Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

O güneşin yeri hiç dolmaz

O güneşin yeri hiç dolmaz

24 Eylül 1996'da, bir güneş gibi parlamasını sağlayan sahnede, sesini bizlere duyurduğu ilk mikrofonu elindeyken kalbine yenik düştü Zeki Müren. Geride yüzlerce şiir, beste, plak, film ve kulaklarımızdan silinmeyecek güzellikte bir nida bıraktı.

Şimdi Zeki Müren'in hayatında en başa dönüp Türkiye'nin bu ilk ve tek sivil "Paşa"sını satır başlarıyla, zaman zaman kendi ifadeleriyle tanıyalım...

"6 Aralık 1993 doğmuşum... İyi halt etmişim..."
63 yıl öncesinin Bursa'sı... Cumbalı evlerin yıkılmamak için sırt sırta verdiği Tophane Mahallesi Ortapazar Caddesi'ndeki 30 numaralı ev. Sadece mahallenin değil Bursa'nın en iyi giyinen erkeği diye ün salan Kaya Bey ve güzelliği, tatlı diliyle mahallenin göz bebeği Hayriye Hanım sıkıntıda. Mahallenin ebesi Rukiye Hanım bir içeri bir dışarı koşuşturup duruyor. Herkes hem endişeli hem heyecanlı hem de büyük bir merakta. Dakikalar geçmek bilmiyor. Gün doğmak üzere. Sabah ezanına bir çığlık karışıyor. Rukiye ebe bir yandan bir oğlan doğduğunu müjdeliyor, bir yandan da sanki içine doğmuş gibi, "Göbek bağını uzun kesiyorum ki sesi güzel olsun" diyor. Babaanne, "başarılı ve zeki olsun" diyerek adını Zeki koyarken, dede yıllarca kulağından silinmeyecek ve ilk müzik dersi olan ninnisini fısıldıyor kulağına. İşte böyle doğmuş yıllar sonra Türk Sanat Müziği'nde Türkiye'nin bir numarası olacak Zeki Müren...

Lise: Pembe hayaller, yeşil filizler
Bir sonbahar günü babası Zeki'nin elinden tutup İstanbul'a götürdü. Zeki burnuna gelen kokuyu çadır tiyatrosundaki kokuyla karşılaştırır. İstanbul'un kokusu ağır bastı. Çok sevdiği annesi, babası, neneleri, dedeleri, herkes Bursa'da kalmış Zeki İstanbul Bebek'teki Boğaziçi Lisesi'ne yatılı olarak kaydolmuş ve yepyeni hayata ilk adımını atmıştır. İlk aylar çok zordur. Dağ sıla hasreti, aile özlemiyle doludur. Etüt öncesi toplandıkları yüksek tavanlı, muhteşem akustiği olan dershanede bu özlemini duygulu sesiyle dile getirir, sınıfı hıçkırıklara boğar:
Penceremden kar geliyor,
aman annem, gurbet bana zor geliyor


Sonra Zeki'yi sevinçten havalara uçuracak bir haber duyulur okulda. Ünlü bestekar Şerif İçli ve Kadir Şençalar Boğaziçi Lisesi'ne gelerek ders verecektir. İlk kayıt yaptıran Zeki olur. Her çarşamba hiç aksatmadan ders almaya başlar. Sonraları dersler Şerif İçli'nin evinde de sürer. Okulun tatil olmasını dört gözle bekler. Ailesine kavuştuğu ilk tatil, ilk bestesini de kazandırmıştır ona. Sözlerini de kendisi yazmıştır akrostiş olarak:
Zehretme bana hayatı cananım
Elemlerle doldu benim her anım
Kederinle yanıp sönse de canım
İnan ki ben sana yine hayranım



