Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Irak'ı yaratan kadın: Gertrude Bell

Irak'ı yaratan kadın: Gertrude Bell

Kralların danışmanı. Çölün kızı. Irak'ın taçsız kraliçesi. Bütün bu lakapları hak etmişti Gertrude Bell. Bell, döneminin en güçlü kadınıydı.

Sadece Prens Faysal'ı ilk Irak kralı olarak seçtirmekle kalmamış, Irak'ın bugünkü sınırlarını da bizzat kendisi çizmişti. Bell, döneminin en güçlü kadınıydı. Churchill Ortadoğu'nun kaderinin belirlendiği Kahire Konferansı'na 40 Ortadoğu uzmanını davet etmişti. Aslında bu cümleyi şöyle düzeltmek lazım: 39 adam ve Gertrude Bell! Bell'in adını ön plana çıkararak haksızlık mı ediyoruz dersiniz? Bell'in şu sözlerine bir kulak verin o zaman: "Bu sabah tüm vaktimi Bağdat'taki ofisimde Irak'ın güney sınırlarını belirleyerek geçirdim. Çok güzel bir sabahtı..." Ya da "Bir daha kral yaratma işine girmeyeceğim. Fazlasıyla yorucu bir iş bu!"

Kızıl saçlı, yeşil gözlü ve son moda şapkalarıyla tam bir Britanya şıklığıyla parıldayan ince yapılı bu kadını tanımlamak için tek bir sıfat yeterli değil. Başarılı bir arkeolog her şeyden önce. Döneminin en ünlü dağcısı. Alpler'deki bir zirvenin Gertrude Zirvesi adıyla tanındığını da notlarımızın arasına koymak gerek. Sonra dilbilimci, yazar, fotoğrafçı, haritacı, Churchill'in çalışma arkadaşı, Arap Lawrence'ın dostu, El Hatun, Ümm-el Müminin... Ve tabii casus. Birinci Dünya Savaşı'nda İngilizlerin Arap Bürosu'nda görevli tek kadın.

Gertrude Margaret Lowthian Bell, 12 Temmuz 1868'de İngiltere'de Durham County'de dünyaya geldi. Sanayici ailesi İngiltere'nin önde gelen zenginleri arasındaydı. Bell iki yaşında annesini kaybetti. Üç yaşındayken babası yeniden evlendi. Üvey annesiyle ilgili ilk anılarının çok hoş olmadığı söylenir. Ama ailenin tüm üyelerinin Bell hakkındaki görüşleri aynıdır: "Gertrude anlaşması çok zor bir insandı." Üvey annesiyle daha sonra sıkı bir ilişki kurdu. Ölene dek ona günlük gibi tutulmuş mektuplar yazdı. Fakat hayatına yön veren asıl kişi gezi tutkusunu miras aldığı babasıydı.

Oxford'un ilk kadın mezunu
Aile, dönemin İngiliz burjuva geleneğinden ayrılmadı ve Gertrude eğitiminin ilk kısmını evde aldı. Sonra Londra'daki liselerde okudu. 18 yaşında ilklerin kadını olma yolundaki ilk adımı atarak üniversiteye girdi. 19. yüzyılda kadınların üniversiteye gitmesi pek alışılmış değildi ama Gertrude için bu hiç caydırıcı olmadı. Oxford'a kabul edilmek, sonra da eğitimi sürdürmek kadınlar için tam bir işkenceydi. Kütüphaneyi kullanamaz, sınıflarda ayrı yerlere oturulur ve derece almalarına izin verilmezdi. Gertrude de bu muameleden nasibini aldı. Hatta bir profesör onu, ancak yüzü duvara doğru dönük oturması şartıyla derse kabul etti. Gertrude, bu şartlar altında girdiği modern tarih bölümünü iki yıl gibi inanılmaz kısa bir sürede ve üstelik birincilikle bitirdi. Oxford'u birincilikle bitiren ilk kadındı. Sonra bir süre Londra ve Yorkshire'da yaşadı. Kendi deyimiyle "fazla Oxfordlu bulunduğu için evlilik piyasasında yer edinemedi."

