Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Sanat ve tekne iki kadın gibi

Sanat ve tekne iki kadın gibi

Ata Demirer, yaz aylarını her yıl olduğu gibi yine Bozcaada'da, Küçük Orfoz adlı teknesinde geçiriyor.

Kendini denizi seven bir balık meraklısı olarak tanımlayan Demirer, "Sanat ve tekne iki ve birbirlerini de çok kıskanıyorlar. Denizdeyken sahneyi özlemiyorum, sahnedeyken de denizi... Ama bir anda diğerini canım çekmeye başlıyor" diyor.

Yacht Türkiye dergisi, Ata Demirer'le, yazlarını Küçük Orfoz ismini verdiği teknesiyle koyun koyuna geçirdiği Bozcaada'da buluştu. Kendini "denizi seven bir balık meraklısı" olarak tanımlayan Demirer, sanat ve tekne tutkusunu ve denizde geçirdiği zamanları anlattı.

Tekneyi kendiniz mi kullanıyorsunuz?
Kendim kullanıyorum. Bir asistanım var, ona öğrettim biraz da. Zaten sadece kıyıya yanaşırken birine ihtiyacım oluyor. Onun dışında oto-pilot olduğu için, seyirde pek gerekmiyor. Ama tabii denize yalnız çıkılmaz, o yüzden genelde ikimiz takılıyoruz.

Ne zaman keşfettiniz denizci bir ruhunuz olduğunu?
Bende balıkçı ruhu var aslında; yani denizi seven bir balık meraklısıyım diyebilirim. Denizde seyretmek, ancak bir yelkenli sahibi olunca zevkli hale gelmeye başladı. Benim eski kayıkta, gür gür gür motor sesinden pek bir şey anlamıyorduk. Ama yelkenliyi yeni aldığımızda, Turgutreis'te ilk apaz seyrini yapınca... Yaklaşık 7 bar hava vardı ve o havada çıkmak tam delilikti, ama yanımda da Bodrum'un delileri vardı. "Deneyelim, tam havası" dediler, çıktık. İşte o gün áşık oldum yelkenliye, özellikle de tırhandile.

Çocukluktan kalan bir şeyler de vardır herhalde...
Mudanya'da, Bursa sahillerinde büyüdüm ben. Ufacık bir çocukken bile sürekli suyun altındaydım. Ama deniz yüzünden çok para kaybettiğimi söyleyebilirim.

Ahşap tekne çok harcatır derler, ondan mı?
Teknenin yediği helali hoş olsun. Ben yazın çalışmıyorum ya, ondan para kaybediyorum. Ama ne yapayım, hakikaten yani, yaz benim ve teknemin, aramıza kimse giremez. Beni çok heyecanlandıracak bir proje olmazsa, tekneyi marinaya bağlayıp da haziranda, temmuzda, ağustosta hayatta gidip çalışmam.

Uzun soluklu gezi hayaliniz var mı? Mesela bir dünya turu...
Uzun süredir düşünüyorum bunu. Ama benim bir yerleri dolaşmaktan çok, sevdiğim insanlarla deniz üzerinde vakit geçirme hayalim var. Bizim hayatımız, sanat işleri yani, biraz yalnızlıktır. Dostlarla güzel her şey! Tekneden dostlar eksik olmasın.

Bütün kışı tekneye kavuşma hayaliyle mi geçiriyorsunuz?
Yo, sahneyi de çok severim ben, ama özellikle nisan ayı falan geldiğinde kudurmaya başlıyorum! Eylül gelince de bu sefer doygunluk hissiyle karışık bir hüzün başlıyor. Marinaya bağlayınca tekneyi, bir hafta geçiyor geçmiyor, doymadığımı hissediyorum. İnsanoğlu nankör tabii!

Seyre çıkmadığınızda bütün gün ne yapıyorsunuz teknede?
Teknede iş bitmez. Sürekli bir şeyleri takıyorsun kafaya, şunu düzelteyim, bunu temizleyeyim... yapıyorum mesela çok sıkılırsam. Müzik dinliyorum çok fazla, denize girip çıkıyorum sürekli. Sualtı işi yapıyorum, yani dalıyorum, altını temizliyorum, tonoza bakıyorum, balık avlıyorum... Bakıyorum ki saat altı buçuk olmuş, hemen hızlıca bir duş, haydi meyhaneye! Yani gün çok çabuk bitiyor. En sevdiğim saatler sabahları ve akşam beşten sonra...