İstanbul'a döner dönmez "Acem Kürdi" makamında bestelediği bu ilk şarkısını keman üstadı Yavuz Özüstün ve Udi Edip Dikencik'e mırıldandır. Onlardan aldığı "olur" ona dünyaları bağışlar. Bu ilk beste Zeki Müren daha lisedeyken henüz 14 yaşındayken radyoda Suzan Güven okur ve kendisine müjdeyi verir: "Radyo imtihan açtı. Sanatçı alınacak."
Sınav gününü nasıl bekledi, radyoevine kadar nasıl gitti, farkında değildir. Öylesine heyecanlıdır ki, dizleri titrer, ağzı kurur. Ama her şey radyoda jürinin karşısına, sazların önüne geçtiğinde biter. Veli Kanık, Yorgo Bacanos, Refik Fersan, Fahire Fersan, Cevdet Çağla ve Baki Süha Edipoğlu'ndan oluşan jürinin karşısında 3 bin eseri ezbere bilen yaşı genç ama bilgisi, görgüsü, sesiyle 40 yıllık sanatçılara taş çıkartan bir Zeki Müren vardır. İlk okuduğu şarkı Hicaz makamında "Nideyim sahnı çemen seyrini cananım yok" olur. Sonra ardı gelir. Jüri Zeki Müren'i bir türlü bırakamaz. Sınava girmek için bekleyen 185 kişi kapıda sabırsızlıkla içeride ne olduğunu öğrenmeye çalışır; jürinin istekleri ise bitmez. Bir saatin sonunda jüriden bir tek ses çıkar: "Fevkalade,fevkalade..."

Akademi: Renk deryasında renksiz yelkenli
Boğaziçi Lisesi Zeki Müren'i Türkiye'ye kazandırmıştır. Lise bittiği gün Zeki Müren plakçıların, gazinocuların, filmcilerin peşinde koştuğu pırıl pırıl bir gençtir. Sıra üniversiteye gelmiştir. Bir yandan akademiye devam eder, bir yandan da radyo programlarını sürdürür. O yıllarda İstanbul'da üç gazino vardır: Küçük Çiftlik Parkı, Tepebaşı Gazinosu ve Cumhuriyet Gazinosu. Gazino sahipleri sırayla Zeki Müren'in kapısını çalar ve o günler için çok büyük paralar önerirler. Zeki Müren'in yanıtı hep aynıdır: Hayır.
Ama plak önerisine aynı kararlılıkla hayır diyemez. Yeşilköy'de bir stüdyoda doldurulan ilk plağı "Bir Muhabbet Kuşu" yok satar. Türkiye'nin her yerinde pikap olan her evde, lokantada, kahvede, meyhanede artık bir tek plak çalıyordur: Bir Muhabbet Kuşu ... "Altın Plak" ödülünü ise 1955'te doldurduğu "Manolya" adlı plağı ile alacaktır.

Yeşilçam: "Beklenen Şarkı" nihayet gelir
Sırada Yeşilçam vardır. İlk film teklifi baba dostu İhsan Doruk aracılığıyla gelir: O yılların en gözde sanatçısı, unutulmaz güzellikteki Cahide Sonku, müzikal bir film yapmak istiyordur ve başrolde Zeki Müren'i uygun görmüştür. Babası, "Önce okul bitsin" diye direnecek olur ama ikna edilir ve kollar sıvanır. Yapımcılığını Cahide Sonku ve kocası İhsan Doruk'un yaptığı başrollerini Jeyan Mahfi Ayral'la Zeki Müren'in paylaştığı "Beklenen Şarkı" adına uygun bir başarı elde eder. Türkiye Zeki Müren'i bekliyordur ve onu bağrına basar. Beyaz perdeye aranan renk bulunmuştur. Ardı ardına 18 film çevirir Zeki Müren. Her biri büyük başarı elde eder. Şiir, şarkı, desen derken Zeki Müren adeta güzel sanatların her dalında başarılı olabileceğini kanıtlar. Filmlerde bir yandan oynar, söyler, müzik yönetmenliğini yapar, bir yandan da kendi dublajını kendi yapar. Sıra sahneye gelmiştir artık.

