Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

'Sahne çok tehlikeli'

'Sahne çok tehlikeli'

'Jeanne d'Arc'ın Öteki Ölümü' isimli oyunda Tanrı'yı canlandıran Haluk Bilginer, 'Sahne tehlikeli, kamera önünde oynamaya benzemiyor' diyor.

Söylemesi ayıp, son yıllarda tiyatroyla aram pek iyi değil. Lakin, Haluk Bilginer ile söyleşi yapmak için bir mecburi hizmet yaptım. Oyun Atölyesi'nin yeni oyunu 'Jeanne d'Arc'ın Öteki Ölümü'nü izledim. Sandım ki, önceden Jeanne d'Arc'ın çilesi gibi çile çekecektim iki saat. Öyle olmadı Allahtan. Sahnede, Bilginer, Güven Kıraç, Tülay Ünal o kadar başarılıydılar ki, neredeyse oyunun bir adım ötesindeydiler. Yani aşmışlar olayı arkadaşlar. Yönetmen Kemal Aydoğan öylesine güzel bir kurgu yapmış ki, oyun nasıl başladı, nasıl bitti fark edemedim. Günümüzün 'insaniyet' durumu ancak bu kadar güzel özetlenebilirdi.

Oyun her açıdan ilginç. Şöyle ki, Haluk Bilginer Tanrı rolünde bir kere, düşünün. Güven Kıraç elinde baltayla dolaşan bir cellat. Ki, git kafanı kestir adama, o kadar sevimli yani. Tülay Ünal ise yine ödülleri toplayacak herhalde, bana öyle geldi. Konuya girelim ve Haluk Bilginer'e soralım bakalım.

Tanrı'yı canlandırmak nasıl bir şeydir?
Sahne çok ciddi bir iktidar alanı. Tanrı'nın bulunduğu yer de öyle ama oyuncu bu iktidar duygusunu sahnede ya da kameranın önünde tatmin ettiği için, Allah'tan başka türlü iktidarlara heves etmiyor. Bizim bulunduğumuz yer sahne, o bizim kurtarıcımız. Biz başka şeylere heves etmiyoruz. Başka türlü, abuk sabuk iktidarlara heves etmiyoruz.

Role fazla konsantre olup hani kendinizi böyle Tanrı gibi hissettiğiniz oluyor mu?
Bir aktör olarak diyorum ki, 'Ben asla senden daha üstün değilim. Asla bulutlar üzerinde değilim. Ben de senin gibi bir insanım. Benim tek farkım, senin ve benim insanlığımı bize gösterecek yetileri edinmiş olmam. Bu tecrübeyi edinmiş olmam. Ben şimdi sana bunu göstereceğim. Senin de başka bir konuda başka yeteneklerin var, sen de bana başka yetenekler gösterebilirsin. Ama şurada, şu iki saat içinde ben ve sen eşit iki insanız. Ben sadece seni sana göstermenin tecrübesini edindim. Eğitimini aldım, bunu nasıl yapacağımı biliyorum. Şimdi sana bunu göstereceğim. Yargılama hakkına yüzde yüz sahipsin ve ben buraya çıktığım zaman ciddi bir iddia ile çıkıyorum ve diyorum ki ben sana iki saat bir şey anlatacağım ve seni eğlendireceğim.' Sahne çok tehlikeli bir yer çünkü çok iddialı. Böyle bir iddiayı taşıyamıyorsan sahneye çıkmamalısın. Ve bu yüzden sahne korkusuyla yıllardır sahneye çıkamayan ne oyuncular var. Çok tehlikeli bir yer, hakikaten çok tehlikeli bir yer. Öyle kamera önünde rol yapmak gibi değil. Bunun tekrarı yok, hayat gibi, tek plan.

Kusura bakmayın ama sonucunda yalan değil midir tüm bunlar, bir oyun değil midir?
Asla yalan söylemiyoruz. Sahnede yapılan şey hayattakinden de daha gerçektir. Sebebi de şudur, Çetin Altan'ın bir örneğini vereceğim; 'Biz gerçek hayatta bir cumhurbaşkanına, ya da genelkurmay başkanına karısının hakaret ettiğini asla göremeyiz.' Ama bu gerçektir. Mutlaka oluyordur. Sadece sahnede görebilirsiniz. Karısı diyebilir ki 'Ulan sen cumhurbaşkanı oldun diye adam mı sanıyorsun kendini.' Şimdi bu gerçek değil midir? O zaman sahne gerçekten daha gerçektir. Bizim bunları gerçek hayatta görme olasılığımız yok, sahnede görebiliriz. Onun için sahne daha gerçek ve daha doğru bir yerdir. İnsanı daha doğru anlatan bir yerdir. Çünkü insan özel yaşamında maskelerle dolaşır, ister istemez. Bu illa ki ikiyüzlülük demek değildir. Bir takılır, cumhurbaşkanı maskesidir, genelkurmay başkanı maskesidir, başbakan, aktör, gazeteteci, ıvır kıvır. Ama sahne o maskeden kurtulduğunuz tek yerdir. Maskelerin çıkarıldığı, ruhumuzu soyabildiğimiz tek yerdir. Ve sahnede ruhunu soymak da çok ciddi cesaret isteyen bir iştir ve öyle striptizcinin vücudunu teşhir etmesi gibi bir şey değildir. Ruhunu teşhir ediyorsun. Zor bir iştir ama çok keyiflidir.

'Tanrı olsaydım!'
Haluk bey söylemesi ayıp Tanrı rolüne nasıl hazırlandınız, nasıl etkilendiniz bu rolden?
Altı ay Tanrı'yı gözlemledim. Aktörler bir efsane yaratmak uğruna, ya yalan söylüyorlar, ya da ciddi ruh hastaları. Çünkü bu ciddi bir durum. Üçüncü bir şık yok. Yalan söylemeye ne gerek var? Doğru düzgün bir iş yapıyoruz. Ben sadece sahnede iki şey yapıyorum diye niye senden daha üstün olayım? Bu ne biçim yalandır ya, yok böyle bir şey. Yani yalan söylüyorlar. 'Rolümün etkisinde kaldım' diyen aktör yalancıdır. Yani Tanrı'yı ya da Noel Baba'nın geyiğini oynuyorsan ne yapacaksın? Onun da mı etkisinde kalıyorsun. Tiyatro dediğimiz şey bir beceri alanı. Becerini gösteriyorsun orada. Evet arınılmış bir yer. Brecht'in de dediği gibi bir arınma, seyirci de arınma yaşıyor. Bu güzel bir şey. Tiyatro sanatı için çok önemli ve çok güzel bir şey. Peşinden gidilesi bir şey yani çünkü arınmak güzel bir şey.

Abuk sabuk olacak ama Tanrı olsaydınız neler yapardınız?
'Ben yokum' diye bağırırdım önce. 'Aklınızı başınıza devşirin' derdim. Öyle her gördüğünüz, duyduğunuz şeye inanmayın. İnsan olun. Gerisini zaten insan halledebilecek güçtedir. Herhangi birinin dışarıdan bir şey yapması gerekmiyor. Eğer bir kahraman ya da Süpermen gibi elinde sihirli bir değnekle bizi değiştirecek birilerini, bir şeyleri bekliyorsak vah halimize. Biz varız. Biz önemliyiz. Biziz doğuran, yaratan, üreten biziz. Dışımızda değil içimizde. Bütün güç içimizde. Bunu hiç unutmamak gerek.
(Radikal)
327
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.