Mahmure

Magazin

Magazin Gündemi

Nazım Hikmet'in 40 yıllık sırrı

Nazım Hikmet'in 40 yıllık sırrı

Dünyaca ünlü Türk şairi Nazım Hikmet'in ölmeden önce son eşi Vera'dan ayrılarak, öldüğü gün gizli sevgilisi Adile Hüseyinova'nın evine taşınmayı planladığı iddia edildi. Nazım'ın aşkları yine gündemde...

Doğumunun 100`üncü yıldönümü kutlamalarına hazırlanılan ünlü şair Nazım Hikmet ile ilgili 39 yıldır gizli kalan büyük bir sır ortaya çıktı.

Büyük sırrın, "Nazım Hikmet`in, çok önemli bazı şiirlerine ilham kaynağı olan, 60`lı yaşlarına doğru aşık olduğu, `saçları saman sarısı kirpikleri mavi` karısı Vera ile yaşadıkları evi tam da öldüğü gün, 3 Haziran 1963 tarihinde terk etme ve o sıradaki gizli sevgilisi Adile Hüseyinova`nın evine yerleşme planı yapması" olduğu öğrenildi.

Eve terk etme planının nedeni ise Nazım`ın, Vera`nın eski kocasıyla gizlice buluşmakta olduğunu öğrenerek büyük bir psikolojik darbe yemesi.

Hüseyinova, Hukuk Fakültesi`nde okuyan torunu Andrey ile Moskova`da zor koşullarda yaşadıkları tek odalı evlerinde, Anadolu Ajansı muhabirine bu konuda açıklamalar yaptı.

Bu açıklamalarda söylenenler, o dönemde Nazım Hikmet`e yakın olan, artık sadece birkaçı hayatta kalmış dostları ve bugün Nazım hakkında çalışmalar yapan akademisyeler ve sanatçılar tarafından da doğrulandı.

Hüseyinova: 40 yıl sustum

Hüseyinova, öncelikle yıllardır neden sustuğunu ve neden şimdi konuşmaya başladığını açıkladı. Hüseyinova, şunları söyledi:

"Nazım, 1963`te öldü. Hiçkimsenin, onun hakkında kötü düşünmesini istemedim. Vera da yaşıyordu.Ben bir Müslümanım ve ilişkide olduğum Nazım da evliydi. Kimsenin bu durumu yanlış yorumlamasını istemedim. Bu aynı zamanda Nazım`ın da sırrıydı. Bunu bozma hakkım yoktu. imdi açıklıyorum, çünkü yaşım 73... Yakında ölebilirim ve sırlarımı mezara götürmek istemiyorum. Ayrıca herkesin, Nazım`ın insancıl yönünü bilmesini istiyorum."

Prof. Melikov da, Hüseyinova`nın susmasını kendisinin de istediğini belirtti ve "Geçmişte açıklansaydı, büyük gürültüler kopardı. İnsanlar birbirine düşerdi" diye konuştu.

Tanışmaları

Nazım ile ilgili bu anılarını kaleme de alan ve Türkiye`de bir kitap halinde basılması için çaba gösteren Hüseyinova, Nazım`la, ünlü şairin oğlu gibi sevdiği, akademisyen Ekber Babayev aracılığıyla 1961`de tanıştığını söyledi.

Müzik eğitimi almış olan, o dönemde Moskova`daki Lenin Kütüphanesi`nde çalışan ve bir yandan da Edebiyat Enstitüsü`nde öğrenimine devam eden Hüseyinova, Nazım`ın da katıldığı bir toplantıya halk şarkıları söylemesi için davet edildi.

Nazım, Azeri kökenli olan bu şarkıcının babaannesinin Türk olduğunu öğrenince, memleket hasretinin de etkisiyle daha fazla etkilendi ve dostlarına onu, "İstanbul kızlarını andıran Adile Hanım" şeklinde takdim etti.

Hüseyinova, ilk karşılaşmalarını anlatırken, "Onu görünce ağzım açık kaldı. Çok yakışıklydı. O da bana uzun süre şaşkınlıkla baktı. Yüzümü avuçlarının içine aldı, gözleri buğulandı. Sonradan anladım ki, Türk kadınına benzerliğim onu çok etkilemişti. Beni annesine de benzetirdi" dedi.

Bakü günleri: Hiç olmazsa mezarım burda olsun

Adile Hüseyinova, Nazım Hikmet`in Vera ile birlikte yaşadığı evlerine defalarca gittiğini, Vera`nın çoğu zaman evde olmadığını, ya akrabalarını ziyaret, ya akademik çalışmalar ya da özel işleri için genellikle evden uzak kaldığını, ancak Nazım`ın da o evde kendisiyle asla yakınlaşmadığını belirtti.

Nazım ile iki yıl boyunca, şairin ölümüne değin süren tanışıklıkları sırasında iki kez Bakü`de buluştuklarını belirten Hüseyinova, "Birbirimizle yalnızca orada yakın olduk, birlikte olduk" dedi.

Hüseyinova, Nazım`ın, "Seni İnturist (Bakü) Oteli 209 no`lu odada bekliyorum - Nazım" yazılı telgrafını hala saklıyor. Bu Bakü seyahatinin birinde Ekber Babayev de bulundu.

Nazım, Bakü`nün dar sokaklarını İstanbul sokaklarına benzetiyor ve bu nedenle bu kenti çok sevdiğini sık sık Hüseyinova ve Babayev`e anlatıyordu. Bakü sokaklarındaki gezinti sırasında Nazım bir ara, "Eğer memleketimde ölemezsem, hiç olmazsa mezarım burada olsun" dileğinde de bulundu.