Sahne: Çile, para, para, çile

Gazino sahipleri kapısını aşındırır. Biri gider, biri gelir, araya tanıdıklar konur. "Dile bizden ne dilersen" denir. Okul da bitmiştir. Yani artık gazinocuları reddedeceği bir bahanesi de yoktur. Zeki Müren Küçük Çiftlik Gazinosu'nda sahne aldığı ilk gece bembeyaz bir frak giymiş arkasında oturan Selahattin Pınar, Sadi Işılay, İsmail Şençalar, Yorgo Bacanos, Kadri Şençalar, Şükrü Tunar, Necdet Gezen (Müjdat Gezen'in babası), Fevzi Aslangil ve Hakkı Derman da bir örnek mavi ceket, gri pantolon ve gri papyonlarıyla yerlerini almıştır. Zeki Müren'e göre bu "küçük değişiklik" ilerde sahnelerde yaratacağı büyük devrimin de göstergesi olur.

Sahnelerdeki devrim tüm hızıyla sürer. Apartman topukların moda olduğu yıllardır. Dizlerine kadar bağcıklı lame çizmeler, yakası tüylü, payetlerle süslenmiş lame karışımlı mini minnacık bir şort takım ve arkasında yine elbisesine uygun renklerde şifon bir pelerin, kolunda-başında giysilerini tamamlayan aksesuvarlarla seyircilerin karşısına çıktığında o güne dek süregelen bütün kalıpları, alışkanlıkları yıkmıştır. Bu yeniliklerden biri de sahne dekorunu değiştirmesidir. O güne kadar düz olan sahne, onun ricasıyla "T" şeklinde bir podyuma dönüştürülür. Böylece Zeki Müren gazinonun her yerinden görülebilir, sanatçı hayranlarıyla daha da yakınlaşabilir.

Tiyatro: Aylarca kapalı gişe
Yıllar hızla geçer, Zeki Müren'in yıldızı söneceğine daha da parlar. Plaklar, kasetler doldurur, sahneye çıkar, film çevirir, desen çizer, şiir yazar, durmaksızın üretir. Bu yıllarda tiyatrocular da çalar kapısını. Sıraselviler'de Abdullah Ziya Kozanoğlu'nun Arena Tiyatrosu'nda sahnelenecek "Çay ve Sempati"de rol almasını isterler. Cüneyt Gökçer'in yöneteceği oyunda bir kolej öğrencisini canlandıracaktır. Rol arkadaşları Altan Karındaş ve Asuman Korad'dır. Zeki Müren, birkaç dakika düşünür ve kararını verir: "Neden olmasın. Bir ses sanatçısının tiyatroda oynayabileceğini ispat edebilmesi lazım" deyince teklifi getirenler sevinçten Zeki Müren'in boynuna sarılır. Tiyatroda oynaması da olay olur. Oyun aylarca kapalı gişe oynar.

Vücudun iflası
Zeki Müren'in 80'li yıllarda yaşamında acılar, hastalıklar, üzüntüler vardır. Yıldızının parlama eğrisi hala yukarıları gösterir ama sağlığı yılların koşuşturmasına, heyecanına, stresine artık dayanamaz, sağlık eğrisi hızla aşağılara düşer. Ayaklarında, dizlerinde dayanılmaz ağrılar başlamıştır. Teşhis damar genişlemesidir. Tek tedavi de kortizonlu iğne. Kortizonlu ilaçlar yüzünden bir ayda tam 14 kilo alır. Artık sahnelere çıkmıyordur, televizyon çekimlerinde ise vücudu görülmesin diye genellikle üstü çiçekli bir masanın arkasında durur. Küçük çekim hileleriyle hızla kilo alan vücudunu saklar ama hastalıklarını önleyemez. Vücudu iflasa doğru gidiyordur.

