Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Özlediğimiz yüzler

Özlediğimiz yüzler

Bu hafta vizyonda, Gazap Ateşi'nde Mickey Rourke'la, Kırmızı Işıklar'da Carole Bouquet'yle, İbrahim Bey ve Kuran'ın Çiçekleri'nde Ömer Şerif'le hasret gideriyoruz.

Radikal Cumartesi

MICKEY ROURKE
80'lerin en parlak oyuncularından Mickey Rourke, 90'ların büyük kısmını kendisini bir yıldıza dönüştüren sinema sektörüyle köprüleri atarak geçirdi. Sette ve set dışındaki ani hiddetlenmelerden, profesyonel boksta beş yıllık deneyimden sonra kendini Hollywood'dan sürülmüş olarak buldu. Şimdi, yıllarca süren içgözlemlerle terapilerin sonucunda, sorularının çoğuna cevap bulmuş ve oyunculuğa yeniden sarılmaya hazır bir halde, Rourke geri geldi. Birkaç ay önce gösterime giren Robert Rodriguez filmi Bir Zamanlar Meksika'da da, bu haftanın filmlerinden Gazap Ateşi'nde de Meksika'da takılan eksantrik tipler olarak karşımızda. Gazap Ateşi'nde, Meksikalı zengin iş adamı Marc Anthony'nin avukatı rolünde. Rourke'la, Johnny Depp söyleşmiş.

MR: Bildiğin gibi çalışmama yeniden izin vermeye başladılar.
JD: Ki bu harika. Geçenlerde seninle ilgili bir makale okudum ve oyunculukla ilgili harika bir sözün vardı. Oyunculuktan nefret etmeye başladığını, çünkü bunun işle ve parayla ilgili olduğu gerçeğiyle barışmanın zor olduğunu söylüyordun.
MR: Ve politikayla da ilgili. Oyunculuğa başladığında işini takdir ettiğin belli aktörler oluyor ve onlara benzemek değil ama o tarzda çalışmak, olabildiğin kadar iyi olmak istiyorsun. K.çını tehlikeye atacağın ilginç seçimler yaparsan, sonuçlar ya gerçekten çok özel, ya da korkunç oluyor.
JD: Aslında böyle sendeleyerek yürümek harika bir şey bir yandan.
MR: Doğru. Oyunculukta beni çeken buydu. Ama iş yapan filmler, formülize stüdyo filmleri ve bu filmler para getirdiğinde de, onlarda rol alan oyuncular doğrudan birer film yıldızına dönüşüyor. Ve belki de ben politik olarak hata yaptım; belki o kadar çok rolü geri çevirmemem gerekiyordu.
JD: İhtiyacın olan şeyi yaptın ve ben doğru olanı yaptığına inanıyorum.
MR: Evet ama sinir bozucu olan, çok para getiren filmler yapmadığın sürece istediğin türde işleri yapman da giderek zorlaşıyor.
JD: Kesinlikle. Orada bir denge var.
MR: Gençken hiç olgun değildim ve benim için denge falan yoktu.
JD: Bu anlaşılır bir şey. Actor's Studio'dan dolmuş bir şekilde çıktın; kopup gitmeye, sanat yapmaya hazırdın ve kendini bir ticaret havuzunda buldun. Senin işe yaklaşımın saf. Asla bocalamıyorsun. Seninki, oynadığın film sanat olsun ya da olmasın, bir sanatçı yaklaşımı.
MR: Bugün, her şeyle yüzleşip kabullendikten ve onca yıl terapi gördükten sonra, tavizde bulunabileceğim alanlar var artık. Şimdi 47 yaşındayım, ama 37 yaşındayken bunu yapamıyordum. Kolay değil, ama artık 10 yıl önce olduğum kadar öfkeli değilim. Yememem gereken b.kları yediğim için bir sürü başka insanı suçladım ve işim yerine dışarıda yaptıklarımla kendimden bahsettirdim. Dürüst olmak gerekirse, şimdi biraz oyunu kurallarıyla oynuyor gibi hissediyorum ve bu biraz acı veriyor. Ama çalışmak istiyorsam bunu yapmam gerektiğinin de farkındayım.
JD: Bence oyunu oynamıyorsun. Belki artık sadece oyuna daha iyi bir bakış açın var.
MR: Belki. Senelerce sistemi yenebileceğimi sandım ama yanıldım.
JD: Ama çıkardığın iş anlamında yönetmenler sana bayılıyor.
MR: Çok kısmetliyim. Robert Rodriguez'le çalışmak güzeldi. İlginç bir adam. Tony Scott'la çalışmak da çok iyiydi tabii. İki yıl önce böyle yönetmenlerle çalışamıyordum. Ama sorun yönetmenler değil, "O delidir!," diyen stüdyo tipleriydi.
JD: Beş yıl ortalıktan uzaklaşmak, gidip boks yapmak, bunların hepsi senin için bir eğitim oldu herhalde.
MR: Endüstrideki insanlarla sorunum vardı ve oyunculuktan yorulmuştum. Beş yıl boyunca Avrupa'da ve Asya'da dövüştüm çünkü farklı bir şey yapmak istiyordum. Ama döndüğümde iş bulamadım ve çok zor bir dönem geçirdim. O zamanlar parasını ödeyemediğim doktoruma "Gerçekten düştüm," dedim. "Tanıdığım adamların hiçbiri bununla başa çıkamazdı. Beyinlerini patlatırlardı." O da bana ne dedi biliyor musun? "Onlar nasıl bu kadar düşüleceğini bilemezlerdi."

