Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

'O rolden sonra tedavi gördüm'

'O rolden sonra tedavi gördüm'

Televizyon dizilerinde yıldızı parlayan Aras Bulut İynemli, Çağan Irmak’ın yazıp yönettiği “Tamam mıyız?” filminde kolları ve bacakları olmayan, tekerlekli sandalyeye mahkum 17’lik İhsan’ı oynuyor. İynemli: “Çağan Irmak, bu rolü teklif ettiğinde resmen korktum. Altından kalkabilir miyim, hikayedeki kişiyle, oynayacağım kişi aynı olacak mı diye endişelendim. Ama sonuçtan herkes çok memnun kaldı”

Aras Bulut İynemli

Televizyon dizisi “Öyle Bir Geçer Zaman ki”de Mete karakterini o kadar ustalıkla canlandırdı ki tüm Türkiye’nin dikkatini çekti. Dizinin ekranda kaldığı üç sezonun sonunda ise şöhreti doruğa çıktı.

Bu sezon, “Muhteşem Yüzyıl” dizisinin transfer ettiği birbirinden ünlü oyuncular arasında yer aldı. Kanuni Sultan Süleyman’ın oğullarından Beyazıd’ı canlandırıyor.

Önümüzdeki hafta, yani 29 Kasım’da ise Çağan Irmak imzalı “Tamam mıyız?” filmi ile beyaz perdede olacak. Bu kez öyle bir rolde oynuyor ki herkesi fena ağlatacak, hatta mahvedecek! Kolları ve bacakları olmayan, tekerlekli sandalyeye mahkum 17’lik İhsan rolüyle çok konuşulacak.

İçinizi karartmayın hemen, İhsan kendisi gibi dibe sürüklenmiş arkadaşı Temmuz’la birlikte ağlatırken; bir yandan da öyle bir umut aşılayacak ki hepimize, hayata nasıl tutunulur, nasıl mutluolunur öğretecek.
İşte karşınızda Aras Bulut İynemli, yeni filmini ondan dinleyin...

“Tamam mıyız?” nasıl bir film?

Hayattan sıkılmış, bıkmış iki insanın birbirlerine rastlamasını, sonra da hayattaki önceliklerini, farkındalıklarını keşfetmelerini anlatıyor. Hepimizin dibe düştüğü anlar vardır; kimi sosyalhayatında, kimi özel hayatında böyle anlar yaşar. Kimi psikolojik olarak, kimi kişisel olarak diplerdedir...

Ne olursa olsun, başına ne gelirse gelsin, “yine de yaşamaya değer” diyen bir hikaye bu.

Tamam mıyız cümlesinin karşılığı ne?

“Birbirimizi tamamlayabiliyor muyuz”u ifade ediyor.

Filmde İhsan karakterini oynuyorsun. İhsan’ı bizimle tanıştırsana...

Çağan, İhsan’ı bana anlatırken, “bütün sevdiğimiz şeylerin tek bir bedende toplanmış hali” diye anlattı onu. Bir masumiyet sembolü yani. 17-18 yaşlarında, en önemli özelliği de fiziği. Bedensel dezavantaja sahip; kolları ve bacakları doğuştan yok. Buna rağmen çok eğlenceli, çok esprili, algıları çok açık. Evde kendini rahat ve mutlu hissediyor çünkü “Kolunu,n bacağının olmaması önemli değil çünkü biz zaten biriz” diyen bir annesi var. Her zaman oğlunun yanında. Annenin en önemli lafı da şu: “Karartma kalbini.”

Peki evinden dışarı çıktığında?

Dışarı çıktığında, dışarıdaki insanların arasına karıştığında farklı olduğunu görüp etkileniyor; “Neden kollarım, bacaklarım yok?” diye sorguluyor. Kendisine yöneltilen önyargılı bakışları görüyor. Bu role hazırlanırken, psikoloğa da gittim. Böyle insanlar sürekli sandalyede oldukları için algıları çok açık oluyor. Çok güzel yüz okuyabiliyor, senin ona acımayla mı, küçümseyerek mi baktığını anlıyor.

İhsan ve Temmuz’un yolları nasıl kesişiyor? Dostluk bağını ne kuruyor?

İhsan denize bakmayı, denizle vakit geçirmeyi çok seviyor çünkü istediği kadar hayal kurabiliyor. Hayalleri çok güçlü. Temmuz da sanatçı olduğu için hayal dünyası geniş. O da denize bakmayı seviyor. Deniz kenarında karşılaşıyorlar.