Tepeden tırnağa romantik
"Vahşi bir yolculuğun eşiğinde olmanın getirdiği heyecanı insan hayatta çok nadir olarak hissedebilir" diye yazmıştı bir zamanlar. Bu heyecanın peşinden koşmaya başladı, Farsça öğrendi ve 1892'de İran'da büyükelçi olan amcasının yanına gitti. Burada tanıştığı İngiliz diplomat Henry Cadogan'a aşık oldu ve onunla nişanlandı. Bu nişan Gertrude'ün hayatındaki müzmin yalnızlık ve hüznün de ilk adımıydı. Çünkü ailesi ilişkiyi onaylamadı ve Bell nişanlısından ayrılmak zorunda kaldı. Bu ayrılığın Gertrude üzerindeki etkisini anlamak için onun bir Victoria dönemi kadını olduğunu akılda tutmak gerek. Tepeden tırnağa romantik. Sevgilisi için ölmeyi göze alan büyük aşklar döneminin kadını. Ama bir Victoria kadınından beklenmeyecek kadar da güçlü.

İpin ucunda 59 saat
Sonraki 10 yıl Bell'in kendisini tehlikeden tehlikeye, maceradan maceraya savurduğu bir dönem oldu. İki dünya turu yaptı. Ortadoğu'yu yakından tanıdı. Alpler'deki tırmanışlarıyla dağcılık tarihine geçmesi de yine bu döneme rastlar. Daha önce hiç tırmanılmamış Finsteraarhorn zirvesinin kuzey yamacında, ekibiyle yakalandığı fırtınada bir ipin ucunda asılı olarak geçirdiği 53 saatin ardından, gösterdiği cesaretin erkeklere de güç verdiği ve ekibin bu sayede kurtulmayı başardığı anlatılır. Bell, 1899-1900 arasında yaptığı Kudüs gezisinde Arapça öğrendi, Arapların arkeolojik mirasını keşfetti. Hayatı, bu geziden itibaren, Araplara karşı duyduğu ilgi, sevgi, hatta tutkuyla şekillendi.

Fakat Gertrude'ün ilk gezilerini bile İngiltere Dışişleri Bakanı Edward Grey'in himayesinde yaptığı, asıl amacının bölgedeki Alman etkinliği ve Arap kabilelerinin durumunu öğrenmek olduğunu öne süren yazarlar da var. Bell, o güne dek hiçbir Batılı kaşifin ayak basmadığı yerlere, çölün derinliklerine, başında sadece erkek rehberlerin bulunduğu kervanlarla sayısız gezi yaptı. Arap kabilelerinin güvenini kazandı. Kabileler hakkındaki bilgileri, I. Dünya Savaşı'nda onu İngiltere'nin birinci istihbarat kaynağı haline getirdi. Gertrude'ün hayatını yazan Janet Wallach'ın deyimiyle "ayak basılmamış toprakların haritasını çıkartarak vahaların yerlerini işaretledi. İngiltere için kimin dost, kimin düşman olduğunu öğrendi." Casus Arap Lawrence efsanesi bir İngiliz'in nasıl Arap olmayı başardığını anlatır. Oysa Gertrude, kadınlığından ve İngilizliğinden taviz vermeden şeyhlerin eşiti sayılmayı başardı.

Evli bir erkekle aşk
1907'de hayatının en büyük aşkı olarak tanımladığı Binbaşı Dick Doghty-Willie ile tanıştı. Doghty-Willie İngiltere ordusunun Konya Askeri konsülüydü. Ama talihsizliğe bakın ki evliydi. Bell onu anlatırken "Gözlerindeki gölgelerde mistik bir şeyler vardı" diyordu. Birçok benzer aşk hikayesinde olduğu gibi evli adam eşinden ayrılmaya yanaşmadı ve uzun bir süre görüşmediler. Fakat Gertrude anılarında kalbinin hala onun için çarptığını yazıyordu. 1913'te Doughty-Willie, Gertrude'ü Londra'daki aile evinde ziyaret etti. Tarihçiler bu ziyarette Willie'nin eşinin yanında olmadığını ve iki sevgilinin birbirlerine aşk mektupları verdiğini kaydediyor. Ama bu ziyaret de iki aşığı bir araya getiremedi. Yıkım bu kadarla kalmadı. Büyük aşkı Doghty-Willie 1915'te Çanakkale'de bir Türk kurşunuyla hayata veda etti.