CAROLE BOUQUET
Carole Bouquet'nin 30 yıla yaklaşan kariyeri ödüllerden yana çok bereketli olmadı ama, asla 'rol kesmeden' işini iyi yapabilen oyunculardan biri olarak her zaman da değeri bilindi. Güçlü duruşu, soğuk ve mesafeli olduğu kadar kusursuz güzelliğiyle birçok kez ulaşılmaz kadınları ve aristokrat edalı Fransız hanımefendilerini oynadı. Zaten sinemaya, 'arzunun karanlık nesnesi' olarak başlamıştı. İlk sinema rolü, Luis Bunuel'in Arzunun Karanlık Nesnesi filminde Angela Molina'yla dönüşümlü oynadığı, Fernando Rey'i çıldırtan Conchita'ydı. Genellikle anavatanında çalıştı ve Bertrand Blier'nin Soğuk Büfe'si, Cesar ödülü kazandığı Trop Belle Pour Toi, Michel Blanc'ın Büyük Yorgunluk'u gibi, Fransız sinemasında hatırı sayılan çok sayıda filmde rol aldı. Kuşkusuz unutulmaz rollerinden biri de, For Your Eyes Only'deki Bond kızıydı. 47 yaşındaki Bouquet, bu hafta gösterime giren Kırmızı Işıklar'da evliliği krize sürüklenmiş bir kadını canlandırıyor.

Kırmızı Işıklar'a evet demenizin sebebi neydi?
Bunun en büyük sebeplerinden biri Cedric Kahn'ın işlerini çok beğenmemdi. Rolü kabul ettiğim için çok memnunum, çünkü filme bayıldım. Çekimler sırasında bile, amaçladıklarımızla bağlantılı olarak doğru yönde gittiğimizi biliyordum. Bir yönetmen binlerce sorunla karşılaşır. Cedric tüm bunlara telaşa kapılmadan çabucak tepki verebiliyor. Onun setinde her şey özgürce ve spontane biçimde ortaya çıkıyor ve çıktığında da doğru bir şeye dönüşüyor.

Sezgisel ama kendinden emin, sinemacılığa kişisel yaklaşımınız bu mu?
Gerçeküstücülerin 'veto hakkı' dedikleri bir şey vardı, bir projeye evet ya da hayır demek için üç saniyelik bir zaman. Ötesi yoktu. Bunun evrensel bir kural olması gerektiğini kast etmiyorum ama bir çekim esnasında kesinlikle işe yarıyor.

Kırmızı Işıklar'daki rolünüz neredeyse bir aktrisin rolünün metaforu. Uzun süre perdede görünmüyorsunuz ama kadrajın dışındayken de karakterinizin varlığı çok ciddi hissedilebiliyor.
Benim hoşuma giden, senaryonun açık sözlü ve gerçekçi niteliğiydi. Filmde bir adamın fena halde içmeye başlayıp hem kendisini hem de çevresindekileri kaçınılmaz bir spirale sürükleyişini görüyoruz. Senaryonun bunu göstermek için berrak bir yolu var. Yer yer bir hayli sert ama yumuşak tutulmuş bir yanı da var ki, bu Cedric'in seçimi. Ben olsam acıyla biraz daha fazla empati kurma yoluna gidebilirdim ama Cedric'in yaklaşımı herhalde daha doğru. Bir kapıyı açık bırakıyor ve kurtuluşun mümkün olduğunu ima ediyor.

Kamera önünde o kadar az vaktiniz varken oyunculuğunuzdaki duygusal yoğunluğu nasıl korudunuz?
'Filmin yarısında ortada yokum, bunu telafi etmem lazım' diye düşünerek her sahnede en fazlasını çıkarmaya çalışmadım. Bu bir hata olurdu ve karakterimin filmdeki etkisini azaltırdı. Öte yandan, karakterde en başından beri bir hüzün olduğunu aklımda tuttum. Aksi halde hikâye inandırıcı olmazdı. Bir çift, geçmiş olmadan bir kriz noktasına gelmez.
Kırmızı Işıklar'ın bir çift olmanın gerçeğiyle ilgili bir hikâye olduğunu söyleyebilir miyiz?
Kesinlikle. Bu benim filmlerde giderek daha da çekici bulduğum bir konu, neredeyse tek ilginç konu. Bir çift olarak yaşamak, sevgi, şefkat, hassaslık ve bağışlayıcılıkla ilgilidir. Kırmızı Işıklar, çocukluğumda izlediğim filmlerden hatırladığım bir şeyi geri getiriyor, bir anahtar deliğinden başkalarının hayatını gözlediğiniz hissini.

