Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Nurgül: Filmlerde sevişmeye son!

Nurgül: Filmlerde sevişmeye son!

Nurgül Yeşilçay "Yaptığın iş toplumla örtüşecek" diyor: "Özellikle dizilerde. Karaktere aşık olduklarını bilip milleti o kadar da şaşırtmayacaksın. Çünkü aslında ben parayı bütün hayatımı satarak kazanıyorum. Herkese şu hakkı veriyorum: Benim hakkımda herkes istediği yorumu yapabilir"

Nurgül'ün çarpıcı pozları sağda

Son yıllarda Türk sinemasının çıkardığı en yetenekli, en beğenilen oyunculardan... "İkinci Bahar"ın Gülsüm'üyken "Türk sineması yeni Sultan'ınını buldu" denmişti. Sonra "Asmalı Konak"ta Bahar oldu. O da gönülleri fethetmişti. Kendisi de biraz o karakter gibi miydi? Asi mi, çılgın mı, çocuk mu, kadın mı, iyi mi, deli mi, sakin mi?
Ve Atıf Yılmaz'ın "Eğreti Gelin"inde güzelliğiyle herkesi kendine aşık etti. Rol arkadaşı Müjde Ar'ın dediği gibi "Negatif onu seviyor"du. İşte o aşıklardan biri de Fatih Akın olunca yeni bir film projesi doğdu: "Yaşamın Kıyısında". Yeşilçay, Fatih Akın'ın yazıp yönettiği filmde siyasi kimliği de vurgulanan, lezbiyen bir karakteri canlandırıyor. Çekimler yakında bitiyor.

Dediğimiz gibi Akın da ona "Eğreti Gelin" filmini izledikten sonra neredeyse aşık olmuş. Sözleri o filmdeki Nurgül'ü çok güzel özetliyor: "Çok güzel, çok çekici, çok seksi..." Ama onu sokakta görenler ise farklı şeyler söylüyor. Çünkü bol bir pantolon, rahat bir tişört, bağlı saçlarıyla makyajsız, hatta bakımsız genç bir kadın. Beni uyarıyorlar "O röportaj falan demez, kendine çekidüzen vermez, söyle iki allık sürsün fotoğraf çekiminden önce. Ayrıca röportajlardan da pek hoşlanmaz."
Oysa buluştuğumuzda her şey farklı gelişiyor. "Bana izin verin, makyaj yapayım" diyor. Her soruya cevap vermeye çalışıyor, "Ne zaman bitecek?" demiyor, "Kabul ettik, gerekeni de yapacağız" tavrında. Sanki daha büyümüş, daha profesyonel.

Sadece ara ara röportaj kesiliyor. Çünkü oğlunu, 15 aylık Osman Nejat'ı özlüyor. Kucağına alıyor, oynuyor. Sonra tekrar gidiyor, öpüyor. Bu gidişler sırasında mutlaka koridorda zıp zıp koşuyor. Ağırlaşmış dediysem o kadar da değil yani. Bu arada evet, hâlâ çok 'Ya'lı, 'Yani'li, 'Falan'lı konuşuyor.

Fatih Akın'la tanışmanız nasıl oldu?
"Fatih Akın'ın filmi çekilecek, seninle tanışmak istiyor" dediler. Ben de "Tabii ki" dedim doğal olarak. Bebek Kahve'de buluştuk. Beş dakika falan konuştuk. Çocuklarımızdan bahsettik. Sonra da oldu zaten. Çok iyi, dürüst bir insan. Çok disiplinli. Ben de zaten çok disiplinliyim. O yüzden çok iyi anlaştık.

Filmi anlatsanıza biraz.
Anlatması çok zor. Borges falan vardır ya; hikayelerini bilirsin. Aslında kader üzerine bir şeyler anlatır ama anlatırken modernize eder. Nenemin anlattığı gibi anlatmaz. Bu film de öyle bir şey.

Rolünüz de, notlarıma bakayım, "siyasi kimliği olan lezbiyen kadın rolü". Yani?
Yani, onlar filmin içinde var ama ana motifler değil. Lezbiyenlik de var, siyasi taraf da var ama... Filmin içinde pek çok hikaye var. Kimi hangi tarafı ilgilendiriyorsa onunla ilgilenecektir.

"Benim oğlum çok kafa dengi bir çocuk"
Bir röportajınızda "Anne olduktan sonra sevişme sahnelerini istemiyorum. İnsanın içi almıyor başka adama dokunmak" benzeri sözler söylemişsiniz. Ne oldu "Sanatçı kabul ettiği rolün gereklerini yerine getirir, her role girer, sevişir de dövüşür de" meselesi? Çocuk olduktan sonra insan gerçekten çok değişiyor mu?
O içten gelen bir şey. Ben çocuktan sonra büyüdüğümü çok hissettim.

