örneğin Mehmet Bıyık'ın Almanya'da bir oğlu ve bir kızı bulunuyormuş ve bunlar orada bir satış mağazası açmak istemişler, ama babaları; "hiç geri dönmezsiniz" diyerek kabul etmemiş. Tabii sedefçilik aynı zamanda yoğun bir turizmin varlığını da gereksiyor, ama Gaziantep yeterince turist çekemiyor, dahası bu konuda yöneticilerde özel bir çaba yok. Bu durumda Prof Dr. Mübeccel Kıray'ın başta modern sanayi toplumları için yaptığı saptamayı yeniden anımsamak gerekiyor: "Yönetsel aygıtın gelişmesi ve işbölümünde uzmanlaşma"... Gaziantep sedefçilik endüstrisinde geleceğin biçimlenmesi, yeni bir toplumsal değişimin odağında düğümlenmiş gibi görünüyor. Daha açık bir anlatımla kültürün, yönetimin ve toplumun yeniden değişimi sağlandığında; sedefçilik de daha ötelerdeki gelişimini gerçekleştirecek görünüyor.

Sedefkârlık
Çeşitli ağaç türleri üzerine sedef yapıştırmak, kakmak ve mıhlamak yoluyla yapılan ağaç işleri tekniği. Bazı örneklerde sedefin yanı sıra bağa, fildişi, kemik, metal, doğal kristal, çini vb. süsleyici malzemenin de kullanıldığı görülür. Bu teknikle yapılmış parçalar arasında el sanatı, süsleme sanatı örneklerinin yanı sıra, güzel sanatlar düzeyine ulaşmış eserler de vardır. İki boyutlu bir yüzey çalışması olarak uygulanan kakmacılıkta, süslenen eşyanın bazen üç boyutlu olması ve ustaların nesneye bir bütün olarak yaklaşması, bu teknikle süslenmiş üç boyutlu tasarımların oluşmasını sağlamıştır.

Yakın bir geçmişe kadar geleneksel Türk sanatları kapsamı içinde kendine özgü bir yeri olan sedef kakmacılığın, değişen yaşam biçimi, estetik beğeni ve iç dekorasyon modasının getirdikleriyle, toplumdaki etkisi giderek azalmıştır. Oysa Osmanlı İmparatorluğu döneminde İstanbul'da kapı kanatları, dolap kapakları, çekmece, raf, korkuluk vb. mimariye bağlı objelerin yanı sıra minber, kürsü, rahle, Kuran muhafazası vb. dinsel nesneler; saltanat kayığı, ferman kutusu vb.. törenlerde kullanılan nesneler ve lambalık, kavukluk, ayna çerçevesi, paravana, sehpa, koltuk, masa, çalışma masası, sandalye, sandık, mücevher kutusu, ud, kanun, saz, nalın ve birçok eşya sedef kakmacılıkla süslenmişti. Sedef kakmacılıkta abanoz, ceviz, karaağaç, elma, armut, kayısı, gül, kiraz ve başka ağaçlar seçiliyordu. Sedef olarak ise çeşitli boyutlarda pembe, beyaz, gri doğal midye kabuklarından kesilen sedefler arusak (boyalı sedef); iri deniz kaplumbağalarının karın derisinden elde edilen sarı hareli kahverengi bağalar, fildişi ve bazı hayvan kemikleri kullanılıyordu.
Taşınmaz nitelikteki örnekler arasında I. Selim Türbesi'nin kapı kanatları, Ayasofya'daki II. Selim Türbesi, III. Murat Türbesi'nin birinin üst tablasında Dalgıç Ahmet Ağanın adının geçtiği kitabe bulunmaktadır. Bir diğer taşınmaz sedef kakmacılık örneği de, 1805 tarihli Eyüp'teki Minrişah Sultan Türbesi'nin şebekeleridir. (İstanbul Ansiklopedisi - C, 6- özet-)
(Focus)
596
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.