1980'in haziranında apar topar hastaneye kaldırılır. Tansiyonu 12'ye düşmüş, nabız 100'e yükselmiştir. O an için durumu iyidir, kendi deyimiyle "Azrail'i kovmayı başarmıştır", ama sonrası için daha köklü önlemler gerekiyordur. Houston'da kalp uzmanı De Bakey'nin ellerine teslim olur. Anjiyo sonucuna göre kalbe giden üç damardan ikisi tıkalıdır ama ameliyat olması gerekmiyordur. 54 gün boyunca sadece su içmesine izin vererek tam 25 kilo verdirirler. Türkiye'ye döndüğünde artık çok şey değişmiştir. Yemesine, içmesine dikkat edecek, stresten, üzüntüden uzak duracaktır.

"Bindokuzyüz bilmem kaç"

Biyografik şiirinde söylediği "Bindokuzyüz bilmem kaç'a hızla yaklaşıyordur". 1996 yılı başında içinde kıpırdayan aşkı daha fazla bastıramaz. Sanki ölmeden önce son kez hayranlarıyla buluşmak istiyordur. Önce TRT'ye açar kapılarını, yaşamını anlatır ince ince.
Sonra o gün gelir. TRT İzmir stüdyolarında "Batmayan Güneş" adlı Zeki Müren Belgeseli'nin çekimleri ve bir ödül töreni vardır. Yakınları sağlığı iyice bozulan Müren'in İzmir'e gitmesine karşı çıkarlar. Hiç kimseyi dinlemez. Hatta sonradan evdeki yardımcılarının söylediğine göre o gün ilaçlarını da almaz. Evden çıkarken yardımcılarıyla helalleşir ve onu son yolculuğuna götüren minibüse biner.

Tarih 24 Eylül 1996'yı gösterir. TRT'nin Zeki Müren'e bir sürprizi vardır. Sanatçının 1951 yılında Ankara Radyosu'nda ilk şarkısını söylediği mikrofonu hediye edeceklerdir. Çok heyecanlanır. Oturduğu koltuktan güçlükle kalkar. Büyük bir gayret sarf ederek birkaç adım atar ve sunucunun eline sıkı sıkı tutunarak ayakta durmaya çalışır. Bacaklarının titrediği, yüzünün solduğu gözleniyordur. Mikrofonu eline alır ve son gücünü kullanarak şu birkaç cümleyi söyler: "Böyle bir sürprizi beklemiyordum. Hayatımın en büyük anısı. O yıllara iniyorum. Ağlayayım mı, güleyim mi?" Bunlar son cümleleridir. Koltuğa oturulan Zeki Müren fenalaşıp kendini kaybeder. Doktorlar ilk müdahaleyi yaptığında, Zeki Müren çoktan hayata veda etmiştir.

Filmlerinden bazıları
Son Beste, Berduş, Altın Kafes, Gurbet, Kırık Plak, Hayat Bazen Tatlıdır, Aşk Hırsızı, Bahçevan, İstanbul Kaldırımları, Hep O Şarkı, Düğün Gecesi, Hindistan Cevizi, Katip Üsküdar'a Giderken, İnleyen Nağmeler, Aşktan da Üstün...

Bestelerinden bazıları
Bir Yaz Yağmuru Gibi Geçiverdi Aşkımız, Yoksun Bu Gece, Yine Zehroldu Şarabım, Manolyam, Yaprak Dökümü, Beklenen Şarkı, Bir Tatlı Yalan, Bir Demet Yasemen, Yaşamak Zevki Verir Ruhuma Sonsuz Kaderim, Söğüt Dalından İncesin, Bir Tatlı Tebessümün Bin Vuslata Bedeldir, Bir Gönül Hikayesi Anlatırdı Gözlerin, Gurbet Yolu Hasret Dolu, Hayat Bazen Tatlıdır, Berduş, Altın Kafes, Şimdi Uzaklardasın...
(e-kolay Haber)
534
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.