Sabahlara kadar kulüpte dans edeyim falan kalmıyor yani...
Eğer anne olacaksan o durumdan sıkılmış oluyorsun zaten. Çocuğa daha fazla vakit ayırmak istiyorsun. Gerçekten, yürekten istiyorsun. Ona vakit ayırınca da eskiden yaptığın bir sürü şeyi yapmıyorsun. Bir de çocuk sana o kadar yetiyor ki artık dışarıya çıktığında eğlenemiyorsun. Eskiden zevk aldığın o kadar şey aslında ne kadar boş ve anlamsızmış... Asıl eğlence çocuğunla salak salak zıplakmış... Hakikaten çok eğleniyorum ya. Çok kafa dengi bir çocuk.

"Bizi okulda 'Her şeyi yapacaksın' diye gazlıyorlar"

Daha planlı, programlı mı oldunuz?
Daha planlı, programlı olmak zorundasın. Çocuğun geleceğini düşünmek zorundasın. Eskiden tek başıma yaşıyordum. Kazandığım bana yetiyordu. Geleceği planlamıyordum, hatta göçebe bir hayat düşünüyordum. Kuş gibi falandık. Ama şimdi köklü olmak zorundasın.

Sevişme sahnelerinden, oyuncu her rolü oynardan bahsediyorduk...
Hayır, ben artık ona inanmıyorum. Ama çocuktan önce de öyle düşünüyordum. Bizi öyle bir gazla okuldan gazlıyorlar. "Her şeyi yapacaksın!" Şunu öğretmiyorlar: Yaşadığın toplumla yaptığın iş birbiriyle örtüşecek. O zaman ancak yaptığın bir değer kazanıyor. Hayattan bu kadar kopuk yaşayamazsın. Ama benim bunu çözmem okuldan ayrıldıktan altı yıl sonra falan oldu.

Uluslararası bir proje bu, yurtdışında da gösterilecek. Bunda lezbiyen sevişme sahnesi olsa kabul etmeyecek miydiniz?
Bu filmde doğru olan o ikisinin sevişmesinin gösterilmemesiydi. Çünkü bu lezbiyenlik üzerine bir film değil. Arkadaşlık, dostluk, birbirine destek olan iki kız...

Genel olarak da soruyorum. Uluslararası bir projede de mi sevişmeyeceksiniz? Yani "Nurgül bizim Hollywood'daki yüzümüz olsun" diyenler var.

Yani benden o kadar da beklenmesin. Ben gidip de Hollywood'un kapısında bekleyemem. O kadar maceraya giremem açıkçası. 2 bin tane adam var, hepsi çok iyi oyuncu ve hepsi Hollywood'un kapısında. Tabii
Hollywood kapımı çalarsa içeri alırım. Ayrıca artık bir sürü Hollywood filminde de sevişme sahnesi falan yok. Avrupalı yönetmenler bunu daha çok yapıyor. Özetle bu film lezbiyenlik üzerine değil. İnsanlar benim şöyle şeyler dememi istiyorlar: "Gittim lezbiyenlerle takıldım, onlarla beraber oldum, denedim." Ama öyle bir şey yapmadım. Biz Cem'le çalıştık.

Hatta "Cem etek giydi, çalıştırdı" falan dediniz. Şaka herhalde.
Evet, orada espri yaptım.

Ama manşetlere çıktı.
Söylerken biliyordum manşete çıkacağını. Ben orada dalga geçtim.

"Dizide kötü kadın olmam"
Bazen "Uff bıraksam" diye düşündüğünüz oluyor mu? Gelgitler yaşıyor musunuz?
Tabii ki gelgitler yaşıyorum. Özellikle şöyle durumlarda... Mesela çok kötü bir haber almışsın. Ağlamaklı falan yolda yürüyorsun. Seni durduruyor, sonra "Sen de hiç gülmüyorsun" diyebiliyorlar. Bazen seni robot gibi görüyorlar. Power tuşuna basacaklar, devamlı devamlı gülmeni istiyorlar. İnsanların senden tek istedikleri seninle gülen bir fotoğraf çektirmek. Onları da anlıyorum ama onlar da biraz anlayış göstersin. Elimden geldiğince iyi davranıyorum ama bazen olmuyor ya.