İki umutsuz vakadan bir umut hikayesi mi çıkıyor yani?

Kesinlikle! İhsan’a çalışırken şunu öğrendim: Hayatta ne olursa olsun, iyi ya da kötü, her şeyin bir nedeni var. Sadece, şu anda bu nedenin farkında olmayabiliriz! Bazen “Neden böyle oldu?” diye hayıflanırız ya, üç ay sonra başımıza gelen bir olayın sonrasında anlarız, bir nedeni varmış işte!

Bu anlamda İhsan’a çalışmak, İhsan’ı oynamak benim de algılarımı açtı.

Kolsuz bacaksız, etrafındakilere muhtaç birini oynarken ne öğreniyor insan?

Susadığında kalkıp su alamamak mesela... Çaresizlik korkunç bir şey ya! Bir kez de sandalyeden düştüm. Deniz yani Temmuz’u oynayan rol arkadaşım, beni yüzüstü düşürmemek için kendi düştü. İnsan o zaman anlıyor engelli birinin yaşadıklarını.

“Üç hafta elim arkamda bağlı çekim yaptım, çekimler biter bitmez fizik tedavi gördüm”

Nasıl bir teknik kullandılar seni kolsuz bacaksız göstermek için?

Tam benim ölçülerime göre bir sandalye yapıldı. Sandalyede kollar ve bacaklar bağlı. Greenbox tekniğiyle kolları yok edecekleri için kollara yeşil giyindim. Ayakları da sepet yöntemi dedikleri bir yöntemle yok ettiler. Teklif ilk geldiğinde çok korkmuştum.

Neden korktun?

Acaba altından kalkabilir miyim diye çok sorguladım kendimi. Hikayesini okuduğum kişiyle kafamda hayal ettiğim örtüşecek mi, acaba nasıl bir şey çıkacak diye endişelendim. Çağan yetişti imdadıma, “İşin fizik kısmına çok takılma” dedi, çok yardımcı oldu. Sonuçta kendime inandım, Çağan da bana inandı.

Ne kadar sürdü çekimler?

Üç hafta, hızlıca çektik bitti. Filmin enerjisi de öyle, gayet hızlı.

Rolün için başka neler yaptın?

Ben 23 yaşına yeni bastım, filmdeki çocuk ise 17-18 yaşında, kolu ve bacağı yok. Yani fizikselolarak daha zayıf olmam gerekiyordu, 64 kiloya düştüm, sporu bıraktım. Kollar hep arkada oynamak zordu, film biter bitmez fizik tedavi gördüm sırtımdan. Ama her şeye değdi! Başardığınıgörünce, her şeyi unutuyorsun, o kadar gururluyum ki.

“Neden ben?” diye sordun mu Çağan Irmak’a?

Okuma provalarında hep “Sensin o” diyordu. Ama neden ben diye hiç sormadım.

Çağan Irmak’ın rol teklif etmesi mi önemliydi, hikaye mi tavladı seni?

Aslında hepsi; Çağan’ın olması, Çağan’ın tanık olduğu bir hikaye olması, hikayenin samimi olması... Okurken, ben böyle bir hikayede olmalıyım dedim. Hatta Çağan rolü teklif ederken “Çok gündemdesin, çok hayranın var, rahatsız olur musun kolsuz bacaksız birini oynamaktan?” diye sordu. “Asla” dedim, gurur duyarak oynadım.

Hayalinde var mıydı Çağan Irmak’la çalışmak?

Vardı tabii. Bir kere inanılmaz enerjik, kendine hayran bıraktıracak kadar algıları açık, çok samimi, hayatı kameraya nasıl yansıtacağını çok iyi biliyor. Bütün her şeyi düşünüyor, hazırlıyor ve oyuncusunu çok rahatlatıyor. Ama yönetmenliğinin yanı sıra çok çok iyi de bir insan.

Beklentin ne filmle ilgili?

Çağan’la çalışmakla, her anlamda beni besleyen bu kadar güzel bir projenin içinde olmakla beklentilerimi karşıladım zaten. Hem oyunculuğumu hem iç dünyamı besledi bu rol. Vizyona girmesi, işin eğlence kısmı. Tabii bunların üzerine bir de film çok izlenirse, kaymak olur.

“Muhteşem Yüzyıl seti öğrenme isteğimi acayip canlı tutuyor”

“Keşke ben de Muhteşem Yüzyıl’da oynasam” dediğin olur muydu?