Aynı yıl Gertrude İngiliz İstihbaratı'nın Kahire'deki Arap Bürosu'nda resmen çalışmaya başladı. Arapları Türklere karşı ayaklandırmak için Arap kabilelerinin sayısı, yerleşim bölgeleri ve soy kütüklerinin çıkartılmasıyla uğraştı. Bununla da kalmadı, Türk ordusu Kut-ül Amara'da Hindistan'dan getirilen İngiliz birliklerini yenilgiye uğrattığında Mezopotamya Seferi Kuvvetleri'ne katılıp Türklere kurşun attı. Savaştan sonra petrolün paylaşımı yüzünden İngiltere ve Fransa Araplara verdikleri bağımsızlık sözlerini unutunca bölgede iki yıl süren bir Arap-Kürt ayaklanması başladı. İngilizler bunu bastırdı ama çatışmalarda 2200 Hintli İngiliz askeri ve 10 bin Arap ve Kürt hayatını kaybetti.

"Ben bir Iraklıyım"
Winston Churchill 1921'de, bu karmaşanın temizlenmesi için Kahire Konferansı'nı topladı. Gertrude konferanstan önce mesaisinin büyük bölümünü Mekke şerifinin küçük oğlu Faysal'ı kendi krallığını kurmaya ikna etmek için harcamıştı. Şöyle yazıyordu günlüğüne: "Ölmeden önce Faysal'ın Pers sınırlarından Akdeniz'e kadar hüküm sürdüğünü göreceğim." Gertrude, Churchill'in konferansa çağırdığı en güvenilir 40 Ortadoğu uzmanı arasındaydı. Janet Wallach şöyle anlatıyor: "Bell'in Irak planı Kahire Konferansı'na damgasını vurdu. Faysal'ı Irak'ın ilk kralı seçtirmeyi başardı. Osmanlı'dan koparılan Bağdat, Basra ve Musul'u da dahil ederek Irak'ın sınırlarını belirledi."

Gertrude çok iddialıydı: "Mezopotamya'yı öyle bir model Arap devleti haline getireceğim ki onun parçası olmak istemeyen bir tek Suriyeli ve Filistinli Arap kalmayacak!" Kendini Irak'ın kuruluşuna adadı. Son yazılarında, Irak'ı anlamanın gerçek mihverinin romantizm olduğunu söyleyecek kadar tutkuyla bağlanmıştı Irak projesine... Ben bir Iraklıyım, diyen Gertrude'ü Prens Faysal da benzer sözlerle destekliyordu. "Sen bir Iraklısın, sen bir bedevisin." Gertrude, Irak kurulduktan sonra Faysal'ın en yakın sırdaşı oldu. Adı çölde yankılanmaya devam ediyordu. Iraklılar ona "iyi, nazik kadın" anlamında El Hatun diyorlardı.

İlaçla intihar ediyor
Fakat 1923'ten sonra yalnızlığın acısını yakıcı biçimde hissetmeye başladı. İngiltere'de seveni olmayan Bell, Arap Bürosu'ndaki amiri ve koruyucusu Sir Percy Cox'un ölümüyle iyice yalnız kaldı. Bağdat'ta yalnızlığını "etrafta sadece ölülerin kemikleri var" sözleriyle anlatıyordu. Avunmak için ilk aşkına, arkeolojiye döndü. Bağdat Müzesi'ni kurdu ve Irak Eski Eserler Onursal Başkanı unvanını aldı. Tüm parasını Irak'ta İngiliz Arkeoloji Enstitüsü'nün kurulması için bağışladı. 1926'da kardeşini yitirdiğinde son büyük darbeyi de yemiş oldu. Üvey annesine yazdığı mektupta "Burada çok yalnızım. Ve bu yalnızlıkla çok fazla devam edemem" diyordu. Babasına yazdığı son mektupta ise "Sevgili baba, artık durmalıyım. Daha fazla yürüyemeyeceğimi hissediyorum" diyerek belki de intiharının ilk ipucunu veriyordu.

12 Temmuz 1926'da, 58 yaşındayken, aşırı dozda uyku ilacı alarak intihar etti. Geride dokuz kitap, 1600 mektup, 16 günlük, 7 bin fotoğraf ve bugün belki de sınırları bir kere daha değişecek olan Irak'ı bırakmıştı.
559
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.