Aslında size değil de o karaktere aşık oluyorlar.
Yaşadığın toplumu iyi bilmek lazım diyorum ya. Ben gidip de bir dizide kötü kadını oynamam. Filmde oynarım. Filme giden kitleyle dizi seyreden kitle aynı değil. İnsanlar senin oradaki karakterine bayılıyor.

İyi karakter olduğun vakit de Sanem Çelik, Pınar Altuğ'un başına gelenler yaşanabilir. "Sen nasıl bunu yaparsın?" diyebilirler.
Yani, o zaman da milleti o kadar da şaşırtmayacaksın. Karaktere aşık olduklarını bileceksin. Onun dışına çok çıkamazsın. Bazı yapımcılar böyle sözleşmeler yapar. "Şunu yapmayacaksın, saçlarını değiştirmeyeceksin, bedenin şöyle olmayacak, hamile kalmayacaksın..." Çünkü sana bu yüzden para veriyorlar. Ben genel olarak parayı aslında bütün hayatımı satarak alıyorum. Çok ağır ama bu böyle. Herkese şu hakkı veriyorum: Benim hakkımda herkes istediği yorumu yapabilir. Ben oyunculuk yaptığım için değil, herkese yorum yapma hakkı verdiğim için para alıyorum.

"Evden kaçtım, dönünce güzel bir sopa yedim doğal olarak"
Kaç doğumlusunuz? Nerede doğdunuz?
1976'lıyım. İzmir'de.

Nasıl bir aileye doğdunuz?
Memur bir aile. Dört kardeştik.

16 yaşında evden kaçtığınız doğru mu?
Evet. Sevgilim vardı. Onunla kaçtık yani. O zamanlar onunla evlenmeyi düşünüyordum.

Kaçmak ne demek? Evi bırakıp İstanbul'a mı geldiniz?
Hayır, hayır, yine İzmir'deydik ama başka bir yerde bir bungalov tutmuştuk, orada yaşıyorduk. Gemici düğümü yapıyorduk, onları satıyorduk.

Sonra eve döndünüz...
Tabii canım. Güzel bir de sopa yedim doğal olarak.

Ve konservatuvar...
Konservatuvar sınavlarına girdim, kazandım. Ancak ben neye girdiğimi falan da bilmiyordum. Bir çocuk vardı o ara, ben ona aşıktım. Platonik. O tiyatrocuydu. Ona yakın olmak, onunla daha çok şey konuşabilmek için Moliere falan derken sınava girip kazandım. Hayatta her şey çok tesadüf oldu benim için.


"Cem Özer'e zaten kıldılar"
Siz Cem Özer'le evlenince "Yazık oldu kıza" diyenler çok oldu.
Cem Özer'e zaten kıldılar. "Cem şöyledir, böyledir" falan. Biliyorum.

Hâlâ böyle tepkiler geliyor mu?
Yok. Varsa da artık kendi aralarında konuşuyorlar galiba. Bir ara çok dile getiriyorlardı bunu. Şimdi kimse bana bir şey söylemiyor.

Siz "Benim çok arkadaşım yoktur. Özellikle ünlü olduktan sonra iyice azaldı" demişsiniz. Gerçekten arkadaşlarınız sizin ünlü olmanızı kabul edemedi mi, gariplikler yaşandı mı?
Oldu tabii. Arkadaş dediklerim okulda beraber okuduğum insanlar. Hepsi oyunculuk okuyor ve hepsi bir yerden yırtma peşinde falan. Öyle olduğunda, sen yapınca tabii ki hırs oluyor insanların içinde. Ben her şeyi çok rahat elde ettiğim için iş konusunda...

Maşallah.
Hakikatten şükretmesini de biliyorum. İnsanların devamlı ağlamasından da çok rahatsız oluyorum. Herkes devamlı her şeyden şikayetçi. "Sürünüyoruz işte", "Milletin ağız kokusunu çekiyoruz..." Hepimiz hepimizin ağız kokusunu çekiyoruz. Sevmiyorsan yapma. Tabii sadece şans değil, çalışmadan da olmuyor. "İkinci Bahar"da bizimle oynayan birçok insan vardı. Ozan'la (Güven) ben çıktık. Şansını nasıl değerlendirdiğin de önemli. Kenarından geçer ama sen bunu yakalayamazsın. Bunu görmek, bunu algılayabilecek kafada olmak da önemli. Ayrıca bazen birine şans güler, bazen biri daha parlaktır, biri daha yeteneklidir. Herkes aynı seviyede olmaz. Hayatta eşitlik yok. Herkes star, iyi oyuncu olmak istiyor. Ama bunlar için bir sürü şey lazım.
(Milliyet)
574
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.