Yok, hiç öyle bakmamıştım meseleye ama işin içine girince ne kadar kaliteli bir dizi olduğunu daha iyi anladım. Dünyaya açılan, dünya standartlarında bir iş olduğu için etki gücü de çok başka, çok izleniyor. Oynama kararını verdiğim için gerçekten çok mutluyum.

Bu projede nedir seni tatmin eden?

Hikaye anlamında, oyunculuk anlamında tatmin olmak da önemli ama sette öyle şeyler konuşuyorsun, oyunculardan, teknik ekipten de öyle şeyler öğreniyorsun ki resmen okul! Ben de öğrenmeye çok meraklıyım ve beni canlı tutuyor o set. Benim hikayem de açılıyor yeni yeni,kardeşler arasında taht kavgası başladı. Selim ve Beyazıd arasındaki kavga da tarihte
en büyük kardeş kavgalarından biri. Çok da okuyorum
o dönemi, çok ilgili olduğum bir alan.

“Bana şöhret için yaklaşanı hissedebilirim”

İTÜ uçak mühendisliğinde okuyorsun. Kaçıncı sınıf?

Daha önce dondurmuştum, şimdi ikinci dönemdeyim.

Uçak merakı nereden?

Öncelikle fizik, matematik ve aerodinamiğin bir arada olması ilginç geliyor.
İş sahası çok geniş, Türkiye’de de şu anda çok gelişiyor bu meslek. Aynı zamanda uçak mühendisi de çok az.

Okulda ilgi nasıl?

Üniversite daha cool bir yer olduğu için öyle sokaktaki gibi ilgi yok tabii, normal. Sadece gençler değil, Mete’yi 40 yaşüstü anneler de çok seviyordu. Yanıma gelip, kafamı tutup “Oğlum benim, yemin ediyorum bizim hayatımızı yaşıyorsun” diye bağırlarına basıyorlardı. O kadar içlerine sokmak istiyorlardı! O yüzden yaş sınırlaması yapamıyorum.

Kadınların ilgisi değişti mi?

Özel hayatımda bir değişiklik olmadı, kız arkadaşlarım her zaman vardı sonuçta. Beni iki kadın, annem ve ablam büyüttüğü için kadınlarla aram her zaman iyi olmuştur. empatisi yapmayı onlardan öğrendim, onları anlayabilme gücümü artırdım.

Şöhretin için sana yaklaşanları okuyabiliyor musun?

Bunu hissedebilirim.

İlgiyle nasıl baş ediyorsun hakikaten?

Telefon numaramı değiştiriyorum! (gülüyor)

Sevgilin var mı?

Şu anda yok.

“Fizik ve matematik beni besliyor”

İlk olarak reklam filmlerinde boy gösterdin, ilk dizin ise “Öyle Bir Geçer Zaman ki” idi. Bu dizi dönüm noktam oldu diyebilir misin?

Kesinlikle. Öyle bir roldü ki yeteneğimi gösterebilme imkanı bulduğum için şanslıyım.

Öyle bir çağdayız ki bir diziyle şöhret olabiliyorsun. Herkes diziyi izliyor, reytingrekorları kırıyor, sokaktaki herkes seni tanıyor. Dengen bozulmadı mı?

Empati gücüm fena değildir, insanlara nasıl yaklaşacağımı bilirim. Piyasayı bilen, tanıyan
bir ailede büyüdüğüm için şanslıydım. “İş bu, iş bu!” diyerek kendimi o rüzgara kaptırmadım.

Neye yatırım yapacağını düşünür müsün; hayat karşına ne çıkarırsa onu mu yaşarsın?

Plansız programsız hiçbir şey yapmıyorum, onu söyleyeyim. Uçak mühendisliği yapar mıyım yapmaz mıyım bilmiyorum ama okulu bırakmaya niyetim yok çünkü fizik ve matematiğin beni beslediğini düşünüyorum.

Nasıl besliyor?

Einstein’ı müzik beslermiş mesela, müziğin zihin açtığına inanıyorum. Beni de fizik ve matematik besliyor. Matematik dediğin, dünyadaki en büyük soyutluktur. 1 rakamı neden 1?
0 nedir mesela? Sabaha kadar tartışabilirsin bunu, aynı zamanda sanata dökebilir ya da stratejiyapabilirsin. Sahnede aks yapmak için matematik zekası işe yarar mesela. Beyninin her iki tarafını da kullanabilmeni sağlıyor.