ÖMER ŞERİF
Ömer Şerif, 1962'de Hollywood'daki ilk gününde tutuklanmış. Şerif'i ve Peter O'Toole'u Hollywood'un önemli sakinleri arasına sokacak Arabistanlı Lawrence'ın prömiyerinden bir gece önce. Eğlence peşindeki ikili, komedyen Lenny Bruce'un şovunu izlemek üzere gittikleri kulüpte güzelce sarhoş olmuşlar. Bir süre sonra Bruce'un oturma odasında, koluna uyuşturucu enjekte edişini seyrediyorlarmış. Aniden polis ortaya çıkmış ve üçünü birden tutuklamış. Şerif'te bu tip hikâyelerden daha bir ton mevcut ve onu tanıyanlara bakılırsa, bunları anlatmayı epey seviyor.

Michael Chalhoub, Mısır'da büyüyen bir çocukken, kereste tüccarı babası, aile işini devralacağını umuyordu. Öğretmenleri, matematik ve fizikteki yeteneğinin onu bu yöndeki işlere sürükleyeceğini düşünmüştü. Gelgelelim ilk kez 13 yaşında okuldayken sahneye çıkan Michael oyunculuk yapmak istiyordu. Ailesi onaylamadı; Michael umursamadı. "Dedim ki, ya bir aktör olurum ya da ölürüm." Aslında bundan da fazlasına, sadece Mısır'da da değil dünya çapında bir yıldız olmaya gözünü dikmişti. Ama 'Michael Chalhoub'un Amerikalılar'ın hoşlanacağı bir isim olmadığına kanaat getirdi. II. Dünya Savaşı'nın ünlü Amerikalı generali Omar Bradley'den 'Omar'ı aldı; bildiğimiz 'şerif'ten de soyadı yaptı kendine. "Şerif, düşünebildiğim en Amerikan şeydi."

1968 yapımı, Barbara Streisand'lı Funny Girl, Arabistanlı Lawrence ve ardından Dr. Zhivago'yla en büyük yıldızlar arasına katılan Ömer Şerif'in Hollywood'daki son önemli filmi oldu. Film başına 20 bin dolar kadar kazanıyor ve Elvis'e kapı komşusu olan bir evde yaşıyordu ("Onu hiç görmedim"). 1969'dan itibaren, Şerif'in filmleri gişede düşüşe geçti. Sanki birdenbire, artık bir yıldız değildi. Bir zamanlar kıymetli vasıflarından biri olan şey, yani aksanı, önündeki bir engel haline gelmişti. "Bu da beni sadece Arap rollerine, genellikle de karikatürlere mahkûm etti. Ama hayatta kalmam gerekiyordu ve bulduğum rollerde oynadım." The Pink Panther Strikes Again ve Top Secret!, kıtlık dönemindeki rolleri arasında. 13.

Savaşçı'dan (1999) sonra emekli olmaya karar vermiş. "İyi bir şey çıkana kadar." 'İyi bir şey' sonunda geçen yıl çıktı. Yine bir şeyhi canlandırdığı Hidalgo'yu kast etmiyoruz; söz konusu film, İbrahim Bey ve Kuran'ın Çiçekleri. Musevi bir çocuğa kol kanat geren Türk bakkal olarak sergilediği performansla, Şerif Fransa'da Cesar ödülünü kazandı.

Şimdilerde, tüm bağımlılıklarından arınmış bir şekilde yaşıyor. "Brici, kumarı, kadınları" bırakmış. 71 yaşındaki aktör Paris'te bir otelde yaşıyor -ücretsiz olarak. "Otelin sahibi Suriyeli. Giriş yaptığımda bana 'Bay Şerif, ödemeniz gerekmez,' dedi. Ben de 'Ne kadar kalabilirim?' dedim. Bu sekiz yıl önceydi. Tabii karşılığını vermek için kendimce yollarım yok değil. Ben orada haftada 5 bin dolar harcıyorum; akşam yemeği partilerim oldukça pahalı olabiliyor." Şerif, Hidalgo'dan kazandığı parayla bir süre idare etmeyi planlıyor. Böylece kötü zevki yüzünden torunlarının alay konusu olmadan, tekrar 'iyi bir şey' çıkana kadar bekleyebilecek.
(Radikal Cumartesi)
235
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.