Şu saatte yatarım kararınız var mı, yoksa muhabbetin sürdüğü yere kadar mı?
Genelde erken yatmaya çalışırım denizdeyken. Çünkü teknenin gününü kaçırmak ıstırap verici oluyor. Bir bakıyorsun saat yarım olmuş, gitti sabah! Eşimiz dostumuz çok burada, pek vakit de bulamıyoruz yalnız kalmaya...

Çok mu istiyorsunuz yalnız kalmayı?
Teknedeki yaşam balkonda yaşıyoruz hissi vermemeli. Düşünsene herkes güvertede, çay, kahve, dip dibe, bunalırım ben. Seyir yapıp, dalışa gidip, sevgilinle öpüşüp koklaşıp, yemek yiyip filan akşamüstü limana dönmeyi seviyorum. Çok ıssız bir koyda kalma fikri de hoşuma gitmiyor. O herhalde sahne hayatımla ilgili bir şey, insanları seviyorum ve eğleniyorum çok. Ama şu çok zevkli oluyor: Gece kelle kafa tekneye dönüldüğünde, bir litre suyu güvertede yavaş yavaş içerek denizi seyredip hafifçe ayılmalar var. Veya bir çay demleyip oturup seyretmeler... Harika şeyler!

Denizciliğin işinize katkısı oluyor mu?
Tam tersine, zararı oluyor. Sanat ve tekne iki kadın ve birbirlerini de çok kıskanıyorlar. Denizdeyken sahneyi özlemiyorum, sahnedeyken de denizi... Ama bir anda diğerini canım çekmeye başlıyor. Bazen denize fazla mı takıldım diye düşünüyorum, işe ağırlık veriyorum. Biraz doyuma ulaşınca, "Abi yeter, ölümlü dünya, koç gibi tekne yatıyor orada" diyorum. Gerçi iş gibi görmüyorum mizahı, ama salt mizahla da yaşamıyorum. Öyle yaşasaydım herhalde çok daha başarılı bir adam olurdum. Ama bundan pişman değilim.

Orfoz vurdum elim parçalandı
Teknenin adı Rahmetli Yaman Koray'ın Büyük Orfoz isimli kitabından geliyor. Çocukluğumda okumuştum; o büyük orfozun hikayesini çok sevmiştim. Orfozun vurulması ve ondan sonra her şeyin kötüye gitmesi... Çocukluk çağlarımda kendimi tutamayıp sıkmıştım bir küçük orfoza, vurmuştum da. O an yaşadığım pişmanlığı anlatamam... Bebekti çünkü, iki üç kiloluktu ancak. Aynı gün elim parçalandı, banyoda düştüm. Hikayedeki gibi... Sihrine inanıyorum yani orfozun. Küçük orfoz öyle değil, her an görebilirsin suyun altında. Biz her sene akvaryumdan orfoz satın alıp salarız burada. Hatta bazen bir arkadaş atıyor denize, ben sualtından bakıyorum ne yapıyor diye...

ACISIZ BEŞ DAKİKADA ÖLÜM BENİM TEKNEMDE MÜSAİTTİR
Bir Yorgo Amcamız vardır, Prinkipo isimli tırhandiliyle Büyükada'dan bazen tek başına, bazen arkadaşlarıyla gelir. Geçen gün teknesine gittim, "Bu tekneye bir yazı asacağım" dedi: "Acısız beş dakikada ölüm, benim teknemde müsaittir." Çünkü geçen sene buraya beraber geldiği iki arkadaşı da kalp krizi geçirip beş dakika içinde ölmüş, hem de Prinkipo'dayken. Biri 50'li, diğeri 60'larındaydı; Yorgo Amca ise 70'in üstünde. Yorgo Amca ikisinin ismini beze işletip direğe faça etmiş.
(Hürriyet)
514
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.