Matematik okumana rağmen, abi tiyatrocu, abla ses sanatçısı olduğu için mi bu işleremerak sardın?

Annem bunun hep genetik olduğunu söyler, dayılarım da tiyatrocuydu. Ben hep matematik kafasına sahip bir adam oldum ama körü körüne da bağlı kalmadım. Çok sosyaldim; futbol, basket, voleybol oynadım, atölye çalışmalarını hiç bırakmadım. Lisede, üniversitede tiyatroyaparak girdim bu işe.

Sen bir diziyle şöhret olduğun için abin Orçun İynemli aranızda rekabet durumları oluyor mu? Boynuz kulağı geçti durumları yani?

Abimle benim aramda 11 yaş var, tam abi yani. Rekabet değil, birbirini tamamlama durumuoluyor haliyle. Abim bu işlerin içinde olduğu için sert eleştiriler de yapıyor, gurur da duyuyor. Annem babam daha duygusal. “Annesin ya, o yüzden beğeniyorsun” diye takılırım anneme.

İKİ AYRIKSI İNSAN...

“Temmuz toplum içinde kendini çok gösteremeyen, sanatçı kişiliği olan bir genç. İhsan ise özel ihtiyaçlarını bile kendi kendine karşılayamayan, bedensel dezavantaja sahip biri. İkisi de toplumun içinde ayrıksı tipler. Temmuz’un annesi daha varlıklı, İhsan’ın annesinin maddi durumu iyi değil ama ikisi de çok güçlü, baskın kadınlar. Hikayenin sonuna gelindiğinde “Aaa bunların anneleri de aynı aslında” diyorsun.”

“Geleceğin jönü gibi laflar beni aşar”

Televizyon oyuncusu olarak parladın ama sinema veya televizyon kariyeri olarak ayırıyor musun meseleyi?

Burada, Amerika’daki gibi moviestar ve TV starı farkının olduğunu düşünmüyorum. Sinema filmine ne kadar özenli çalışıyorsam, diziye de o kadar özenli çalışıyorum, emek harcıyorum.

Gönlünde yatan aslan nedir, “Benim derdim aslında sinema” falan diyor musun?

Benim derdim hikaye ya! Sinemada da olur, ekranda da olur
hiç fark etmez, yeter ki hikaye sağlam olsun. Ama tiyatro yapacak mısın diye sorarsan, işte o çok ayrı bir kulvar. Yapmayı çok istiyorum ama o konuda çok amatörüm, başka işlerle bir arada tiyatro yapılamayacağını düşünüyorum.

Geleceğin jönü gibi görüyor musun kendini?

Çok iddialı bir laf bu bence. Büyük geliyor bana böyle şeyler. Ben sadece yaşadıklarıma şükrediyorum ve bakalım diyorum... Dediğim gibi, hikayelere hizmet ederek ben de çok şey öğreniyorum, biriktiriyorum. Dışarı çıktığımda birinin yanıma gelip “Abi yemin ederim beni oynuyorsun, babama yaptığım hataları yapıyorsun” demesi... Bu filmle ilgili belki de bir sürü engelli insana hayat sevinci kazandıracak olmamız. Umut olmak hoşuma gidiyor, işin manevi yanı beni doyuruyor. Geleceğin jönü olup olmamak konusunda çalışıyoruz demekle yetinebilirim sadece.

“Dibe vurduğumda ‘Şükret’ derim kendime”

Dibe sürüklenmiş iki gencin hikayesini oynarken, insan kendi dibe sürükleniş hikayelerini de gözünün önüne getiriyor mu?

Genelde bardağın dolu tarafına bakarım ama bazen benim de yenildiğim anlar, dibe vurduğum zamanlar oluyor elbette; insanız sonuçta. O anlarda kendime hep “Şükretmelisin, şükretmelisin” derim. Benim için maneviyat çok önemli; beni güçlü yapıyor, daha pozitif bir adam haline getiriyor. Elimdekilerin kıymetini biliyorum. Benim için ailem en başta gelir; böyle bir anne babatarafından yetiştirilmenin gururunu yaşadım her zaman.

O zaman sorayım; nasıl bir anne baba?

Aaa onları anlatamam çünkü anlatacak kelime bulamam! Beni her anlamda çok iyi yetiştirdiklerini düşünüyorum.

Filmdeki arkadaşın gibi sağlam dostların var mı senin de?

Var. Lise zamanından beri görüştüğüm, ailemden diyebileceğim yakın arkadaşım var.

(Milliyet)

1569
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.