Nazım en zor günleri başlıyor

Nazım, Moskova`da "Leningradskaya ose" adlı caddenin başında bir dairede yaşayan Hüseyinova`nın evine hiç gelmemişti. 1963 yılında, Hüseyinova`nın anlatımına göre, ölümüne yakın günlerde, birden bire bu eve geldi. Bir yurtdışı seyahatinden dönmüştü. Adresi Babayev`den almıştı.

Nazım, Hüseyinova`nın anlatımına göre, bitkin, psikolojik olarak çökmüş bir durumdaydı. Her zamanki o neşe saçan hali tamamen gitmişti. "Yoruldum. Kalbim yoruldu, ağrıyor" dedi.

Aynı zamanda öfkeliydi. Dost desteğine ihtiyaç duyar bir durumdaydı. Yaklaşık iki yıl önce intihar etmiş olan yazar dostu Ernest Hemingway`den söz etti.

"İntihar ederek çok cesurca davrandı. Bir şey yapamıyorsan, gitmelisin" dedi. Hüseyinova, Nazım`ın bu sözlerini, ``Sanki Hemingway için değil, kendisi için söylediğini hissettim`` diye konuştu.

"Nazım hiç şikayet etmezdi. Hiç kimse hakkında, kendisi hakkında hiç kötü konuşmazdı. Gerçek bir erkek gibi davranırdı" diyen Hüseyinova, o gün akşama kadar suskun oturduklarını, kendisinin de hiç soru sormadığını belirtti. Hüseyinova, rahatsız etmemek için ışığı bile yakmadı. Karanlıkta belki de Nazım kendi kendisine ağlamıştı.

Nazım`ın ayrılmasından sonra hemen Babayev`e telefon ettiğini belirten Hüseyinova, Nazım`ın bu durumunun nedenini o zaman öğrendi. Babayev şunları söyledi:

"Evlerinde büyük bir skandal var. Vera, eski kocasıyla buluşuyor, onu aldatıyor. Nazım bunu öğrendi. Çok kötü durumda. Birkaç gündür evine gitmiyor, benim evimde kalıyor..."

Ölümüne 3 gün kala

Nazım, 31 Mayıs günü, ölümünden üç gün önce ikinci kez Hüseyinova`nın evine geldi. Taksiden indiği anda, o sırada dışarıya çıkmış olan Hüseyinova ile karşılaştılar.

Hüseyinova, bu anı, "Bu bana Allah`ın bir lütfuydu. Birkaç dakika önce çıkmış olsaydım, beni evde bulamayacaktı, belki de ölmeden önce onu bir daha göremeyecektim" diye anlatttı.

Nazım`ın üzerinde kolları dirseklerine kadar sıvanmış bir beyaz gömlek, elinde ceket vardı. Birlikte yukarı çıktılar. Hüseyinova, Nazım`ın yine sustuğunu, hiçbir şikayette bulunmadığını ve dalıp gittiğini belirtti ve sonrasını şöyle anlattı:

Aldatılmak

"Başımı göğsüne koydum. Çarpan kalbini duyuyordum. Onu küçük bir çocuk gibi bağrıma basmak, bütün sorunlarını unutmasını istiyordum. `Dalından koparılmış bir yaprak gibiyim. Dolaşıyor, dolaşıyor, nereye düşeceğimi bilmiyorum. Muhtemelen de yurduma düşmeyeceğim` dedi.

Tutamadığım gözyaşlarım beyaz gömleğine döküldü. Bir süre sonra da, `Yaşamdaki en zor, en korkunç şey aldatılmak. Daha zoru yok` dedi. Bu sözleri işitmek çok ağırdı. Hıçkırıklarla ağlamaya başladım. Neden Hemingway`den bahsettiğini şimdi daha iyi anlamıştım."

"Senin için ne yapabilirim" sorusuna Nazım`ın, "Benimle ağlaman bana yeter" karşılığını verdiğini belirten Hüseyinova şöyle devam etti:

"Gözlerimi öptü ve `Bu bizde veda anlamına gelir` dedi."

Nazım, ertesi gün gelerek, Hüseyinova`ya daha önce söz verdiği daktiloyu getireceğini bildirdi ve ayrıldı.

Hüseyinova, Nazım`ın yolun karşısına geçerken arkasından baktığını belirterek, "O anda genç olmayan, yorgun bir insanın yürüyüşünü gördüm. Bu yürüyüşte, hapishanede yıllar boyu yaptığı yürüyüşü gördüm,o yürüyüşü hissettim" dedi

Ertesi gün

Nazım ertesi gün, 1 Haziran`da, elinde "Kalibri" marka, Hüseyinova`nın sonradan bu anılarını kağıda dökmekte kullandığı daktiloyla geldi. Hüseyinova, bu daktiloyu korunması için şair Mustafa Öztürk`e teslim etmiş.

Nazım`ın bu kez çok farklı olduğunu belirten Hüseyinova, o günü deşöyle anlattı:

"Toparlanmıştı. Kararsızlığı gitmişti. Kendine güveniyordu. Bana ilk kez `Sevgilim` dedi. `Yarın tamamlamam gereken çok önemli işlerim var. Bir sonraki gün, 3 Haziran`da saat 12:00`de geleceğim ve artık sürekli seninle kalacağım` dedi. Anladım ki, artık geri dönüşü yoktu, Vera ile köprüleri atmıştı..."
678
dahafazlası
YORUMLAR
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.